Mübârek Gece ve Günlerin Çok Yoğun Olduğu Bir Mevsimdeyiz

Bundan önceki makâlemizde de belirttiğimiz gibi, bu dünyâ bir imtihân yeridir. Bu imtihânda muvaffak olmak için, İslâmiyetin emrettiği gibi inanmak ve farz kılınan ibâdetleri yapmak, yasaklanan şeylerden kaçınmak lâzım ve şarttır.

Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı kerîmde, Mülk sûre-i celîlesinin 2. âyet-i kerîmesinde: “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını imtihân edip ortaya çıkarmak için ölümü de, hayâtı da yaratan O’dur…” buyurmuştur.

Hakîkatte, bütün insanların yaratılmalarındaki maksad, Allahü teâlâya ibâdet etmeleridir. Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîm’inde, Zâriyât sûresinin 56. âyet-i celîlesinde meâlen: “İnsanları ve cinnîleri, ancak (beni bilmeleri, tanımaları) bana ibâdet etmeleri için yarattım” buyurmuştur. Yine Allahü teâlâ buyuruyor ki:

(Ey Resûlüm!) De ki: Duânız [îmânınız, ibâdetiniz, kulluk ve yalvarmanız] olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Resûl’ün size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için, azâp yakanızı bırakmayacaktır!” [Furkân, 77]

ÜÇ AYLARIN EHEMMİYETİ

Resûlullah Efendimiz, Recep ayının başında “Ya Rabbî, Receb ve Şa’bân aylarını bizler için mübârek kıl [bu aylarda bizlere bereket ihsân eyle] ve bizi Ramazân ayına da eriştir” diye duâ ederdi; kezâ Şa’bân ayına çok değer verir ve bu ayda çok oruç tutardı.

Âişe vâlidemiz (radıyallahü anhâ) buyuruyor ki:

“Resûlullahın, [Ramazân ayı müstesnâ olmak üzere] hiçbir ayda, Şa’bân ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şa’bânın tamâmını oruçlu geçirirdi.” [Buhârî]

Resûlullah Efendimize, Şa’bân ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman buyurdu ki: “Şa’bân, öyle fazîletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfildirler. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.” [Nesâî] Bu konudaki diğer bir hadîs-i şerîf de şöyledir:

“Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şa’bân ayında tutulan oruçtur.” [Tirmizî]

Üç ayların birincisi olan Receb, Allahü teâlânın ayı; ikincisi olan Şa’ban, Peygamber Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem)  ayı; Ramazân-ı şerif de ümmet-i Muhammed’in ayı olarak bilinmektedir.

Kezâ Receb ayının afv ve mağfirete, bu ayı ta’kîb eden Şa’bân ayının şefâate, Ramazan ayının da sevâpların kat kat verilmesine mahsûs aylar olduğu bildirilmiştir.

Yine Recep ayının tevbe, hürmet ve ibâdet ayı; Şa’bân ayının muhabbet ve hizmet ayı; üç ayların üçüncüsü ve bütün ayların da sultânı olan Ramazân ayının ise yakınlık ve ni’met ayı olduğu ifâde edilmiştir.

Meşhûr velîlerden Zünnûn-i Mısrî hazretleri: “Recep ayı tohum ekme, Şa’bân ayı sulama, Ramazân ayı ise hasâd ayıdır. Ya’nî ekip suladığını biçip toplayacak bir aydır. Herkes ektiğini biçer; amelinin, ibâdetinin karşılığını alır. Tohum ekmeyen, hasâd mevsimi gelince pişmân olurbuyurmuştur.

