Peygamber Efendimizin Medhine Dâir

Hâtırlayacağınız üzere, 12 Ocak 2014 (11 Rebîu’l-evvel 1435) Pazarı Pazartesiye bağlayan gece,  mübârek “Mevlid Kandili”ni idrâkle şereflendiğimiz için, geçen haftaki iki makâlemizde, birer nebze Peygamber Efendimizden bahsetmeye çalışmıştık.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen, kâinâtın baştâcı, ebedî rehberimiz Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (aleyhis-selâm) hakkında yazı yazmak, söz söylemek, konferans vermek, va’z etmek aslında çok zor bir iş.

Burada, bu vesîleyle şu husûsu belirtelim ki: “Allah, bir kimseye söz ve yazı san’atı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmânlarını kötülesin” hadîs-i şerîfine uyularak, asırlardır “Mevlid” kitapları yazılmış ve okunmuştur.

Resûlullah Efendimizi öven çeşitli “Mevlid Kasîdeleri” vardır. Türkiye’de ve diğer Osmânlı coğrafyasında her zaman okunan ve çok meşhûr olan “Mevlid Kasîdesi”ni Yıldırım Bâyezîd Hân zamanında Bursa Ulucâmi’de Başimâm olan Süleymân Çelebi, tâ 15. asırda yazmıştır.

Bu kasîdenin asr-ı saâdetten sonra yazılmış olması, onun bid’at olmasını gerektirmez. Her zaman O’nu övücü kasîdeler, yazılar yazılabilir. Onları okumak bid’at değil, sevâp olur.Mevlid okumaya karşı çıkan bazı kimseler için belirtelim ki, Mevlid-i şerîf okumak demek; şiir olarak Resûlullah’ın dünyâya gelişini, hayâtını, mi’râcını anlatmak, O’nu hâtırlamak, O’nu övmek demektir. Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, “Mevlid okunan yerden belâlar gider” buyurmuştur.

Resûlullahı övmek bir nevi ibâdettir. O’nun medhine dâir âyet-i kerîmeleri inşâaallah yarın ele alacağız. Bugün burada şunu belirtelim ki: Peygamber Efendimizin şâirleri, Câmide [Mescid-i Nebevî’de], Resûlullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), bunlardan Hassân bin Sâbit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi; Mescidde bu şâir için bir minber bile koydurmuştur. O, bu minbere çıkar, Resûlullahı över, düşmânlarını kötülerdi. Resûlullah Efendimiz de: “Hassân’ın sözleri, düşmânlara oktan daha te’sîrlidir” buyururdu.

HER PEYGAMBER, KENDİ KAVMİNİN HEPSİNDEN HER BAKIMDAN ÜSTÜNDÜR

İslâm âlimlerinin ittifâkla bildirdikleri gibi, her peygamber, kendi zamanında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden her bakımdan üstündür. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm ise, dünyâ yaratıldığı günden kıyâmet kopuncaya kadar, her zamanda, her memlekette, gelmiş ve gelecek bütün varlıkların her bakımdan en fazîletlisi, en üstünüdür. Hiçbir kimse hiçbir bakımdan O’ndan üstün değildir. Cenâb-ı Hak, O’nu öyle yaratmıştır.

Bu konuda bir şâir diyor ki:

“Her vasfı ki, imtiyâzı hâiz,

 Târih onu vasfederken âciz.”

Sevgili Peygamberimizin şâirlerinden Hassân b. Sâbit(radıyallahü anh)’in şu sözü ne kadar mânidârdır:

“Ben, Muhammed Mustafâ(sallallahü aleyhi ve sellem)’den bahs ederken, O’nu medhediyor değilim; bilakis O’ndan bahsetmek sûretiyle, kendi sözlerimi kıymetlendirmiş oluyorum.”

Gönüller Sultânı Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî‘nin (kuddise sirruh) kelâmı da çok manâlıdır:

“Ben, âlemler genişliğinde bir ağız isterim, tâ ki, meleklerin bile gıpta ettiği O zâttan söz edebileyim.”

Burada, Arapça bir şiiri de zikretmeden geçemiyeceğiz. Manâsı şöyledir: “O, beşerden bir beşerdir; fakat taşlar arasındaki yâkût taşı gibidir.”

Bu şiirin diğer bir varyantı ise şu şekildedir: “Muhammed bir beşerdir; fakat alel-âde bir beşer gibi değildir. Bilakis O bir yâkût taşı, diğer insanlar ise normal taş gibidirler.”

[İnşâallah yarın da konumuza devâm edelim.]