Türkiye’de Kaç “Engelli” Vardır?

Son zamanlarda gerek memleketimizde, gerekse dünyâda engelli nüfûsundaki artış, bu konunun daha geniş çerçevede ele alınmasını gerektirmiştir. Hemen makâlemizin burasında ifâde edelim ki, toplumumuzun ayrılmaz birer parçası olan engellilerin, geleceğe umut ve güvenle bakabilmelerini sağlayacak imkânlara kavuşturulmaları, hem devletimizin ve hükûmetlerin, hem de bütün sivil toplum kuruluşlarının ve tüm ferdlerin öncelikli görevleri arasında yer almalıdır.  Engelliler ve âilelerine daha fazla dikkat etmeli ve ilgi göstermeliyiz. Onların problemlerinin çözümü konusunda yapılan bütün çalışmalara yardımcı olmalıyız.

Çünkü yapılan istatistiklere göre, dünyâ nüfûsunun yüzde 10’u, Türkiye nüfûsunun ise, yüzde 12’si engellidir. Bu demektir ki, ülkemizde çeşitli engelleri olan yaklaşık 7,5 milyon vatandaşımız bulunmaktadır.

[Şimdi bir hesap yapalım: Her âilede en az 3 kişi olsa, 3×7,5=22,5 milyon kişi; her âilede 5 kişi olsa, bu defa 5×7,5=37,5 milyon kişi ya’nî Türkiye nüfûsunun yarısı konuyla yakından alâkadâr demektir.]

7.5 milyon engelli vatandaşımızdan [azdan çoğa doğru sıralayacak olursak] 127.000’i görme engelli, 382.000’i işitme engelli, 637.000’i sürekli hastalık sâhibi, 892.000’i ortopedik engelli, 1.274.900’ü eğitilebilir zekâ geriliğine sâhip, 2.230.000’i ise konuşma engellidir.

Sevgili Peygamberimiz buyurmuşlardır ki:

“Allah’tan istenen şeyler arasında, Allah’a en sevgili olan şey sağlıktır.” [Müslim, Cihâd, 20; Tirmizî, Deavât, 84, 101, 128; İbn-i Mâce, Duâ, 5]

“Allah’tan afv ve sağlık dileyin, çünkü bir kimseye îmândan sonra, sağlıktan daha hayırlı bir şey verilmemiştir.” [Tirmizî, Deavât, 105; Ahmed İbn Hanbel, I, 3, 78]

Sahâbîlerden birisi, ayrı ayrı üç günde “en üstün olan duânın hangisi” olduğunu Resûlullah Efendimize sormuş, o da, her def’asında; “Rabb’inden dünyâda da, âhirette de âfiyet vermesini iste” diye cevap vermiştir. [Tirmizî, Deavât, 84]

İslâmiyetin bütün emir ve yasakları, insan gücü ile sınırlı olduğu için, zihinsel engelliler ibâdetten muâf sayılmışlardır. Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Üç kişiden kalem (sorumluluk) kaldırılmıştır: Ergenlik çağına erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ve şifâ buluncaya kadar zihinsel engelliden.” [Buhârî, Talâk, 11, Hudûd, 22; Ebû Dâvud, Hudûd, 17; Tirmizî, Hudûd, 1; Dârimî, Hudûd, 1].

KUR’ÂN-I KERÎM’DE ENGELLİLİK

Kur’ân-ı kerîmde, görme engellilik, konuşma engellilik, işitme engellilik, ortopedik engellilik gibi bedenî yetersizlikleri ifâde eden [a’mâ, dilsiz, sağır, topal] kavramlarının yanı sıra fakîr, zaîf (güçsüz), miskîn (muhtâc), yaşlı, yetîm (yoksul) ve yolcu gibi soyso-ekonomik yetersizlikleri ifâde eden kavramlar da yer almaktadır.

Her türlü ayırımcılığı reddeden mukaddes dînimiz, bu engellilerin dezavantajlı durumlarının giderilmesi sorumluluğunu diğer insanlara, ya’nî bütün topluma yüklemiştir.

İslâm dîninin korunmasını emrettiği ve bu konuda çeşitli tedbîrler aldığı beş şeyden [dîn, akıl, cân, nesil ve mal]  birisi de sağlıklı yaşama hakkıdır.

İslâmiyet, insanları ancak güçleri nisbetinde sorumlu tuttuğu için, meselâ görme ve yürüme engelli insanlar, dînî görevlerle ilgili olarak, ancak güçlerinin yettiği şeylerden sorumlu olurlar.

Allah yolunda cihâd yapma, savaşa katılma ile ilgili olarak, “Hastaya güçlük yoktur; görme engelliye güçlük yoktur; ortopedik engelliye güçlük yoktur” [Nûr, 61; Fetih, 17] buyurulmaktadır. Bu âyet, görme engellilerin de, ortopedik engellilerin de savaşa katılma zorunluluklarının olmadığını ifâde etmektedir. [Bu konuda, inşâallah başka makâleler de yazmak istiyoruz.]