Orucun Ferdî, Âilevî ve İctimâî Bazı Faydaları

Allahü teâlâ, diğer ibâdetlerde olduğu gibi, oruç tutulması  emrini de sebepsiz yere vermemiştir. Oruç, insanlara hem maddî, hem de ma’nevî pekçok faydalar sağlar.

Bilindiği üzere, ibâdetlerin faydaları sâdece fertlerle ve âilelerle sınırlı değildir. Bazı ibâdetler, cemiyetin nizâm ve intizâmını önemli ölçüde etkiler. Meselâ cemâatle kılınan namazların ictimâî münâsebetler/sosyal ilişkiler açısından ne kadar önemli olduğunu inkâr mümkün değildir.

Oruçta da bu özellik çok bâriz/belirgin bir şekilde müşâhede edilir. Orucun fert bakımından pek çok faydaları yanında, toplumun huzûruna sağladığı çok önemli faydaları da vardır. Oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını geliştirerek, bunun topluma sevgi ve yardım şeklinde yansımasını sağlar.

Oruç tutan kimse, açlığın ne demek olduğunu bizzât tatmış olduğundan, yokluk içinde kıvranan fakîrlerin, kimsesizlerin çektikleri sıkıntıları, içinde duyarak kendisinde şefkat ve acıma duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak da fakîrlere yardım elini uzatarak, onların sıkıntılarını giderir, toplumun huzûr ve mutluluğuna katkıda bulunur.

Bütün bir sene, çeşidli yemekleri eritmek için, yorulan insan midesi ve bağırsakları, hattâ karaciğeri ve kalbi senede bir ay dinlenerek sağlıklarını korumuş olur. Bu, orucun maddî faydalarından biridir.

Orucun ma’nevî faydalarından bazılarını da burada kısaca zikredebiliriz:

İbâdetlerin, bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok hikmetleri vardır. Tespit edilen hikmetlerini bilmekte fayda vardır. Çünkü hayrânlık duyup o ibâdeti seve seve yapmaya, yakîne sebep olur. İslâmiyeti bilmeyenlere, hikmetini, faydasını anlatmak ise, dîni sevdirmeye vesîle olur.

Oruç tutan bir insan, bizzât hissederek fakîr insanlara yardım etme ihtiyâcını duyar. Birbirlerine yardım eden insan toplulukları arasında ise çekişmeler olmaz.

Orucun, dünyâdaki faydalarından biri, insanlara açlığın ve susuzluğun ne demek olduğunu öğretmektir. Tok, hiç bir zaman açın hâlinden anlamaz ve ona merhamet etmez. Oruç, bundan başka, nefse hâkim olmayı da sağlar.

Bundan başka, Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için gündüzleri bir ay oruç tutan bir müslümân, Allahü teâlânın emirlerini yapmak i’tiyâdını, alışkanlığını da kazanır.

Mukaddes dînimiz İslâmiyette, bütün müslümânlar, tek bir vücut gibi kabûl edilmiş, müslümânların birbirlerinin dertleri ile ilgilenmeleri istenmiştir.

Sevgili Peygamberimiz buyurmuştur ki: “Yanıbaşındaki komşusu aç olduğu hâlde, kendisi tok yaşayan, [kâmil] mü’min değildir.”

Peygamberimizin mübârek hanımı Hazret-i Âişe [radıyallahü anhâ] buyuruyor ki:

“Allahü teâlânın Resûlü, üç gün peşpeşe karnını doyurmamıştır; isteseydi doyururdu. Lâkin o, yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercîh ederdi.”

Onun ahlâk ve fazîlet dolu yaşayışını örnek alan müslümânlar da, aynı davranışları sergilemek zorundadırlar.