“Üç Ay”lar ve İçerisindeki “Mübârek Geceler”

[KEPENEK DERGİSİNİN 1. SAYISI İÇİN: 20 Nisan 2015 – 01 Recebü’l-ferd 1436 Pazartesi]                                                                                      

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

M. Ü. İlâhiyat Fakültesi Öğr. Üyesi

Halkımız arasında “Üç Ay”lar diye anılan “Recebü’l-ferd”, “Şa’bânü’l-muazzam” ve “Ramazânü’l-mübârek” aylarının, İslâm dîninde özel yerleri vardır.

Mübârek “üç ay”ların birincisi, her ümmetin saygı gösterdiği, içerisinde muhârebe etmenin günâh olduğu, Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetli bir ay olan, “mu’azzam, muhterem, kıymetli” demek olan “Recebü’l-ferd” ayı, bu sene, 20 Nisan 2015 Pazartesi günü başlayacaktır.

Sevgili Peygamberimiz, Receb-i şerîf ayının başında, “Ey Allah’ım! Receb ve Şa’bân aylarında bize bereketler ihsân eyle, [bu ayları bizlere bereketli kıl] ve bizi Ramazân ayına da ulaştır” meâlindeduâ buyururlardı.

[Cenâb-ı Hakk’ın, bu aylarda, bizlere de bereketler lutfetmesini ve ayların sultânı olan “Ramazânü’l-mübârek” ayına da ulaştırmasını diliyoruz.]

MÜBÂREK “ÜÇ AY”LARDAN RECEB AYI [20 Nisan 2015 – 01 Receb 1436 Pazartesi]

İslâm âlimlerinin kitaplarında, içerisinde mübârek “Regâib” ve “Mi’râc” kandillerini barındıran ve Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetli, hürmet edilen bir ay olan “Recebü’l-ferd” ayının afv ve mağfirete, bu ayı ta’kîb eden “Şa’bânü’l-muazzam” ayının şefâate, “Ramazanü’l-mübârek” ayının da sevâpların kat kat verilmesine mahsûs aylar olduğu bildirilmiştir.

Yine Recep ayının tevbe, hürmet ve ibâdet ayı; Şa’bân ayının muhabbet ve hizmet ayı; üç ayların üçüncüsü ve bütün ayların da sultânı olan Ramazân ayının ise yakınlık ve ni’met ayı olduğu ifâde edilmiştir.

Meşhûr velîlerden Zünnûn-i Mısrî (rahmetullahi aleyh): “Recep ayı tohum ekme, Şa’bân ayı sulama, Ramazân ayı ise hasâd ayıdır” buyurmuştur.

Bu ayların her üçüne de hürmet etmelidir. Hürmet etmek ise, günâhlardan uzaklaşmakla ve ibâdetleri yapmakla olur. Hürmet edip, saygı gösteren, kat kat karşılığını görecektir. Fakat, bu mübârek zamanlarda va’dedilen sevâplara kavuşabilmek için, her şeyden önce i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. Doğru İlmihâl bilgilerini öğrenmek ve yaşayışını bunlara uygun hâle getirmek gerekir.

Ayrıca çok tevbe ve istiğfâr etmeli, kazâya kalmış namazlarını, oruçlarını, zekâtlarını, sadaka-i fıtırlarını, kurbânlarını hemen kazâ etmeye başlamalıdır. Bir an önce bu borçlardan kurtulmak için çalışmalıdır.

Receb ayı, 4 harâm ya’nî dört kıymetli, hürmete lâyık aydan biridir. Bir âyet-i kerîme meâli şöyledir: “Allah’ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, harâm [hürmetli] olan aylardır…..” [Tevbe, 36]

Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:

“Harâm aylar, Muharrem, Receb, Zilka’de ve Zilhicce aylarıdır.” [İbn-i Cerîr]

“Cennette öyle köşkler vardır ki, onlara ancak Receb ayında oruç tutanlar girerler.” [Deylemî]

“Receb ayında, takvâ üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip, “Yâ Rabbî, onu mağfiret et” derler.”

“Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.” [Gunyetü’t-tâlibîn]

“Bir gün Receb-i şerîfin başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevâb verilir.” [Miftâhu’l-cenne]

“Allahü teâlâ, Receb ayında hasenâtı kat kat eder. Bu ayda bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevâba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennemin 7 kapısı kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. 10 gün tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münâdî, ‘Geçmiş günâhların afv oldu’ der.  Allahü teâlâ, Nûh aleyhisselâmı Receb ayında gemiye bindirdi. O da, Receb ayını oruçlu geçirip oradakilere oruç tutmalarını emretti.” [Taberânî]

Bilindiği üzere, bazı mekânlar emsâline göre daha mukaddes, bazı insanlar akrânına nisbetle daha muhterem kılındığı gibi, bazı zamanlar da benzerlerine nazaran daha kudsî, daha mukaddes ve daha mübârek kılınmıştır.

Mukaddes mekânların başında, Mekke-i mükerreme, içindeki Ka’be-i muazzama ve etrâfındaki Mescid sâhası ya’nî meşhûr ismiyle “Mescid-i Harâm”, Medîne-i münevvere ve içindeki “Mescid-i Nebevî”, Kuds-i şerîf ve içindeki “Mescid-i Aksâ”, yine Medînedeki “Mescid-i Kubâ” olmak üzere, Allahü teâlâya ibâdet edilen bütün câmi ve mescidler, O’nun emir ve yasaklarının öğretildiği yerler gelir.

Muhterem insanların başında, [üstünlük sırasına göre] Nebîlerin ve Resûllerin sonuncusu olan Hazret-i Muhammed (aleyhis-selâm), Hazret-i İbrâhîm, Hazret-i Mûsâ, Hazret-i Îsâ, Hazret-i Âdem ve Hazret-i Nûh (aleyhimüs-selâm) bulunmaktadır ki bunlara “Ülü’l-azm” Peygamberler denilir. Bunlardan sonra, 313 (üçyüzonüç) “Resûl” gelmektedir. Bunlardan sonra da, “Nebî” adı verilen 124 binden ziyâde olduğu bildirilen Peygamberler gelir.

Peygamberlerden sonra ise, üstünlük sırasında “Sahâbe-i kirâm”, “Tâbiîn” ve “Tebe-i Tâbiîn” başta olmak üzere diğer âlim ve velîler bulunmaktadır.

“Seyyidü’l-eyyâm” (günlerin efendisi) Cuma günü, “efdalü’l-leyâlî” (gecelerin en fazîletlisi) Kadir gecesi, “sultânü’ş-şühûr” (ayların sultânı) ise Ramazân ayıdır.

MÜBÂREK REGÂİB GECESİ [23 Nisan 2015 – 04 Receb 1436 Perşembe] 

Allahü teâlâ, kullarına çok merhamet ve şefkat ettiği, acıdığı için bazı gecelere, günlere ve aylara kıymet vermiş, bu gece, gün ve aylardaki duâ, tevbe, namaz ve oruç gibi ibâdetleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Aslında kulların çok ibâdet yapmaları, duâ ve tevbe etmeleri için böyle gece, gün ve aylar birer sebep kılınmıştır.

Bilindiği gibi, Receb ayının her gecesi kıymetlidir; her Cum’a gecesi de kıymetlidir; bu iki kıymetli gece bir araya gelince, dahâ da kıymetli olmaktadır. Receb ayının ilk Cuma gecesi “Regâib Gecesi”dir.

“Reğâib”: rağîbetler, ihsânlar, ikrâmlar demektir. “Regâib Gecesi”, Cenâb-ı Hakk’ın ihsân ve ikrâmlarının Nisan yağmuru gibi indiği bir gecedir.

Bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli demek olan “mübârek” sıfatıyle sıfatlanan ve İslâm dîninin kıymet verdiği on husûsî gece vardır ki, bunlar kronolojik sıraya ya’nî hicrî-kamerî sene içerisindeki yerlerine göre Muharremin 1. [müslümânların hicrî yılbaşı] gecesi,10 Muharrem(Aşûre) gecesi, 12 Rebîulevvel [Mevlid] gecesi, Receb ayının ilk Cuma [Regâib] gecesi, Recebayının 27. [Mi’râc] gecesi, Şa’bânın 15. [Berât] gecesi, Kadir gecesi, Ramazân Bayramı gecesi, Zilhiccenin 9. [Arefe] gecesi, Zilhiccenin 10. [Kurbân Bayramı] gecesidir.

