“Şa’bân Ayı”nı Da İdrâk Ettik

22 Mayıs Salı günü (01 Recep 1433) “Recep ayı”nın ve mübârek “üç ay”ların ilk günü idi.  Recep ayı hem “Harâm Aylar”ın, hem de “Üç Ay”ların ilkidir. [Harâm aylar Recep, Zilka’de, Zil-hicce ve Muharrem-i harâm aylarıdır. Üç aylar ise Recep, Şa’bân ve Ramazân aylarıdır.]

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN, RECEP AYI BAŞINDA YAPTIKLARI DUÂ:

Sevgili Peygamberimiz, Recep ayının başında, “Allah’ım! Receb ve Şa’bân aylarında bizler için bereketler ihsân eyle; bizleri Ramazân ayına da kavuştur” şeklinde duâ buyururlardı.

24 Mayıs 2012 / 03 Receb 1433 Perşembe günü, öğleden sonra başlamak üzere, mübârek Cum’a gecesinde, mübârek “Regâib Kandili”ni idrâk etmekle şereflenmiştik. [Ma’lûm olduğu üzere, Receb-i şerîfin ilk Cum’a gecesine “Regâib gecesi” denir. Recep ayının her gecesi kıymetlidir. Her Cum’a gecesi de kıymetlidir. O iki kıymetli gece bir araya gelince, daha da kıymetli olmaktadır. Allahü teâlâ, o gecede mü’min kullarına rağîbetler [ya’nî ihsânlar, ikrâmlar] yapmaktadır. O gecede yapılan duâlar reddedilmez ve namaz, sadaka gibi ibâdetlere kat kat sevâp verilir. O geceye hürmet edenler de affedilir.]

RECEB – ŞA’BÂN – RAMAZÂN AYLARI

20 Haziran Çarşamba = 30 Receb, 21 Haziran Perşembe ise = 01 Şa’bândı. 19 Temmuz Perşembe = 29 Şa’bân olup 20 Temmuz Cuma = 01 Ramazân 1433 başlayacaktır. Ramazan ayı bu sene 30 gün çekiyor, 30 Ramazan 18 Ağustos Cumartesiye rastlıyor, 19 Ağustos Pazar günü 01 Şevvâl olup Ramazân bayramı başlayacaktır.

Halkımız arasında “üç ay”lar diye anılan “Recebü’l-ferd”,  “Şa’bânü’l-muazzam”  ve “Ramazânü’l-mübârek” aylarının, İslâm dîninde özel yerleri vardır. Bunlardan birincisi olan Receb, “Allahü teâlânın ayı”; ikincisi olan Şa’bân, “Peygamber Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem)  ayı”; Ramazân-ı şerîf de “Ümmet-i Muhammed’in ayı” olarak bilinmektedir.

İçerisinde Regâib” ve “Mi’râc” kandillerinin bulunduğu ve Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetli, hürmet edilen bir ay olan “Recebü’l-ferd” ayının afv ve mağfirete, bu ayı ta’kîb eden “Şa’bânü’l-muazzam” ayının şefâate, “Ramazânü’l-mübârek” ayının da sevâpların kat kat verilmesine mahsûs aylar olduğu bildirilmiştir.

Yine “Recep” ayının tevbe, hürmet ve ibâdet ayı; “Şa’bân” ayının muhabbet ve hizmet ayı; üç ayların üçüncüsü ve bütün ayların da sultânı olan “Ramazân” ayının ise yakınlık ve ni’met ayı olduğu ifâde edilmiştir.

Meşhûr velîlerden Zünnûn-i Mısrî hazretleri de: “Recep ayı tohum ekme, Şa’bân ayı sulama, Ramazan ayı ise hasâd ayıdır” buyurmuştur.

Mİ’RÂC GECESİNDE, BİZ MÜSLÜMÂNLARA İHSÂN EDİLEN HEDİYELER

16 Haziran 2012 [26 Receb 1433] Cumartesi’yi 17 Haziran [27 Receb 1433] Pazar’a bağlayan gece de, Mi’râc Kandili idi.

İsrâ ve mi’râc hâdisesi, Peygamberimizin Medîne’ye hicretlerinden 19 ay önce, mîlâdî 621 yılında, geceleyin vukû’ bulmuştur. [Resûlullahın bedenen Mekke’deki Mescid-i Harâmdan Kudüs’teki Beytü’l-Makdis’e götürüldüğüne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve bilinmiyen yerlere götürüldüğüne inanmıyan ise, Ehl-i Sünnetten ayrılmış olur; dâl (sapık) ve mübtedi’ (bid’at ehli) olur.]

Beş vakit namaz bu zamanda farz kılınmıştır [Önceden sabâh ve ikindi namazları olmak üzere iki vakit farz idi]. Ayrıca, îmân esaslarıyle ilgili Bakara sûresinin son iki âyeti ve ümmetinden şirk koşmayanların Cennete gireceği müjdesi, Peygamber Efendimizin mi’râc dönüşü biz ümmetine getirdiği en değerli hediyeler arasındadır.

