Misâfir Hakkında Birkaç Kelime

Bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Garip, yatacak yer bulamayan bir misâfire yardım etmek, yemek yedirmek müslümânlar üzerine borçtur.” [İbn-i Asâkir]

Her zaman misâfir gelmesini arzû etmeli, misâfir gelmezse üzülmeli. Külfete girmemeli, hâzırda ne varsa onu vermeli, çeşitli ve pahalı yemekler getirmemeli! Allahü teâlâ, külfete girenleri sevmez. Evde bulunan şeyleri bolca ikrâm etmeli, misâfire verilen çok yemeği isrâf saymamalıdır. Allah için olan şey, çok olsa da isrâf olmaz. Allah için olmayan şey, az olsa da isrâftır.

Misâfire ikrâm etmek, güzelce ağırlamak gerekir. Misâfire yedirilecek şeylerden korkmamalı, misâfire ikrâm etmeyi ganîmet bilmelidir! Atalarımız, “Misâfir on kısmetle gelir, birini yer, dokuzunu bırakır” demişlerdir.

Hazret-i Ali (radıyallahü anh), bir yemeğe da’vet edilince: “Üç şartla da’vetinizi kabûl ederim: Bir şey almak için çarşıya gitmeyeceksiniz. Evinizde olanı da esirgemeyeceksiniz. Benim yüzümden çoluk-çocuğunuzu da aç bırakmayacaksınız” buyurdu.

Misâfire hizmet edene büyük sevaplar vardır. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh), misâfirine bizzat kendisi hizmet ederdi. Hizmet edenler mevcut iken, niçin kendisinin hizmet ettiği sorulduğunda, “İçinde misâfir bulunan evde, melekler ayakta durur” hadîs-i şerîfini nakledip, “Melekler ayakta dururken oturmaktan hayâ ederim” buyururdu.

 Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Sofra misâfirin önünde bulunduğu müddetçe, melekler ev sâhibi için istiğfâr ederler.” [Taberânî]

“Kişi, dostlarla yediği yemekten hesâba çekilmez.” [İmâm-ı Gazâlî]

Yemeği acele hazırlayıp getirmelidir! Misâfirleri bekletmek uygun olmaz. Beş şeyde acele etmek sünnettir. Bunlardan biri de, misâfire yemek hâzırlamakta acele etmektir.

Misâfire ikrâm ederken, herhangi bir menfaat düşünmemeli, sırf Allah rızâsı için hizmet ve ikrâm etmelidir. Misâfirden hizmet beklememelidir. Dînî inanışı, siyâsî görüşü farklı olsa da, misâfiri üzecek sözler söylememelidir.

İbrâhîm aleyhisselâm, misâfir olarak gelen bir mecûsîye, “Müslümân olursan sana çok ikrâmda bulunurum” buyurdu. Mecûsî darılıp gitti. Allahü teâlâ, Hazret-i İbrahim’e, “Neden onu misâfir etmek için dînini değiştirmeyi şart koştun? O beni tanımadığı hâlde, ben onun yetmiş yıldır rızkını veriyorum” buyurdu. Hazret-i İbrâhîm, koşup mecûsîyi buldu. “Bana misâfir ol” diye ricâda bulundu. Mecûsî hayret etti. Hazret-i İbrâhîm, olayı anlattı. Mecûsî, “Demek ki Allah, bana karşılıksız ni’met veriyor. O hâlde bana İslâmiyeti öğret, müslümân olayım” dedi. Hazret-i İbrâhîm ona gerekli dînî bilgileri öğretti. O da kelime-i şehâdet getirip müslümân oldu.