Bildirilen bu on geceden başka, Fıtır (Ramazân) ve Kurbân bayramlarının diğer geceleri, Zil-hicce ayının ilk on gecesi, Muharremin ilk on gecesi ve her Cum’a ve Pazartesi gecesi de mübârektir.

MÜBÂREK Mİ’RÂC GECESİ [15 Mayıs 2015 – 26 Receb 1436 Cuma]

Bilindiği gibi, mukaddes dînimiz İslâmiyette kıymet verilen, “bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli” demek olan “mübârek” sıfatıyle sıfatlanan “on gece” vardır. Recep ayının 27. gecesi olan “Mi’râc gecesi” bunlardan biridir ki, Sevgili Peygamberimizin “İsrâ” ve “Mi’râc” mu’cizesiyle şereflendiği, göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu gecedir.

Resûlullah Efendimiz, 11 yılı aşkın bir zamandan beri, Allahü teâlânın dînini, insanlara teblîğ ediyordu. Ama Mekke halkı, kendilerini dünyâ ve âhirette mes’ûd ve bahtiyâr kılacak olan bu yüce esâslara îmân etmiyor, üstelik Peygamberimize ve müslümânlara da çok sıkıntı veriyorlardı.

Sevgili Peygamberimiz, hicretten bir yıl önce, 52 yaşında idi. Resûlullah’ın hem kendisine, hem de Eshâbına uygulanan baskılar, boykotlar, ezâ ve cefâlar haddi aşmıştı. İşkenceye tahammül edemeyen bazı müslümânlar, Resûlullah’tan aldıkları izinle, Habeşistân’a hicret etmişlerdi.

Mekke müşriklerine karşı kendisini himâye eden amcası Ebû Tâlib, bu senede vefât etti. Bir müddet sonra, 25 yıllık biricik hanımı ve en yakın destekçisi Hazret-i Hatîce vâlidemizi de kaybetti. Hattâ bunlardan dolayı, bu seneye “Senetü’l-hüzün=Âmü’l-hüzün=Hüzün yılı” denilir.

Resûlullah (aleyhisselâm), yanına Zeyd bin Hârise’yi de (radıyallahü anh) alarak Tâif’ e gitti ve oradaki insanlara bir ay nasîhat eyledi. Onlardan da hiçbir kimse îmân etmedi, bil’akis alay ettiler. Üstelik onları, çocuklara taşlattılar. Bu da Resûlullah Efendimizi çok üzdü.

Ne kadar enteresan bir durumdur ki, başka hiçbir Peygambere nasip olmayan “İsrâ ve Mi’râc Mu’cizesi”, Tâif seferinden müteessir olarak dönen Peygamber Efendimizin, iki yakınını da kaybettiği, kendisini en yalnız ve en çok üzgün hissettiği bir zamanda olmuştur.

Allahü teâlâ, Sevgili Peygamberini, 52 yaşında iken, Recep ayının 27. gecesi, melekût âlemini, kâinâtın hârikalarını seyir ve temâşâ etmesi için da’vet buyurdu. Gecenin muayyen bir sâatinde Cebrâîl aleyhisselâm gelip Peygamberimizi önce, Mekke-i Mükerreme’deki “Mescid-i Harâm”dan, Kudüs’teki “Mescid-i Aksâ”ya götürmüştür. Bilâhare Sevgili Peygamberimiz, oradan da göklere, bilinmeyen yerlere yükseltilmiştir.

Bu “mu’cize”yi, zaman ve mekân mefhûmlarıyle açıklamak ve akıl ile îzâh etmek mümkün değildir. İlâhî kudretin ve Peygamberlik mertebesinin ne demek olduğunu idrâk edebilenler, bu hâdisede de bir garîplik görmezler. Allah ve Resûlüne inananlar, mu’cizelere de inanırlar.

Sevgili Peygamberimizin, Mescid-i Harâm ile Mescid-i Aksâ arasındaki seyâhatleri, geceleyin vukû’ bulduğu için, “gece yolculuğu yaptırılması” ma’nâsında bu olaya “İsrâ” denmiş, bu mübârek kelime, aynı olayı anlatan âyetle başlayan “İsrâ” sûresinin de adı olmuştur.

