Mekteplerin Açılması Dolayısıyla Gençlik ve Terbiye Üzerine Birkaç Kelime

Bildiğimiz gibi, uzun bir tatilden sonra,güzel ülkemizin her yerindeki İlköğretim Okulları ile Liseler, yeniden tedrîsâta başlayacaklar. Devlet ve Vakıf Üniversiteleri de, kendi akademik takvimlerine göre, bugünlerde muhtelif tarihlerde eğitim-öğretime başlayacaklardır. İşte biz bu münâsebetle, bu makalemizde, bir nebze, “gençlik ve eğitim” üzerinde durmak istiyoruz:

“Eğitim” kelimesinin, eski literatürümüzdeki adı “Terbiye”dir. “Terbiye” ise: “Kişiyi, yavaş yavaş, rûhen ve bedenen yetiştirmek, olgunlaştırmak” şeklinde tarif edilmektedir. “Terbiye”nin “edeblendirme, cezâlarını verme” şeklinde ikinci bir manâsı daha varsa da bu anlam, bugünkü makalemizin konusu değildir.

EĞİTİMDE ANA-BABA VE MUALLİMİN EHEMMİYETİ

Terbiyenin tarifinden sonra, makalemizin hemen başında, Sevgili Peygamberimizin mevzû ile alâkalı çok mühim bir hadîs-i şerîfini zikretmek yerinde olacaktır:

“Bütün çocuklar, fıtrat üzere (ya’nî müslümanlığa uygun ve elverişli olarak) dünyaya gelirler. Sonra bunları, anaları-babaları,  yahûdî veya hıristiyân yâhûd mecûsî yaparlar”

Burada, müslümanlığın yerleştirilmesinde en mühim işin, çocukların ve gençlerin iyi terbiye edilmesi olduğunu görüyoruz. Yine bundan anlaşılıyor ki, bir çocuğa Yahûdîlik telkîn edilirse, Yahûdî olabilir. Hıristiyanlık ta’lîm edilirse, Hıristiyan olabilir. Mecûsîlik aşılanırsa, Mecûsî (ateşperest) olabilir. Ama İslâmiyet öğretilirse, temiz fıtratı devâm eder.

Dârul-Fünûn müderrislerinden (İstanbul Üniversitesi eski profesörlerinden) Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (rahmetullahi aleyh) buyuruyor ki:

“Evlât büyük nimettir. Ni’metin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için pedagoji yani çocuk terbiyesi, İslâm dîninde çok kıymetli bir ilimdir. O halde her müslümanın birinci vazîfesi, evlâdına dînini, îmânını, Peygamberini ve kitâbını (Kur’ân-ı Kerîm’i) öğretmektir.”

Büyük âlim İmâm-ı Gazâlî de çok mühim bir noktaya dikkat çekmektedir:

“Çocuğun terbiyesine çok dikkat etmelidir. Onun kötü arkadaşlarla düşüp kalkmasına mâni olmalıdır. Kötü arkadaş, çocuğun edeb ve terbiyesini bozar.”

ARKADAŞLA ALÂKALI BAZI ATASÖZLERİ

Bildiğimiz gibi, arkadaşla ilgili çok güzel atasözlerimiz vardır:

“Misçinin yanında duran mis kokar; isçinin yanında duran is kokar.”

“Arkadaşını söyle bana, kim olduğunu söyliyeyim sana.”

“Her kuş kendi cinsiyle uçar: Güvercin güvercinle; karga karga ile.”

“Üzüm üzüme baka baka kararır.”

“Kıratın yanında duran, ya huyundan ya suyundan alır.”

 “Körle yatan şaşı kalkar.”

“Kötü arkadaş, zehirli yılandan daha beterdir. Çünkü yılan sâdece canını alır; ama kötü arkadaş, hem canını, hem de îmânını alır.” [Bunlar çoğaltılabilir.]

Edeb, te’dîb kelimelerinin terbiye (eğitim) ve talîm (öğretim) kelimeleriyle çok yakın alâkası vardır. Eğer bir insan, edebli bir insan haline getirilebilirse, eğitimde istenilen maksada, arzû edilen hedefe kavuşulmuş demektir. Bu bakımdan, önemine binâen burada birazcık edepten bahsetmek gerekir.

HEDEF  “İNSÂN-I KÂMİL”  YETİŞTİRMEK OLMALIDIR

Burada, altını çizerek şunu ifade edelim ki:

Dînimizde, târihimizde, kültür ve medeniyetimizde eğitimden maksat “iyi insan”, orijinal ismiyle söylemek gerekirse “insân-ı kâmil” meydâna getirmektir.

Burada hemen, büyük İslâm âlimi İmâm-ı Gazâlî’nin bir sözünü hâtırlıyoruz.

Buyuruyor ki: “İnsanlar üç gruptur:

Birinci grup, gıdâ gibidir; herkese her zaman lâzımdır.

İkinci grup, devâ (ilâç gibidir); bazı insanlara bazen lâzım olur.

Üçüncü grup ise, illet (maraz, derd, hastalık) gibidir; herkes ondan kaçar, ama o, insanlara bulaşır.”

İnsanların, birinci gruptan olmaları yani herkese lâzım olan gıdâ gibi olmaları esâstır. İşte, bizim târih ve medeniyetimiz boyunca, eğitimimizin ana hedefi bu olmuştur.

PEYGAMBERLERİN GÂYELERİ İYİ İNSAN MEYDÂNA GETİRMEKTİR

Zaten bütün insanlığa rehber olmuş olan Peygamberlerin târihini incelediğimizde de, hepsinin gâyesinin yüksek ahlâklı, iyi insanlar meydana getirmek olduğunu görüyoruz.

