Muhammed Aleyhisselâm, Her Bakımdan İnsanların En Üstünüdür

Her bakımdan insanların en üstünü olan Muhammed aleyhisselâm, kendisine peygamberliği bildirilmeden önce de, güzel ahlâkı, insanlara görülmemiş bir şekilde iyi davranması, sâkinliği, yumuşaklığı ve diğer üstün hâlleriyle sevilmiştir. İnsanlar, bu hasletleri sebebiyle O’na hayrân olmuşlardır. Mekke-i mükerremenin halkı, gördükleri şaşılacak derecedeki doğru sözlülük ve güvenilirlikten dolayı, O’na daha gençliğinde “el-Emîn”, yani “kendisine her zaman güvenilir” lakabını verdiler. Böylece gençliğinde bu isimle meşhûr oldu.

Yine gençliğinde “Hılfül-fudûl” adı verilen bir teşkîlâta üye olup mağdûrların, mazlûmların, garîplerin yanında olmuş, haksızlıklara dâimâ karşı çıkmıştır.

PEYGAMBERİMİZE GELEN İLK VAHİY

Peygamber Efendimiz, 40 yaşında iken, Peygamberliği henüz kendisine bildirilmeden önce, Mekke-i Mükerreme’de Nûr dağındaki Hırâ Mağarası’nda tefekkür ve ibâdetle meşgûl olurken, Cebrâil (aleyhisselâm), Ramazân ayının 17. gecesi gelip, ilk İlâhî emri getirmişti. Bilindiği gibi, bu gelen ilk vahiy, “Alak Sûresi”nin ilk beş âyet-i kerîmesi idi.  Meâl-i âlîsi şöyledir:

“(Ey Habibim Muhammed!) Yaratıcı Rabbinin (Allahü teâlânın) adı ile oku. O, insanı alaktan (yani pıhtılaşmış kandan) yarattı. Oku, senin Rabbin, en büyük kerem sâhibidir. O, kalemle (yazı yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediğini O öğretti (ya’ni öğretir).” [Kur’ân-ı kerîm, 22 sene 2 ay 22 gün gibi bir zamanda vahyedilip tamâmlanmıştır.]

Cihânı aydınlatan İslâm güneşi böyle doğmuş, Kur’ân-ı kerîm, takrîben 23 senede indirilmiş ve Peygamber Efendimizin teblîği ve İslâma da’veti de 23 sene sürmüştür.

İlk vahyin gelmesiyle, peygamberlik vazifesini îfâya başlayan Muhammed Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz, İslâm’ı tebliğe yirmi üç sene devâm etti. Bunun on üç senesi Mekke-i mükerreme’de, on yılı da Medine-i münevvere’de geçmiştir.

Bilindiği üzere, ilk emri, “Oku” diye başlayan İslâm dîninde ilme büyük ehemmiyet verilmiştir. İlim mevzûunda, ilmin temîn edeceği yüksek dereceler husûsunda, Kur’ân-ı kerîmde müteaddid âyet-i celîleler ve Peygamber Efendimizin birçok hadîs-i şerîfleri vardır.

PEYGAMBERİMİZİN EN BÜYÜK MÛCİZESİ KUR’ÂN-I KERÎMDİR

Peygamber Efendimiz, en büyük mûcize olarak Kur’ân-ı kerîmi ortaya koydu ki, 6.236 âyetinden [yuvarlak hesâpla 6.666 âyet diyoruz; bazı âyetlerin birleştirilmesi ve besmelelerin âyet sayılıp sayılmamasına göre böyle farklı rakamlar var; yoksa Kur’ân-ı kerîmde herhangi bir noksânlık veya fazlalık söz konusu değil] biri gibi söyliyemezsiniz diye meydân okuduğu hâlde, 1.400 küsûr seneden beri, dünyânın her tarafındaki bütün İslâm düşmanları elele vererek, mallar, servetler dökerek uğraştıkları hâlde, söyleyemediler.

Arap, Fars ve Türk edebiyâtında görülen “Na’t”lar, hep Resûlullah için yazılmıştır.

Ömürlerinin her safhasında Resûlullah Efendimizin aşkı ile yanıp tutuşan, yanık feryâdlar, içli gözyaşları ve yakıcı mısralarla bu aşklarını dile getirenlerin en büyük ve meşhûrlarından olan ve bu muhabbet deryâsından büyük pay sâhibi olan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri de Sevgili Peygamberimize olan muhabet ve aşkını kasîdelerinde çok güzel bir şekilde dile getirmiştir.

Bütün müslümânlar, tezhîpli [süslenmiş] levhalar üzerine yazılan “hilye-i seâdet”leri [yani O’nun dış görünüşünü veya görünen bütün uzuvlarının şeklini, sıfatlarını, isimlerini ve güzel huylarını], câmi ve mescidlerde, ev ve iş yerlerinde gözlerinin önlerine asmışlar ve O’nu dâimâ kalplerinde bulundurmaya çalışmışlardır.