“Mi’râc” ise, sözlük ma’nâsı itibâriyle “merdiven” ve “yükseğe çıkmak” gibi ma’nâlara gelmekle beraber, Resûl-i Ekrem Efendimizin, “varlık ufuklarının üstüne, yüce makâmlara yükselmesi” demektir.

Nitekim Resûlullah Efendimiz, “Mi’râc hadîsleri”nde “yükseğe çıkarıldım” buyurduklarından, bu hâdise “Mi’râc Hâdisesi” diye anılmıştır.

Resûlullah Efendimiz, 1. kat semâda Hazret-i Âdem’i (aleyhisselâm), 2. kat semâda iki teyze oğlu Hazret-i Îsâ ve Hazret-i Yahyâ’yı (aleyhime’s-selâm), 3. kat semâda Hazret-i Yûsuf’u (aleyhisselâm), 4. kat semâda Hazret-i İdrîs’i (aleyhisselâm), 5. kat semâda Hazret-i Hârûn’u (aleyhisselâm), 6. kat semâda Hazret-i Mûsâ’yı (aleyhisselâm), 7. kat semâda arkasını “el-Beytü’l-Ma’mûr”a dayamış Hazret-i İbrâhîm (aleyhisselâm) ile el-Beytü’l-Ma’mûr’u gördü. Sonra Cebrâîl (aleyhisselâm) onu, “Sidretü’l-Müntehâ”ya götürdü. (Müslim)

İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: “Mi’râc, rûh ve ceset ile birlikte oldu. Peygamberimizin Mekke’den Kudüs’e götürüldüğü, âyet-i kerîme ile [İsrâ, 1] sâbit olduğundan, Mi’râcın bu kısmına inanmayan kâfir olur. Göklere, bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur.”

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mi’râc’ta Cennet’i, Cehennem’i, sayısız şeyleri görüp, Kürsî, Arş ve Rûh âlemlerini de geçerek, bilinmeyen, anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde, mekânsız, zamânsız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı da gördü. Hiçbir mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı ni’metlere kavuşup bir anda, Kudüs’e ve oradan da Mekke-i Mükerreme’ye geldi.

Mi’râc gecesini tâât u ibâdâtla, meselâ tevbe-istiğfâr etmekle, kazâ namazları kılmakla, Kur’ân-ı kerîm ve kıymetli İlmihâl kitaplarını okumakla, tesbîhâtla, salevât-ı şerîfe getirmekle, duâ, münâcât, tazarru’ ve niyâzla….., gündüzünü de oruçla geçirmelidir.

 

MÜBÂREK ŞA’BÂN AYININ FAZÎLETİ [19 Mayıs 2015 – 01 Şa’bân 1436 Salı]

İçerisinde “Regâib” ve “Mi’râc” kandillerinin bulunduğu ve kıymetli bir ay olan Recebü’l-ferd ayı çabucak geçiveriyor. İslâm dîninde özel yeri bulunan ve “üç aylar”ın ikincisi olan “Şa’ban” ayı, “Peygamber Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) ayı” olarak anılmaktadır.

Bir hadîs-i şerîfte: “Recep ayı, Allahü teâlânın ayı; Şa’bân benim ayım, Ramazân da benim ümmetimin ayıdır. Şa’bân ayı, günâhlar için keffâret ayı, Ramazân ayı ise, günâhların temizleyicisi olan bir aydır” buyurulmuştur.

Şa’bân-ı şerîf, hayırların çoğaldığı, bereketlerin indiği, hatâların terkedildiği, günâhların örtüldüğü bir aydır. Âişe vâlidemiz (radıyallahü anhâ) buyurmuştur ki:

“Resûlullahın, [Ramazân ayı müstesnâ olmak üzere] hiçbir ayda, Şa’bân ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şa’bân ayının tamâmını oruçlu geçirirdi.” [Buhârî]

Resûlullah Efendimize, Şa’bân ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir:  “Şa’bân, öyle fazîletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfildirler. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.” [Nesâî]

Bu konudaki diğer hadîs-i şerîfler de şöyledir: “Ramazân ayından sonra en faziletli oruç, Şa’bân ayında tutulan oruçtur.” [Tirmizî]

“Şa’bân ayında üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.”

Şa’bân ayının şefâate vesîle olduğu, muhabbet ve hizmet ayı olduğu ifâde edilmiştir.