Bu ayların her üçüne de hürmet etmelidir. Hürmet etmek ise, günâhlardan uzaklaşmakla ve ibâdetleri yapmakla olur. Hürmet edip, saygı gösteren, kat kat karşılığını görecektir. Fakat, bu mübârek zamanlarda, va’dedilen sevâplara kavuşabilmek için, her şeyden önce i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. İlmihâl bilgilerini öğrenmek ve yaşayışını bunlara uygun hâle getirmek gerekir. Ayrıca çok tevbe ve istiğfâr etmeli, kazâya kalmış namazlarını, oruçlarını, zekâtlarını, sadaka-i fıtırlarını, kurbânlarını hemen kazâ etmeye başlamalıdır. Bir an önce bu borçlardan kurtulmak için çalışmalıdır.

“MÜBÂREK REGÂİB GECESİ” ÇOK KIYMETLİDİR

Bilindiği üzere, bazı mekânlar emsâline göre daha mukaddes, bazı insanlar akrânına nisbetle daha muhterem olduğu gibi, bazı zamanlar da benzerlerine nazaran çok daha kudsî, mukaddes ve mübârek kılınmıştır.

Mukaddes mekânların başında, “Mescid-i Harâm”, “Mescid-i Nebevî”, “Mescid-i Aksâ”, “Mescid-i Kubâ” olmak üzere, Allahü teâlâya ibâdet edilen bütün câmi ve mescidler, O’nun emir ve yasaklarının öğretildiği yerler gelir.

Muhterem insanların başında, “Ülü’l-azm” Peygamberler, “Resûl”ler ve “Nebî”ler gelmektedir. Bunlardan sonra, üstünlük sırasında Sahâbe-i kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn başta olmak üzere diğer Ulemâ (âlimler) ve Evliyâ (velîler) bulunmaktadır.

Altın madeni diğer madenlere nisbetle çok daha kıymetli, yakut taşı diğer taşlara nazaran çok daha değerli, gül çiçeği de diğer çiçeklerden çok daha üstündür.

Seyyidü’l-eyyâm (günlerin efendisi) Cuma günü, efdalü’l-leyâlî (gecelerin en fazîletlisi) Kadir gecesi, sultânü’ş-şühûr (ayların sultânı) ise Ramazân ayıdır.

[Sultânü’ş-şuarâ, Şeyhu’l-hattâtîn, Şeyhu’l-muharrirîn, Reîsü’l-kurrâ terimleri de var.]

Regâib gecesi, Receb ayının ilk Cuma gecesi olup Perşembe günü, öğleden sonra başlar, imsâke kadar devâm eder. Mübârek Cum’a gecesinde [24 Mayıs 2012 / 03 Receb 1433 târihinde] mübârek “Regâib Kandili”ni idrâk etmekle şereflendik.

Ma’lûm olduğu üzere, Receb-i şerîfin ilk Cum’a gecesine “Regâib gecesi” denir. Recep ayının her gecesi kıymetlidir. Her Cum’a gecesi de kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha da kıymetli olmaktadır. Allahü teâlâ, bu gecede mü’min kullarına rağîbetler [yani ihsânlar, ikrâmlar] yapmaktadır. Bu gecede yapılan duâlar reddedilmez ve namaz, sadaka gibi ibâdetlere kat kat sevâp verilir. Bu geceye hürmet edenler de affedilir.

Bilindiği gibi, Receb-i şerîf ayında bir mübârek gece daha vardır. Bu ayın 27. gecesi (16 Haziran 2012 / 26 Receb 1433 Cumartesi), “Mi’râc gecesi”dir ki, Sevgili Peygamberimizin “İsrâ” ve “Mi’râc” mu’cizesiyle şereflendiği, göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu gecedir.

Hülâsa olarak, bütün Cuma, Bayram ve Kandil günleri ve geceleri, müslümanların mübârek gün ve geceleridir. Bu mübârek gün ve gecelere kıymet veren de Allahü teâlâdır.