Yine bu gecede, arada vâsıta olmaksızın, bizzât Allahü teâlâ tarafından Peygamber Efendimize vahyedilen İsrâ sûresinin 23. ilâ 39. âyetleri arasında belirtilen 12 madde bildirilmiştir:

 “Allaha hiç bir sûrette şirk koymayın. Anne ve babanıza hürmet ve itâat edin. Hısım ve akrabâya, fakîr ve yoksullara, gurbette kalmış kimselere, yolculara yardım edin. Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Yetîmlerin mallarına dokunmayın; onlara hoş muâmele edin. Zinâya yaklaşmayın. Haksız yere kimseyi öldürmeyin. Verdiğiniz sözü tutun. Ölçü ve tartıda doğruluğa dikkat edin. Bilmediğiniz bir şeyin ardına körü körüne takılıp gitmeyin. Yeryüzünde kibir ve gurûr taslayarak yürümeyin.”

Peygamber Efendimiz, bu gecede, Cebrâil aleyhisselâmın geçemediği noktadan ötelere geçmiş, bilinmiyen bir şekilde, mekânsız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak, arada vâsıta olmaksızın Allahü teâlâyı görmüş ve konuşmuştur.

HADDİZÂTINDA DÜNYÂ BİR İMTİHÂN YERİDİR

Bilindiği gibi bu dünyâ bir imtihân yeridir. Bu imtihânda muvaffak olmak için, İslâmiyetin emrettiği gibi inanmak, yasaklanan şeylerden kaçınmak ve farz kılınan ibâdetleri yapmak lâzım ve şarttır.

Bildiğimiz gibi, Müslümanlığın farz kıldığı ibâdetlerin faydası, aslında insanlara ya’nî o ibâdetleri yapan fertlere, âilelere ve cem’iyetleredir. Yoksa Allahü teâlâ, insanların ibâdetlerine muhtaç değildir. İnsan namaz kılmakla, oruç tutmakla, diğer ibâdetlerini yapmakla, hem Allah’a karşı kulluk vazîfesini yapmış, hem de kalbini her türlü kötülüklerden temizlemiş olur. Çünkü namaz ve oruç, insanı rûhen yükseltir ve kötülüklerden alıkoyar. Aynı şekilde, Allah’ın emrettiği gibi malının zekâtını vermek ve muhtaçlara yardım etmekle de hem Allah’a karşı kulluk, hem de insanlara karşı insânî vazîfe yapılmış olur.

Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı kerîmde, Mülk sûre-i celîlesinin 2. âyet-i kerîmesinde:

“Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını imtihân edip ortaya çıkarmak için ölümü de, hayâtı da yaratan O’dur…” buyurmuştur.

Hakîkatte, bütün insanların yaratılmalarındaki maksat, Allahü teâlâya ibâdet etmeleridir. Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîm’inde, Zâriyât sûresinin 56. âyet-i celîlesinde meâlen: “İnsanları ve cinnîleri, ancak (beni bilmeleri, tanımaları) bana ibâdet etmeleri için yarattım” buyurmuştur.

Yine Allahü teâlâ buyuruyor ki:

“(Ey Resûlüm!) De ki: Duânız (îmânınız, ibâdetiniz, kulluk ve yalvarmanız] olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? [Duânız olmasa, Rabbim size ne kıymet verir?] (Ey inkârcılar! Resûl’ün size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için, azâp yakanızı bırakmayacaktır!” [Furkân, 77]

Resûlullah Efendimiz, kezâ Şa’bân ayına çok değer verir ve bu ayda çok oruç tutardı. Âişe vâlidemiz (radıyallahü anhâ) buyuruyor ki:

“Resûlullahın, [Ramazân ayı müstesnâ olmak üzere] hiçbir ayda, Şa’bân ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şa’bânın tamâmını oruçlu geçirirdi.” [Buhârî]

Resûlullah Efendimize, Şa’bân ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman buyurdu ki: “Şa’bân, öyle fazîletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfildirler. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.” [Nesâî] Bu konudaki diğer bir hadîs-i şerîf de şöyledir:

“Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şa’bân ayında tutulan oruçtur.” [Tirmizî]

İşte bu üç ayı, bilhâssa bir ay sonra idrâk edeceğimiz Ramazân-ı şerîf ayını birer ganîmet bilip, güzel hâzırlanarak bu fırsatları iyi değerlendirmeye çalışmalıyız. Bu aylarda, bütün mâlî ve bedenî ibâdetleri yapma hususunda büyük çabalar harcamalıyız.

