Oruç Âdem Aleyhisselâmdan Beri Bilinen Bir İbâdettir

Dünkü makalemizde, “Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı …” (Bakara, 183)âyet-i kerîmesine temâs edip Âdem aleyhisselâmdan beri, önceki ümmetlerin de oruç tuttuklarından bahsetmiş, ancak o makalemizin hacmi müsâid olmadığından konuyu genişçe ele alamamıştık. Bugünkü makalemizde bu konuyu biraz daha açmak istiyoruz:

Şimdi, bu konuyla ilgili olarak “Dînler Târihi” kitapları ve “Ansiklopedi”lerde yer alan husûslara bir göz atalım:

ORUÇ HER DİNDE VARDI 

 Bugün bozulmuş, aslından uzaklaştırılmış Yahûdîlikte ve Hıristiyanlıkta da oruç vardı. Nitekim Kur’ân-ı kerîmdeki oruçla ilgili âyetlerde, bu ibâdetin daha önceki milletlere de farz kılındığı belirtilmektedir.

Hattâ aslı hak bir dîne dayanmayan beşerî, bâtıl, bozuk dînlerde, inançlarda bile oruca benzer ibâdetler görülmektedir. Büyük bir ihtimâlle bu ibâdetler, daha önce o bölgelerde yaşamış olan hakîkî Peygamberlerden kalmış olabilir. Bozula bozula bugünkü hâle gelmiş olmalıdır.

Asurluların ve Babilonyalıların oruca büyük önem verdikleri bilinmektedir.

Amerika’da Azteklerin ve Peruluların oruç tuttukları ve hattâ Aztek’lerde ibâdetin büyük bir kısmının riyâzetten ibâret bulunduğu belirtilmektedir.

Brahmanizm’de mahallî ayların onbirinci ve onikinci günlerinde oruç tutmak gelenek hâline gelmiştir. Brahmanlar, hasta ve yaşlıları dahi oruçtan muâf tutmaz, hattâ bazıları nefsânî arzularını yenmek için onbeş gün kadar oruç tutarlar.

Budizm’de oruç daha önemlidir. Gâyeye ulaşabilmek için konulan esâslardan biri, iki ayda bir oruç tutmaktır. Kurtuluş ancak arzûları terk etmekle mümkündür. Bunun da bilinen ve en çok kullanılan şekli oruç tutmaktır.

Güney Asya’daki Hint dînlerinde oruç sıkı bir terbiye vâsıtası olarak hâlâ görülmektedir.

Hinduizm’de oruç genellikle nefsi tezkiye için senenin muayyen günlerinde ve bayramlarda tutulur. Duâ ve ibâdetle geçirilen günlerde çoğunluk yemek yemez, bütün geceyi kutsal kitaplarını okuyarak geçirirler. Oruç daha çok, bazı besinleri yememe yani bir nevi perhiz şeklindedir. Bazı günlerde ise sâdece kadınlar oruç tutarlar.

Maniheizm’de de oruç, perhiz ve riyâzetin bulunduğu bilinmektedir. Manilikte oruç, ışığı gönderen güneş ve aya duâ etmek maksadıyla tutulur.

Eski Mısırlılarda, orucun genellikle dînî bayramların yanında yer aldığı görülmektedir.

Romalılar ve Eski Yunanlıların diğer milletler gibi, oruca önem verdikleri ve ictimâî felâketlerden kurtulabilmek için oruç tuttukları bilinmektedir.

İlkellerin inancı olarak kabûl edilen Totemizm’de perhiz ve riyâzet gibi fiiller ile tövbe törenleri dînin esâsını teşkîl eder.

RAMAZÂN AYINDA NELER YAPMALI?

Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilip, elden geldiği kadar ibâdet etmeli, Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.

Herşeyden önce, i’tikâdı düzeltmelidir. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri i’tikâdı öğrenmek ve buna göre inanmak lâzımdır. İ’tikâd düzgün olmazsa, tutulan oruçların, yapılan diğer ibâdetlerin bir faydası olmaz.

Çünkü, i’tikâdı bozuk olanların, muhakkak Cehenneme gidecekleri hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Bunun için, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları ilmihâl kitaplarını alıp okumalı, doğru îmânı öğrenmeli, ibâdetleri yapmalı, harâmlardan sakınmalıdır.

Allahü teâlânın gazabına sebep olabilecek harâmları öğrenmek ve bütün harâmlardan, kötülüklerden sakınmak; günâhlardan tevbe etmek; îmân ve ibâdet bilgilerini öğrenmek; kul haklarından sakınmak, varsa hak sâhipleriyle helâlleşmek lâzımdır.

Allahü teâlâ, şartlarına uygun yapılan tevbeleri kabûl edeceğini va’detmiştir. Böyle mübârek geceleri, günleri ve ayları fırsat bilip, çok çok tevbe istiğfar etmeli, affedilmek için, Cenâb-ı Hakk’a yalvarmalıdır.

Kıymetli zamanlarda; ibâdetleri, harâm ve helâl olanları okumak, öğrenmek ve bunlara göre ibâdet yapmak, nâfile namazdan ve diğer bütün nâfile ibâdetlerden çok daha kıymetlidir.

Herhangi bir özür ile Ramazan ayında oruç tutamıyanlar, Ramazan’dan hemen sonra, oruçlarını kazâ etmelidirler. Kazâ orucu bulunanların, bunun gibi kazâ namazı borcu olanların, nâfile ibâdetlerle meşgûl olmaları, boşuna zahmet çekmektir. Önce farz borçları yerine getirmeli, ödemelidir.

Ancak farz borçlardan kurtulduktan sonra, nâfile olarak yapılan ibâdetlerin bir fâidesi olur. Bu, namazda ve diğer ibadetlerde böyle olduğu gibi, oruçta da böyledir. Önce farz borçları ödemeli, sonra vakit kalırsa nâfile ibâdetlerle meşgûl olmalıdır.

Peygamber Efendimiz, uzun bir hadîs-i şerîflerinin sonunda buyuruyorlar ki:

“…Bu ayda şu dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar: Kelime-i şehâdet söylemek ve istiğfâr etmektir.

Diğer ikisini de, zâten her zaman yapmanız lâzımdır. Bunlar da Allâhü teâlâ’dan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden ona sığınmaktır.

Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmayacaktır.”

Peygamber Efendimizin “Sahîh-i Buhârî”de zikredilen bir müjdesiyle bugünkü makalemizi bitirelim:

“Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazîfe bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.”