Tevekkülün Hakîkî Ma’nâsı Nedir?

Lüğatta “Tevekkül=vekîl etme” ma’nâsına gelir. Ama bir ıstılâh/terim/ta’bîr olarak “Tevekkül”ün dînimizdeki anlamı: “Müslümânların, bütün işlerinde Allahü teâlâyı vekîl etmeleri; bir işe başlarken sebeplere yapıştıktan sonra, Allahü teâlâya güvenmeleri; bütün işlerini Allahü teâlâya ısmarlamaları; kalben O’na i’timâd etmeleri” demektir.

Tevekkül, kalbin yapacağı bir iştir ve îmândan neş’et eder/meydâna gelir. Öğrenilmesi güç, yapması ise daha güçtür. Çünkü dînimizin bildirdiği tevekkülün hem akla, hem dîne, hem de tevhîde uyacak şekilde anlaşılması lâzımdır. Bu ise ancak, akla âit bilgilerle dîn bilgilerinin ve engin bir deryâ olan tevhîd bilgilerinin doğru öğrenilmesi, tâm anlaşılması ve günlük hayâtta doğru olarak tatbîk edilmesiyle mümkün olabilir.

Bir kimse, hareketlerde, işlerde Allahü teâlâdan başkasının te’sîrini düşünürse tevhîdi noksân olur. Eğer hiçbir sebep lâzım değildir derse dînden ayrılmış olur. Sebepleri araya koymaya ihtiyaç yok derse akla uymamış olur.

Böyle düşünenlerin sandıkları gibi tevekkül, her işi oluruna bırakıp, ihtiyârıyla bir şeyi yapmamak, para kazanmak için uğraşmamak, tasarruf yapmamak, zararlı hayvânlardan, düşmândan sakınmamak, hasta olunca ilâç içmemek demek değildir. Tevekkülün esâsı; gerekli sebeplere başvurduktan sonra, insanlardan bir şey beklememek, sebeplere güvenmemek, herşeyi yalnız Allahü teâlâdan beklemektir.

Allahü teâlâ, kimseye muhtaç olmamak için çalışmayı, hasta olmamak için önceden tedbir almayı, çocuk sâhibi olmak için evlenmeyi, hasta olunca ilâç kullanmayı, görebilmek için ışığı sebep kılmıştır. Sebebi, istenilen şeye kavuşmak için, bir kapı gibi yaratmıştır. Bir şeyin hâsıl olmasına sebep olan şeyi yapmayıp da sebepsiz olarak gelmesini beklemek, kapıyı kapayıp pencereden atılmasını istemeye benzer ki bu akla ve dîne uygun olmaz.

Bütün bunlardan açıkça anlaşılıyor ki, dînimiz çalışmayıp boş oturmayı, böylece tevekkül ediyorum demeyi yasaklamaktadır. Demek ki, insan çalışıp-çalışmamakta, ilâç kullanıp-kullanmamakta, iyilik edip-etmemekte, dînini öğrenip-öğrenmemekte serbesttir. Yapılan işin akla, dîne uygun olması Allahü teâlânın emridir. Bir iş için yapılması îcâb eden şartlara başvurduktan sonra başa gelene rızâ gösterme tevekkülün esâsıdır.

Çalışıp, gayret gösterip lüzûmlu bütün şartlara başvurduktan sonra zengin olamamışsa hâline şükretmek ve bunun kendisi için hayırlı olduğunu kabûl edebilmektir. Hasta olanın bütün tıbbî yollara başvurduktan sonra iyi olmayı veya hasta kalmayı Allahü teâlâdan bilmesidir. Ticâretle uğraşanın gerekli olan bütün tedbîrleri aldıktan sonra büyük kârlara kavuşmasının veya iflâs etmesinin Allahü teâlâdan olduğuna inanmasıdır.