MÜBÂREK GECELER BİRER FIRSATTIR

İslâm dîninin çok kıymet verdiği on mübârek gece vardır. Bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli” demek olan, “mübârek” sıfatıyle sıfatlanan ve İslâm dîninin çok kıymet verdiği on gece vardır ki, bunlar kronolojik sıraya ya’nî hicrî-kamerî sene içerisindeki yerlerine göre Muharremin 1. gecesi (Hicrî Yılbaşı Gecesi),10 Muharrem (Aşûre) gecesi, Mevlid (12 Rebîul-evvel) gecesi, Regâib (Receb’in ilk Cum’a)gecesi, Mi’râc (Receb’in 27.) gecesi, Berât (Şa’bân’ın 15.) gecesi, Kadir gecesi, Ramazân Bayramının 1. gecesi, Arefe gecesi, Kurbân Bayramının 1. gecesidir. [Bu gecelerin hepsinin fazîletleri, çeşitli hadîs-i şerîflerle bildirilmiştir.]

Bilindiği üzere, Peygamberler de birer insandırlar; ancak, Allahü teâlâ onları kıymetlendirmiş, kendilerine güzîde mevkıler ihsân etmiştir. Onlar için, “diğer insanlardan niye ayırt ediliyor, üstün tutuluyor?” denemediği gibi; bazı gün ve geceleri kıymetli yaratan Allahü teâlâya da, “bu günleri diğer günlerden niye farklı, daha üstün yaptı?” denemez.

Üç ayların ilki olan Receb-i şerîf ayı,  dünyâya gönderilen ilk insan ve ilk Peygamber Âdem aleyhisselam’dan beri kıymetli olup içerisinde mübârek “Regâib” ve “Mi’râc” kandillerini ihtivâ etmektedir. “Berât” kandilinin bulunduğu Şa’bân ayı, Receb ile Ramazân ayları arasında bir köprü mesâbesindedir. Nasıl ki Cuma günü günlerin efendisi ise, dört gözle beklenen, Ramazan ayı da ayların sultânıdır.

MÜBÂREK GECELERDE NELER YAPMALIDIR?

Bütün mübârek geceleri birer ganîmet bilmeli, bu fırsatları iyi değerlendirmelidir. Bu aylara, günlere ve gecelere hürmet etmelidir. Hürmet etmek ise, günâhlardan uzaklaşmakla ve ibâdetleri yapmakla olur. Mübârek gün ve gecelere hürmet edip, saygı gösteren, kat kat karşılığını görecektir.

Fakat, bu mübârek zamanlarda va’dedilen sevâplara kavuşabilmek için, her şeyden önce i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. İlmihâl bilgilerini öğrenmek ve yaşayışını da bunlara uygun hâle getirmek gerekir. Ayrıca çok tevbe ve istiğfâr etmeli, kazâya kalmış namazlarını, oruçlarını, zekâtlarını, sadaka-i fıtırlarını, kurbânlarını hemen kazâ etmeye başlamalıdır. Bir an evvel bu borçlardan kurtulmak için çalışmalıdır.

Allahü teâlâya münâcât, tazarru’ ve niyâzda bulunmalı, yalvarıp yakarmalıdır. Tesbîh, tahmîd, tekbîr, tehlîl ve benzeri her çeşit zikir, fikir ve şükürle meşgûl olmalıdır.

Kur’ân-ı kerîm okumalı, sevâbını da ölülerimizin rûhlarına göndermelidir.

Peygamber Efendimize, bol bol salât ü selâm okumalıdır.

Ana-baba, diğer yakın akrabâ ziyâret edilmeli veya telefonla [hiç olmazsa mesajla, e-maille] gönülleri ve duâları alınmalıdır.

Fakîrler, yetîmler sevindirilmeli, sadakalar, hediyeler verilmelidir. Dargınlar, küskünler barışmalıdır.

Ayrıca bu vesîleyle güzel vatanımızın dirliği, asîl milletimizin birliği ve berâberliği, bütün müslümanların ve İslâm âleminin huzûr ve saâdeti, bütün insanların da hidâyeti için duâ etmeliyiz.