Sağlığı yerinde olan, Şa’bân ayının çoğunu, hattâ tamâmını oruçlu geçirebilir. Ama bünyesi zayıf olanların, Şa’bân ayının 15’inden sonra oruç tutmayıp farz olan Ramazân-ı şerîf orucuna hazırlanmaları iyi olur.

 [Bir zamânda veyâ bir yerde yâhut birşeyi okumakta, yapmakta, çok sevâb verileceğini işitince, o sevâba kavuşmaya niyyet ederek yapana, bu haber doğru olmasa bile, Allahü teâlâ, o sevâbları ihsân edebilir.

Fakat, bunun İslâmiyyet tarafından yasak edilmemiş birşey olması lâzımdır. Genel bir kâidedir ki, nâfile ibâdetlerin sevâblarına kavuşabilmek için, îmânda ve farzlarda kusûr olmaması, günâhlara tevbe etmek ve ibâdet olarak yapmaya niyyet etmek şarttır.]

ESHÂB-I KİRÂM, ŞA’BÂN AYINDA NELER YAPARLARDI?

Enes bin Mâlik’in (radıyallahü anh) anlattığına göre: “Resûlullahın Eshâbı, Şa’bân ayının hilâlini görünce, Mushaf-ı şerîf üzerine kapanıp, Kur’ân-ı kerîm okumaya devâm ederlerdi.

Müslümânlar bu ayda, mâllarının zekâtını çıkarıp, Ramazân-ı şerîfte oruç tutacaklara kuvvet ve kudret bahşetmek için, fakîr, miskîn ve zayıflara verirlerdi.

Vâlîler ve Hâkimler, zindân ve hapishânede olanları huzûrlarına getirtip cezâlarını hafîfletir veya serbest bırakırlardı.

Tüccâr, alacaklarını alır, borçlarını da öderlerdi.

Ramazân hilâlini (ayını) görünce de gusledip, i’tikâfa çekilirlerdi.

MÜBÂREK BERÂT GECESİ [01 Haziran 2015 – 14 Şa’bân 1436 Pazartesi]

İslâm dîninde çok kıymet verilen on “mübârek” geceden biri de Berât gecesidir. Şa’bân ayındaki en mübârek gece olan Berât (veya Berâet) gecesi, Şa’bân ayınının 14. gününü 15. gününe bağlıyan gecedir. Aslı “Berâet” olan ve Türkçe’ye “Berât” olarak giren bu kelimenin sözlük anlamı, “Borçtan, hastalıktan, suç ve cezâdan kurtulmak” ise de, dînî literatürümüzde: “İlâhî afv ve rahmete nâil olmak, günâhlardan arınmak, temize çıkmak” ma’nâlarını ifâde etmektedir.

Bilindiği üzere, Kur’ân-ı kerîmin iki türlü nüzûlü/inişi var: Birincisi Levh-i mahfûza inişi, diğeri de semâ-i dünyâya ve oradan Peygamber Efendimize inişi. Birincisi Berât gecesinde olmuş, ikincisi ise Kadir gecesinde başlamıştır.

Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Apaçık olan Kitâb’a andolsun ki, biz onu [Kur’ânı] mübârek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız.” [Duhân, 2-3]

Berât gecesi, Şa’bân ayının on beşinci gecesidir. Ya’nî 14 Şa’bânın bittiği günün gecesidir. [Ondördüncü günü ile onbeşinci günü arasındaki gecedir.]

Cenâb-ı Hak, ezelde hiçbir şeyi yaratmadan önce herşeyi takdîr etmiş, dilemiştir. Bunlardan bir yıl içinde olacak (doğumlar, vefâtlar, terfîler, tenzîller…..gibi) her şeyi, Şa’bân ayının onbeşinci (Berât) gecesinde meleklere bildirir.

Peygamber Efendimiz, Berât Gecesi’ne çok değer verir ve bolca ibâdet ederdi. Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ) vâlidemiz anlatıyor:

“Bir gece Peygamberimiz yatağından kalktı, abdest aldı, namaza durdu. Uzunca bir namaz kıldı; secdede o kadar çok kaldı ki, ben vefât etmiş olabileceğini düşündüm! Elimi mübârek ayağına dokundurdum, hareket ettiğini görünce sevindim. Namaz bitince sordum: Ne kadar çok secdede kaldınız? Hayatınızdan endişe etmeye başlamıştım. Hayırdır, hiç sizi böyle görmemiştim, dedim.”

