Peygamberlerin Gönderiliş Sebeplerinden Bazıları – 4

Hemen makalemizin başında özet olarak ifâde etmemiz gerekirse, Allahü teâlâ, insanları olgunlaştırmak ve kalplerindeki hastalıklarını tedâvi etmek için, ezelde, merhamet ederek, peygamberler göndermeyi dilemiştir. Peygamberler, insanları, Cenâb-ı Hakk’ın beğendiği yola kavuşturmak, doğru yolu göstermek için gönderilmişlerdir. Peygamberlerin, bu vazîfelerini yapabilmeleri için, itâat edenlere müjde vermeleri, itâat etmeyenleri de korkutmaları lâzımdır. Âhirette, birinciler için sevâp, ikinciler için de azâp bulunduğunu haber vermeleri lâzımdır.

Peygamberler, yüce Allah tarafından seçilmiş, gönderilmiş insanlardır. Ümmetlerini Cenab-ı Hakk’a çağırmak, sapık, yanlış yoldan, doğru yola, saâdet yoluna çekmek için gönderilmişlerdir. Dâvetlerini kabûl edenlere, Cenneti müjdelemişler, inanmayanları Cehennem azâbı ile korkutmuşlardır. Onların Allahü teâlâdan getirdikleri her haber doğrudur, yanlışlık ihtimali yoktur.

Son Peygamber Hazret-i Muhammed aleyhisselâm’ın âhirete intikâlinden sonra, Sahâbe-i kirâm ve Tâbiîn devrinden başlayarak, her memlekette ve her devirde, geniş İslâm dünyâsı içinde, O’na tâm tâbi olan birçok âlim ve velî zât bulunmuş ve bunlar da O’nun vârisleri olarak insanların dîn ve dünyâ saâdetine ulaşmaları için çalışmışlardır.

Bu büyük âlim ve  velîler, kendi asırlarında olduğu gibi, zamanlarından sonra da dâimâ sevilen ve sayılan, nasîhat ve tavsiyelerinden istifâde edilen, hayâtları örnek alınan kimseler olmuşlardır.

İnsanlara doğru yolu göstermeleri, hâl ve hareketleri ile örnek olmaları, Evliyânın belli başlı vasıflarındandır. Ayrıca, Allahü teâlânın rızâsı için insanların dertleri ile dertlenmeleri ve fedâkârlıkları onların şânındandır. Onlar, peygamberlerden sonra seçilenler sınıfındandır.

Şüphesiz ki iyi insanların hayatları öğrenildikçe, iyilerin adedi artacaktır. Geçmişini, büyüklerini tanıyamayan çocuklar, gençler ve yaşları ilerlemiş insanlar, büyüklüklere tâlip olamazlar.

İnsanların çeşitli buhrânlara, bunalımlara, rûhî sıkıntılara ma’rûz kaldıkları asrımızda, büyük insanların yaşayış tarzları, tavsiye ve nasîhatları, hâl ve hareketleri ile kerâmetlerinin bilinmesi, hem râhatlamaya ve ferahlamaya, hem zevk ve ibret almaya, hem de intibâha, uyanmaya ve istifâdeye sebep olacaktır.

Ma’lûmdur ki akıl, yalnız başına mâneviyatı, faydalı, zararlı şeyleri anlayamıyor. Allahü teâlâ, akıldan faydalanmamız için, peygamberleri, din ışığını yaratmıştır. Peygamberler, dünyâda ve âhirette râhat etmek yolunu bildirmeselerdi, mücerred akıl bunu bulamazdı; tehlikelerden, zararlardan kurtulamazdı. İslâmiyete uymayan veya aklı az olan kimseler ve milletler de, peygamberlerden faydalanamaz; dünyâda ve âhirette tehlikelerden, zararlardan kurtulamazlar.

Bilindiği gibi insan, kendine tatlı gelen şeylere kavuşmak ister. Bunlara kavuşabilmek için de bazen doğru yoldan sapar, günâh işler. Başkalarına kötülük yapar. İnsanları kötülük yapmaktan korumak, dünyâda ve âhirette râhat ve huzûr içinde yaşamalarını sağlamak için peygamberlerin gönderilmeleri lâzımdır. Dünyâ hayâtı kısadır; âhiret hayâtı ise sonsuzdur. Bunun için, âhiret hayâtındaki saâdeti sağlamak önce gelmektedir.

Maddî yönden, ta’rîf edilemiyecek derecede gelişmelere sahne olan çağımız, ne hazîndir ki, insanoğlunun en bunalımlı, huzûrsuz, rûh ve ma’nâ bakımından iflâs ettiği bir çağ olma özelliğini taşımaktadır.

Asrımızda, akla, hayâle gelmeyen suçlar işlenmekte, insanlar canavarca birbirlerini boğazlamakta, bir kısmı da güyâ dertlerden kurtulmak için intihâr etmektedir. Halbuki intihâr hakîkatte bir kurtuluş reçetesi değildir. 

Günümüzde, bütün dünyâdaki insanların içine düştükleri buhrânların, bunalımların en önemli sebebi, insanların rûh ve madde dengesini kuramamaları, ulvî yaratılış gâyelerini unutmaları, fıtrat-ı selîmelerine uygun hareket edememeleridir. Yanî akl-ı selîmin îcâplarına göre hareket etmeyip, nefislerinin, süflî duygularının esîri olmaları, kemâle götüren yollardan ayrılmalarıdır.

Bugün millî ve manevî değerlerinden mahrûm, mâzîsine, târîhine, kültürel değerlerine yabancı olan gençler arasında içki, kumar ve uyuşturucu alışkanlığı bir salgın ve moda haline gelmiştir.

Bu illetler, asîl milletimizin yükselmesini ve güzel memleketimizin ilerlemesini istemeyen düşman güçlerin yaymaya çalıştıkları anarşi ve terörden daha tehlikeli bir hastalıktır.

Bu hastalıklar, yetkililerin ifâdeleriyle, gençleri ahlâksızlık, iffetsizlik, fuhşun bütün nevileri, terör, silâh ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi kötülüklere de itmektedir.

Burada, sırası düşmüşken, kendi insanımızın dîni, dili, vatanı, coğrafyası, târihi, ilmi, irfânı, edebiyâtı, zevk ve güzel ahlâkına ağırlık verilmesini, bunları yeni nesillerimize, çocuklarımıza ve torunlarımıza aktarmak mecbûriyetinde olduğumuzu ifâde etmek istiyoruz:

Okuyuculara ve dinleyicilere doğruları öğreten, onları şaşırtmayan ve yanıltmayan, genel kültürlerini arttıran kitap, dergi, gazete, ansiklopedi, CD ve DVD’lere, radyo ve televizyon programlarına, velhâsıl  doğru ilmî eserlere, her ülkede, her zamanda ve hele günümüzde büyük ihtiyaç olduğunda şek ve şüphe yoktur. Millî kültürümüzü yüceltecek bilgileri ihtivâ eden kaynakların yayınlanması, onlardan nakiller yapılması, milletimizin ve memleketimizin istikbâli açısından çok önemlidir.