“Üç ay”ların üçüncüsü, kamerî ayların da dokuzuncusu olan Ramazan ayı çok kıymetli ve şereflidir. Ramazan ayında yapılan bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâp, başka aylarda yapılan farz ibâdetlere verilen sevâp gibidir. O ayda iyi iş ve ibâdet yapabilenlere, bütün sene boyunca da bu işleri yapmak nasîp olur.

İçerisinde Kur’ân-ı kerîmin vahyedilmeğe başladığı “Kadir gecesi” o ay içindedir ki, o gecenin bin aydan hayırlı olduğu bizzât Allahü teâlâ tarafından beyân buyurulmuştur. Kur’ân-ı kerîm, Resûlullah Efendimize o gece gelmeye başlamıştır. Kur’ân-ı kerîmde medhedilen en kıymetli gecedir.

“Üç Aylar”, ibâdetlerde yoğunlaşma mevsimi olarak bilinmektedir.

İnsan,  yüce Yaratıcı tarafından bu dünyâya “eşref-i mahlûkât” olarak gönderilmekle beraber, bunun yanında imtihâna da tâbi tutulmaktadır. Âyet-i kerîmede, “Muhakkak ki Adem oğullarını mükerrem yarattık…” buyurulmuştur.

Âdemoğlu, mahlûklar, yaratılanlar içinde en mümtâz ve en mükerrem bir şekilde yaratılıp yükselmelere ve alçalmalara müsâit kılınan bir varlıktır.

İBÂDETLERDE YOĞUNLAŞMA MEVSİMİ

Şüphesiz ki Allahü teâlâ, yarattığı şu mükemmel âlemle, kendi varlığını belli ettiği gibi, kullarına çok acıdığı için, var olduğunu ayrıca “Peygamber”leri vâsıtasıyla da bildirmiştir.

Dünyâya gönderilen ilk insan olan Âdem aleyhisselâmdan başlayarak, Sevgili Peygamberimize gelinceye kadar her asırda, dünyânın her tarafındaki insanlar arasından en iyi, en üstün olarak seçtiği bir zâta [“Peygamber”e], “melek”le [Cebrâîl ile] haber göndererek, kendi varlığını, isimlerini ve sıfatlarını bildirmiştir.

Bu “Peygamber”lerle [Ülül-azm Peygamberler, Resûller ve Nebîler var], insanların dünyâda ve âhirette râhat etmeleri, huzûr içerisinde, iyi bir şekilde yaşamaları için, emirlerini ve yasaklarını, ya’nî ne yapmaları ve nelerden sakınmaları lâzım olduğunu açıklamıştır.

İşte “üç ay”lar ve bu aylardaki mübârek gün ve geceler; yaratılmışların en şereflisi olma özelliğini unutarak, nefis ve şeytânların tuzaklarına düşmüş ve her iki dünyâsını zindâna çevirecek günâh, isyân ve gaflet bataklıklarında boğulmakla karşı karşıya gelmiş insanların kurtuluşları için uzatılan can simidi gibidirler, kurtuluş flikası mesâbesindedirler.

Mübârek aylar, günler ve geceler, aslında bizler için çok büyük birer fırsattır. Günahkâr ve yaratılış gâyesini unutan insanlara, kerem ve ihsân sâhibi yüce Allah tarafından tanınan ve eğer iyi değerlendirilebilirse, çok büyük kazançlara vesîle olan zamanlardır.

Bu aylarda, gün ve gecelerde, içimizi ve dışımızı çok iyi bilen Rabbimize karşı, nefsimizi muhâsebeye çekmeli, O’nun bizim dünyâ ve âhiret hayâtımızı Cennet’e çevirmek için gönderdiği İslâma tâm teslîm olup olmadığımızı gözden geçirmeli, hiç vakit geçirmeden İslâmın rahmet, bereket, mağfiret, fazîlet ve hayât bahşeden çeşmesinden kana kana nasip almak için bu ayları, geceleri ve günleri başlangıç yapmalıyız.

Hakîkatte Allahü teâlâ, kullarına çok merhamet ettiği, acıdığı için bazı gecelere, günlere ve aylara husûsî kıymet vermiş; bu gece, gün ve aylardaki duâ, tevbe, namaz ve oruç gibi ibâdetleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Ya’nî kullarının çok ibâdet yapmaları, duâ ve tevbe etmeleri için böyle gece, gün ve aylar birer sebep kılınmıştır. Bu gün ve geceleri ihyâ etmeli ve saygı göstermelidir. Saygı göstermek, harâm işlememekle olur.

Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki:

Âhiret yolcusunun, ibâdetle ihyâ edilmesi kuvvetle müstehab olan mübârek geceleri boş geçirmesi uygun değildir. Çünkü bunlar hayır mevsimleri ve kârı bol olan gecelerdir. Kazançlı mevsimleri ihmâl eden bir tâcir, bir kâr sağlayamadığı gibi, mübârek geceleri gafletle geçiren âhiret yolcusu da maksada ulaşamaz.” (İhyâu Ulûmi’d-Dîn)