Buyurdu ki: “Yâ Aişe! Bu gecenin hangi gece olduğunu biliyor musun? Bu gece Şaban ayının 15. gecesi olan Berât gecesidir. Bu gece, ameller Yüce Rabbimize arz olunur. Gelecek sene içinde kimin rızkının ne kadar olduğunu açıklayan liste, Mikâîl aleyhisselâma verilir. Öleceklerin listesi de Azrâîl aleyhisselâma teslim edilir…..”

Bizler de, her ân ölüme hâzır olmalıyız. Fırsat elimizde iken, böyle ma’nevî ticâreti kaçırmayalım. Bu fırsatlar bir daha ele geçmeyebilir. Bir daha Berât Kandili gelir, ama biz onu görmeyebiliriz. Nitekim, geçen kandilde beraber olduğumuz tanıdıklarımızdan bazıları, bu sene aramızda değiller.

BERÂT GECESİ, İNSANLARIN ARZÛLARINA KAVUŞTUKLARI GECEDİR

Her sene, Şa’bân ayının on beşinci (ya’nî Berât) gecesinde, o senede olacak şeyler, ameller, ömürler, ölüm sebepleri, yükselmeler, alçalmalar, ya’nî her şey Levh-i mahfûzda yazılır. Tefsîrlerde, Kur’ân-ı kerîmin, Levh-i mahfûza bu gece indirildiği bildirilmektedir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu gece çok ibâdet, çok duâ ederdi. “Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineş-şirki beriyyen la kâfiren ve şakıyyen” duâsını çok okurdu. (Riyâdun-Nâsıhîn)

 “Berât gecesi, göklerin kapıları açılır, melekler mü’minlere müjde verir ve ibâdete teşvîk ederler.” [Nesâî, Beyhekî, Abdül-azîm Münzirî]

Bir rivâyette, Hazret-i Âişe validemiz, “Yâ Resûlallah, Allahü teâlâ seni günâh işlemekten muhâfaza buyurduğu halde, neden Berât gecesinde çok ibâdet ettin?” diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki:

“Ben, şükredici bir kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.” [Gunyetü’t-Tâlibîn]

Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki: “Şa’bân-ı şerîfin onbeşinci gecesi olunca, o geceyi ihyâ ediniz ve gününde oruç tutunuz! (Ya’nî Şa’bânın 15. gecesini ibâdetle, gündüzünü de oruçla geçirin!) Muhakkak ki, Allahü teâlâ, “Mağfiret olunmak isteyen (Afv isteyen) yok mudur, mağfiret edeyim? (Afvedeyim.) Rızık isteyen yok mudur, rızık vereyim. Derde müptelâ olan (Dertli) yok mu, sıhhat, âfiyet vereyim? Ne isteyen varsa, istesin vereyim. Kim ne isterse vereyim!” buyurur. Bu hâl sabâha kadar devâm eder.” [İbn-i Mâce]

Âişe validemiz (radıyallahü anhâ) buyuruyor ki: “Resûlullahın, hiçbir ayda, Şa’bân ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şa’bânın tamâmını oruçla geçirirdi.) [Buhârî]

Şa’bân ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman, Resûlullah Efendimiz buyurdu ki: “Şa’bân, öyle fazîletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfildirler. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.” [Nesâî]

MÜBÂREK RAMAZÂN AYI [18 Haziran 2015 – 01 Ramazân 1436 Perşembe]

Üç ayların sonuncusu olan Ramazân ayı, ayların sultânıdır. İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek Ramazân ayında, hergün oruç tutmaktır. Oruç tutmak, müslümânlara, Peygamber Efendimizin Mekke-i mümerremeden Medîne-i münevvereye hicretinden onsekiz ay sonra farz kılındı.

Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Ramazân ayında oruç tutmayı farz [ya’nî vazîfe] bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.” [Sahîh-i Buhârî]

Bilindiği gibi, “Ramazân”, sözlük ma’nâsı i’tibâriyle “yanmak” demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan ve tevbe eden müslümânların günâhları yanar, yok olur.

