Mübârek Aşûre Gecesi ve Günü

Dînimizdeki mübârek geceleri, hicrî-kamerî sene içerisindeki sırasına göre zikredecek olursak, en başta 1 Muharrem gecesi gelmektedir. Sonra Aşûre [10 Muharrem] gecesi, sonra da Mevlid gecesi bunu ta’kîb etmektedir. Bunlardan sonra, Regâib gecesi, Mi’râc gecesi, Berât gecesi, Kadir gecesi, Ramazân bayramı gecesi, Arefe gecesi ve nihâyet Kurbân bayramı gecesi gelmektedir.

Bu on geceden başka, Fıtr [Ramazân] bayramının diğer geceleri, Zil-hicce ayının ilk on gecesi, Muharrem ayının ilk on gecesi ve her Cum’a ve Pazartesi geceleri de mübârektir. [Şürunbilâlî (rahmetullahi aleyh), “İmdâdü’l-Fettâh” isimli kitâbında, bu gecelerin fazîletlerini uzun yazmıştır.]

Aşûre gününün fazîleti hakkında bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

 “Allahü teâlâ, ‘Aşûre Günü’nü üstün kılmıştır. Allahü teâlâ, gökleri, yeri, dağları, denizleri, yıldızları, Arş’ı ve melekleri, Âdem aleyhisselâmı ‘Aşûre Günü’ yarattı…..”

Allahü teâlâ, birçok duâyı Aşûre günü kabûl buyurmuştur. Şöyle ki [alfabetik olarak zikredecek olursak]:

Âdem aleyhisselâmın tevbesinin kabûl olması, Âdem aleyhisselâmın kavminin tevbesinin de kabûlü,

Eyyûb aleyhisselâmın belâdan [hastalıkdan] kurtulması, İbrâhîm aleyhisselâmın, Nemrûdun ateşinde yanmaması, [İbrâhîm aleyhisselâmın doğumu da o gün oldu; İbrâhîm aleyhisselâma, oğlunun yerine kesmesi için, büyük koç, o gün ihsân edildi.]

İdrîs aleyhisselâmın diri olarak göğe çıkarılması,

Îsâ aleyhisselâmın vilâdeti(doğumu) ve yahûdîlerin öldürmelerinden kurtulup diri olarak göğe çıkarılması,

Mûsâ aleyhisselâmın Kızıldeniz’den geçip, Fir’avun’un boğulması, [Allahü teâlâ, denizi, Benî İsrâîl için, Aşûre günü yardı.]

h aleyhisselâmın gemisinin tûfândan kurtulması ve Cûdî dağına indirilmesi,

Ya’kûb aleyhisselâmın, oğlu Yûsuf aleyhisselâma kavuşması ve gözlerindeki perdenin kalkması,

Yûnus aleyhisselâmın balığın karnından çıkması, Yûnus aleyhisselâmın kavminin tevbesinin de kabûlü,

Yûsuf aleyhisselâmın kuyudan çıkması hep Aşûre günü oldu.

Hazret-i Hüseyin Efendimiz, 10 Muharrem’de şehîd edildi. O büyük imâmın şehîd edilmesi, bütün müslümânlar için büyük bir musîbet ve üzüntüdür. Hazret-i Ömer, Hazret-i Osmân, Hazret-i Alî ve Hazret-i Hamza’nın şehîd edilmeleri de, böyle büyük birer musîbet ve üzüntüdür. Fakat, Peygamber Efendimiz, Hazret-i Hamza’nın şehîd edildiği günün yıldönümlerinde mâtem [yas] tutmadı. Mâtem tutmayı da emretmedi, hattâ yasakladı. Mâtem yasak olmasaydı, herkesten önce, Peygamber Efendimizin ölümü için mâtem tutulurdu. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “Mâtem tutan, ölmeden önce tevbe etmezse, kıyâmette şiddetli azap görür.” [Müslim]

“İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birincisi, birinin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için mâtem tutmaktır.” [Müslim]

Bu ve benzeri mübârek geceleri ihyâ etmeli ve saygı göstermelidir. Saygı göstermek, günâh işlememekle olur.