Yüce Allah, Âlemde İnsanları Hâkim Kılmıştır

Bütün kâinâtı, canlı-cansız her varlığı, en mükemmel bir nizâm ve intizâm üzere yaratan ve onları her ân varlıkta durduran Allahü teâlâ,  şu uçsuz-bucaksız olarak gördüğümüz koca “kâinât”ta, sâdece “dünya”nın insanlarla meskûn olmasını irâde etmiş, “ilk insan” olarak “Hz. Adem”i bu dünyaya göndermiş ve onu aynı zamanda “ilk Peygamber” kılmıştır.

[Binâenaleyh: 1- İnsanlık hayâtı, sâdece bu dünyâda var; diğer gezeğenlerde yok. 

2- Bütün insanların atası maymun değil, insandır; beşeriyet Hazret-i Âdem’le eşi Hazret-i Havvâ’dan türemiştir.

3- Yine, insanlık vahşet üzere değil, medeniyet üzere başlamıştır. Çünkü ilk insan, Allah’ın seçilmiş bir Peygamberidir. Yontma taş devri, cilâlı taş devri… gibi şeyler birer tahmînden ibârettir, hayâl mahsûlüdür.]

Şüphesiz kiCenâb-ı Hak, yarattığı şu mükemmel âlemle, kendi varlığını belli ettiği gibi, kullarına çok merhamet ve şefkat ettiği, acıdığı için, var olduğunu ayrıca “Peygamber”leri vâsıtasıyla da bildirmiştir.

“İlk Peygamber” Âdem aleyhisselâmdan başlayarak, “son Peygamber” olan Sevgili Peygamberimize gelinceye kadar her asırda, dünyânın her tarafındaki insanlar arasından en iyi, en üstün olarak seçtiği bir zâta (Peygambere), “melek”le [“Cebrâîl” aleyhisselâm’la] haber göndererek, kendi varlığını, isimlerini ve sıfatlarını bildirmiştir.

Yüce Allah, insanlara muhtâc oldukları her türlü ni’meti de lutfetmiştir. Bu ni’metler sayılamıyacak kadar çoktur. [Bu konuda 2 âyet-i kerîme vardır.]

Bütün Peygamberleri vâsıtasıyla, onlara saâdet yollarını göstermiş, iyi ve güzel, kötü ve çirkin her şeyi öğretmiştir. Bu “Peygamber”leriyle, insanların dünyâda ve âhirette râhat etmeleri, huzûr içerisinde, iyi bir şekilde yaşamaları için, emirlerini ve yasaklarını, yanî ne yapmaları ve nelerden sakınmaları lâzım olduğunu açıklamıştır.

Bu Peygamberlerin hepsinin hedefi, “insân-ı kâmil” yani “iyi ferd”, “iyi âile”, “iyi cemiyet” yanî güzel ahlâklı insanlar meydâna getirmek olmuştur.

Peygamberler, Yüce Allah tarafından seçilip beşeriyete gönderilmiş çok kıymetli insanlardır. Ümmetlerini, Cenâb-ı Hakk’a çağırmak, sapık, yanlış yoldan, doğru yola, saâdet yoluna çekmek için gönderilmişlerdir. Dâvetlerini kabûl edenlere, “Cennet”i müjdelemişler, inanmayanları “Cehennem” azâbı ile korkutmuşlardır. Onların Allâhü teâlâdan getirdikleri her haber doğrudur, yanlışlık ihtimâli yoktur.

Peygamberler hakkında, Kur’ân-ı kerîm’de bazı âyet-i kerîmelerde meâlen buyuruluyor ki:

“…Peygamberler göndermedikçe azâp yapmayız.” (İsrâ sûresi, 15)

 “Peygamberin, üzerinizdeki (vazîfesi) ancak ilâhî emirleri teblîğdir. Allâh, açıkladığınız ve gizlediğiniz (sözlerle hareketlerinizin) hepsini bilir.” (Mâide sûresi, 99)

 “(Îmân edenleri Cennetle) müjdeleyici, (küfredenleri de Cehennemle) korkutucu olarak Peygamberler gönderdik ki, bu Peygamberlerin gelişinden sonra insanların (yarın) kıyâmette: (Bizi îmâna çağıran olmadı) diye Allâh’a bir huccet ve özürleri olmasın. Allah azîzdir, hükmünde hikmet sâhibidir.” (Nisâ sûresi, 165)

“Allâh’ı ve Resûllerini inkâr eden kâfirler, Allâhü teâlânın emirleriyle Peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar. ‘Bir kısmına inanırız; bir kısmına inanmayız’ diyorlar. Îmân ile küfür arasında bir yol açmak istiyorlar. Onlar(ın hepsi) hakîkaten kâfirdirler. Kâfirlere, çok acı azâbları (Cehennem azâbını) hazırladık.” (Nisâ sûresi, 150-151)

 İster “Ülü’l-azim”, ister “Resûl” veisterse “Nebî” olsun bütün Peygamberlerin eğitimdeki hedefleri aynıdır. Bu Peygamberlerden bazılarına gönderilen 104 kitaptaki hedef de, altını çizerek ifâde edelim ki, insanların dünyâda huzûr ve sükûn içerisinde yaşamaları, âhirette de ebedî saâdete kavuşmalarıdır.

Peygamberlerin vârisleri olan İslâm âlimleri ve Evliyâ-yı kirâm da, hep gıdâ gibi, bütün insanlara lâzım olan iyi fertler, âileler ve cemiyetler teşkîl etmek için uğraşmışlardır.

Allahü teâlâ, insanların îmân etmelerini, kardeşçe yaşamalarını, sevişmelerini, birbirlerine yardımcı olmalarını istemiş ve bunları emretmiştir. İnanan insanların da kardeş olduklarını i’lân etmiştir.

Makâlemizin sonunda, günümüzde bütün dünyanın başını ağrıtan anarşi ve terör konusunda birkaç kelime söylemek istiyoruz:

Gelmiş-geçmiş bulunan bütün Peygamberlerin getirdikleri ahkâm-ı dîniyyede  dînin, nefsin (cânın), aklın, neslin (ırzın, nâmûsun), mâlın ve benzeri değerlerin korunması öngörülmüştür. Allahü teâlâ ve Peygamberleri, emir ve yasaklarında, bunları koruma altına almışlardır.

Halbuki bugün bütün dünyâda, bu sayılanlar da dâhil olmak üzere, bütün insan hakları ciddî bir şekilde ihlâl edilmektedir.

Mukaddes dînimizde adam öldürmek, yaralamak, malını almak, çalmak şöyle dursun, kalp kırmak bile büyük günâhlardandır.

Onun için Yunus Emre (rahmetullahi aleyh):

“Eğer bir gönül yıktınsa bu kıldığın namaz değil;

 Yetmişiki millet dahî elin yüzün yumaz değil “ demektedir.