Mübârek “Ramazân ayı”nda oruç tutulur, “Terâvîh namazı” kılınır ve “Sahûr”a kalkılır.

Büyük sahâbî Selmân-ı Fârisî’nin (radıyallahü anh) rivâyet ettiğine göre, Peygamber Efendimiz, bir sene, Medîne-i Münevvere’deki Mescid-i Nebevîlerinde, “Şa’bân-ı muazzam ayı”nın son günü îrâd buyurdukları bir hutbelerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Ey müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece -ki bu Kadir gecesidir- bin aydan hayırlıdır [daha faydalıdır]. Allahü teâlâ, bu ayda, hergün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvîh namazı kılmak da sünnettir.

Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmak gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka aylarda yetmiş farz yapmak gibidir.

Bu ay, sabır ayıdır. Sabredenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır.

Bu ayda mü’minlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftâr verirse, günâhları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem âteşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona sevâp verilir.”

Resûlullah’ın (aleyhisselâm) bu hutbesini dinliyen Eshâb-ı kirâm (radıyallahü anhüm) dediler ki:

“Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir oruçluya iftâr verecek [onu doyuracak] kadar zengin değiliz. Biz, bu büyük sevâptan mahrûm mu kalacağız?”

Resûlullah (aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm), Eshâbına şöyle cevap verdi:

“Bir hurma ile iftâr verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikrâm edene de, bu sevâp verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret ve sonu Cehennem’den âzâd olmaktır. Bu ayda, emri altında olanların vazîfelerini hafîfletenleri Allahü teâlâ affedip Cehennem âteşinden kurtarır…..”

Peygamber Efendimiz, hutbelerinin devâmında şöyle buyurmuşlardır:

“Bu ayda şu dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, ‘Kelime-i şehâdet söylemek’ ve ‘istiğfâr etmektir.’ İkisini de, zâten her zaman yapmanız lâzımdır. Bunlar da, ‘Allahü teâlâ’dan Cennet’i istemek’ ve ‘Cehennem âteşinden O’na sığınmaktır.’ Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmıyacaktır.”

ORUÇLA İLGİLİ BAZI HADÎS-İ ŞERÎFLER

Ramazân ayında oruç tutma hakkındaki birçok hadîs-i şerîften sâdece birkaçını sizlere takdîm edelim:

“Bilhâssa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Biri size sataşırsa, ona ‘Ben oruçluyum’ deyin.” [Buhârî]

“İslâm, kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazân orucunu tutmak ve haccetmektir.” [Müslim]

“Temizlik îmânın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.” [Müslim]

“Ramazân ayı mübârek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazân orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytânlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [ya’nî Kadir gecesinin] hayrından mahrûm kalan, her hayırdan mahrûm kalmış sayılır.” [Nesâî]

“Ramazân ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.” [Nesâî]

“Ramazân orucu farz, terâvîh namazı da sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibâdetle geçirenin günâhları affolur.” [Nesâî]

“Gerçek oruç, sâdece yiyip içmeyi terk etmek değil, boş ve hayâsızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.” [Hâkim]

“Oruçlu iken ölen Cennete girer.” [Bezzâr]

“Ramazân ayı bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günâhları bağışlar, duâları kabûl eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrûm kalır.” [Taberânî]

“Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayâline bile gelmeyen ni’met dolu sofrasına, ancak oruçlular oturur.” [Taberânî]

“Ramazân-ı şerîf ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, mü’minlere istiğfâr etmelerini emreder.” [Deylemî]

“Oruç tutan mü’minin susması tesbîh, uykusu ibâdet, duâsı müstecap ve amelinin sevâbı da çoktur.” [Deylemî]

“Ramazân ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.” [İbn-i Ebi’d-dünyâ]

“Ramazân ayında âilenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.” [İbn-i Ebi’d-dünyâ]

“Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazân orucunu tutması gerekir.” [Ebû Nuaym]

“Cennetteki güzel köşkler, sözü hoş, selâmı çok, yemek yediren, oruca devâm eden ve gece namazı kılan kimselere verilir.” [İbn-i Nasr]

Bu makâlemizde, yerimiz kalmadığı için, gecelerin en fazîletlisi olan “Kadir Gecesi”nden bahsedemedik.