Orucun Maddî – Ma’nevî Faydaları

Allahü teâlâ, oruç tutulması  emrini sebepsiz vermemiştir. Oruç, insanlara hem maddî, hem de manevî faydalar sağlar. Bilindiği gibi ibâdetlerin bir illeti, yani  âyet-i kerîme, hadîs-i şerîf, icmâ-ı ümmet gibi delîlleri, bir de hikmetleri vardır. Bir ibâdeti yaparken illetini bilmek lâzım; fakat, hikmetini bilmek lâzım değildir. Çünkü ibâdetlerin hikmetleri açık olarak bildirilmemiştir. Daha tespit edilemeyen pek çok hikmeti olabilir.

Fakat tespit edilebilen hikmetlerini bilmekte de zarar değil, fayda vardır. Hayrânlık duyup o ibâdeti seve seve yapmaya, yakîn sâhibi olmaya sebep olur. İslâmiyeti bilmeyenlere, hikmetini, faydasını anlatmak, dîni sevdirmeğe vesîle olur.

Ancak hikmetler ile çok uğraşmak ta uygun değildir. Bununla çok uğraşılırsa, insanlar ibâdetleri, Allahın emri olduğu için değil de hikmeti, faydası olduğu için yapmaya kayabilirler. İbâdetlerde esâs olan, mü’minin, ibâdetlerini Cenâb-ı Hak emrettiği için yerine getirmesidir.

Ramazân-ı şerîfte tutulan oruç, şâyet hâlis bir niyetle tamâmlanırsa, ona verilecek ma’nevî ecir ve sevâba, insanlarca bir ölçü ve sınır konulmasına imkân yoktur. Çünkü Cenâb-ı Hak: “Oruç, sırf benim için edâ edilen bir ibâdettir, onun mükâfâtını da ancak ben takdîr ederim” buyurmuştur.

ORUCUN HİKMETLERİ 

Bu açıklamadan sonra, şimdi kısaca Ramazân orucunun hikmeti üzerinde duralım: Oruç, senede bir ay, yalnız gündüzleri, orucu bozan şeylerden uzaklaşmak demektir. Orucun, dünyâdaki faydalarından biri, insanlara açlığın ve susuzluğun ne demek olduğunu öğretmesidir. Tok, hiç bir zaman açın hâlinden anlamaz ve ona merhamet etmez.

Oruç, bundan başka, nefse hâkim olmayı sağlar. Oruç tutma zamanı, Arabî (hicrî-kamerî) aya göre ta’yîn edildiğinden, her sene, bir önceki seneye göre on gün evvel başlar. Bu sebepten Ramazân ayı bazan yaza, bazan kışa isâbet eder. Böylece hem en kısa, hem de en uzun günlerde oruç tutulmuş olur.

Bütün bir sene, çeşitli yemekleri eritmek için, yorulan insan midesi ve bağırsakları, senede bir ay dinlenerek sağlığını korumuş olur. Bu, maddî faydasıdır. Manevî faydası de şudur: Oruç tutan bir insan, açlığı bizzât hissederek fakîr insanlara yardım etme ihtiyâcını duyar. Bu da, insanların birbirlerine yardım etmelerine sebep olur. Birbirlerine yardım eden insan toplulukları arasında ise çekişmeler olmaz.

Bundan başka, Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için gündüzleri bir ay oruç tutan bir müslüman, Allahü teâlânın emirlerini yapmak itiyâdını da kazanır. Böylelikle, Allahü teâlânın başka emirlerini yapmaya da alışkanlık peydâ eder.

Mukaddes dinimiz İslâmiyet, bütün müslümânları tek bir vücut gibi kabûl etmiş, müslümânların birbirlerinin dertleri ile ilgilenmelerini istemiştir.

Peygamberimizin, “Yanıbaşında komşusu aç olduğu halde, kendisi tok yaşayan, kâmil mü’min değildir  anlamındaki hadis-i şerifi, konunun önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

ORUCUN SOSYAL FAYDALARI

 Orucun, fert bakımından pek çok faydaları bulunduğu gibi, topluma sağladığı çok önemli faydaları da vardır. Oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını geliştirerek, bunun topluma sevgi ve yardım şeklinde yansımasını sağlar.

Hayâtında açlık nedir bilmeyen bir insan, yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayabilir mi? Fakat oruç tutan kimse, açlığın ne demek olduğunu bizzât tatmış olduğundan, yokluk içinde kıvranan fakîrlerin, kimsesizlerin çektikleri sıkıntıları hisseder, içinde şefkat ve acıma duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak da, fakîrlere yardım elini uzatıp sıkıntılarını giderir, toplumun huzûr ve mutluluğuna katkıda bulunur.

Bizim için en güzel örnek olan sevgili Peygamberimiz insanların en cömerdi idi. Ramazan ayında cömertliği doruk noktasına ulaşır, elinde ne varsa yoksullara dağıtırdı.

Peygamberimizin mübârek hanımı Hz. Âişe diyor ki: “Allahü teâlânın Resûlü, üç gün peşpeşe karnını doyurmamıştır; isteseydi doyururdu. Lâkin o, yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih ederdi.”

Eshâb-ı kirâm da, bunu uygulardı. Hz. Ömer’in halifeliği zamanında dokuz ay süren bir kıtlık olmuştu. Hz. Ömer (radıyallahü anh), “ihtiyaç sahipleri bize gelsin” diye halka duyuru yapmış; kendisi de, müslümanlar bolluğa kavuşuncaya kadar ekmekle beraber zeytin yağından başka katık yemeyeceğine yemîn etmişti.

ORUÇ TUTMANIN TOPLUM AÇISINDAN ÖNEMİ

 İbâdetlerin faydaları sadece fertlerle sınırlı değildir. Bazı ibâdetler, toplum düzen ve âhengini önemli ölçüde etkiler. Meselâ oruçta bu özellik çok bâriz ve belirgin bir şekilde gözlemlenir. Cemâatle kılınan namazların, sosyal ilişkiler açısından ne kadar önemli etkisi olduğunu kim inkâr edebilir?

Zekâtta, bunlara ilâveten sosyo-ekonomik dengeleri müsbet, olumlu yönde etkileyen çok hikmetli özellikler vardır. Ramazan ayının manevî atmosferi içinde, farz olan zekâtın dışındaki, her türlü sadaka ve maddî yardımlaşmanın da zenginleştirdiği bir ihsân ortamında, nice bunalmış insanların sıkıntı ve problemlerine çözüm ve râhatlık sağlandığı herkesin bildiği bir gerçektir.