Şunu da önemle ifâde edelim ki, son Peygamber olan sevgili Peygamberimiz, kendisini bir muallim (eğitimci) olarak tanıtmış, eğitimcilik vasfını, gönderiliş sebepleri arasında zikretmiş, hayatı boyunca bunu tatbik etmiş ve muvaffakiyeti târihen sâbit, başarısı dost-düşman herkes tarafından kabul edilmiş bir eğitimcidir. Onun bu başarılarından istifâde etmek lâzımdır.

O, 23 senede, 150 bin mübârek insan, güzîde sahâbe meydâna getirmiştir. Onlar da, elli sene gibi çok kısa zaman zarfında, gâyet mahdût imkânlarla, Endülüs’ten Çin’e kadar olan geniş coğrafî bölgeleri fethedip oralara ilim, irfân, ahlâk, fazîlet, medeniyet, adâlet, hakkâniyet, insanlık, insan hakları, nûr ve hidâyeti, tek kelimeyle söylemek gerekirse, Allahü teâlânın mukaddes dîni İslâmiyyet’i götürmüşlerdir.

Dost-düşman herkesçe bilindiği gibi, Peygamberimizin ve O’nun izinden giden âlim ve velîlerin, nasıl kâmil cemiyetler meydâna getirdikleri açıkca ortadadır. Burada Karahanlılar, Gazneliler, Timuroğulları, Babürlüler, Selçuklular ve Osmanlıları misâl olarak zikredebiliriz.

İşte bütün bunlardan anlaşılıyor ki, eğitimde işin esâsı, hem kendisine faydalı, hem de âilesine, milletine, vatanına ve devletine faydalı unsurlar meydana getirmektir. İşte millî eğitimimizdeki ana hedef de bu olmalıdır.

GENÇLİĞİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ

Yapılan iki araştırma biz babaları, dedeleri ve eğitimcileri kara kara düşündürmektedir. Bunlar, milleti ve memleketi seven herkesi de endişeye sevkedecek neticelerdir.

Önce, “Ulusal” TV’lerden birinde, 20.02.2005 tarihinde yayınlanan bir “haber”i ele alalım:

ERGENLİK ÇAĞINDAKİ ÖĞRENCİLER ARASINDA YAPILAN BİR ARAŞTIRMA

“Ergenler Arasında Suç İşleme Riski” konulu bu araştırma, “Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği” tarafından, “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi”nin “Çocuk ve Ergen Madde Bağımlılığı Araştırma ve Tedavi Merkezi” (ÇEMATEM) uzmanlarından Doç. Dr. Kültegin Ögel’in koordinatörlüğünde, İstanbul’da 15-18 yaş grubundaki 3 bin 500 öğrenci arasında gerçekleştirildi.

İstanbul’da, ergenlik çağındaki öğrenciler arasında yapılan bu araştırma, ilk suç işleme yaşının ağırlıklı olarak 13-15 olduğunu, suç işleyenlerin 1/5’inin de “ilk suçlarını 7-9 yaşları arasında işlediğini” ortaya çıkardı.

Yine araştırmaya göre, ilk suç işleme yaşı ağırlıklı olarak (yüzde 42.6) 13-15 yaş arasında gerçekleşirken, suç işleyen öğrencilerin yüzde 20’si de “ilk suçlarını işlediklerinde 7-9 yaşları arasında olduklarını” bildirdi.

Katılımcı öğrencilerin yüzde 10.8’i de, “polisle en az bir kere başlarının belâya girdiğini” kaydetti. Öğrencilerin yarıdan fazlası (yüzde 59.1) “sadece bir kez”, yüzde 23’ü “2-3 kez”, yüzde 4.4’ü “4-5 kez”, yüzde 13.5’i ise “5 defadan fazla polisle başının belâya girdiğini” ifâde etti.

ERKEKLERDE SUÇ İŞLEME NİSBETİ

“Hayâtı boyunca en az bir kere bir şeyler çalan” öğrencilerin oranı yüzde 8.6 çıkarken, bu gençlerin yüzde 41’i “bir kez”, yüzde 29.3’ü “2-3 kez”, yüzde 9’u “4-5” kez, yüzde 20.7’si de “5’den fazla kez bir şeyler çaldığını” belirtti.

Öğrencilerin yüzde 3’ü “en az bir kez nezârethânede kaldığını” ifâde ederken, suç işleyen öğrencilerin yüzde 6.7’sinin anne ya da babasının da herhangi bir suç nedeniyle en az bir kere cezâevine girdiği ortaya çıktı.

Erkeklerde “herhangi bir suç işleme” oranı, kızlara göre 2.6 kat, “polisle başı belâya girme” oranı 4 kat, “bir şey çalma” oranı 3 kat, “ıslâhevinde kalma” oranı da yaklaşık 6.5 kat fazla çıktı.

ZARARLI MADDE SUÇU TETİKLİYOR

Araştırma verilerine göre, zararlı madde kullananlarda, “polisle başı belâya girme” oranının, kullanmayanlara göre 5.43, suç işleme oranının 4.35, herhangi bir şey çalma oranının 2.69, cezâevi ya da ıslâhevinde kalma oranının da 13.81 kat fazla olduğu tespit edildi.

SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN TÜYLER ÜRPERTEN ARAŞTIRMASI

Gelelim bundan 10-12 sene önce, Sağlık Bakanlığı’nın 7 büyük ilimizde bulunan lise ve dengi okullarda yaptırdığı araştırmanın sonuçlarına; bunlar gerçekten tüyler ürpetici.

Gençleri para kazanmak uğruna zehirlemekten kaçınmayan uyuşturucu tacirleri, kendileri için en uygun pazar olarak okulları görmekteler. Türkiye’de uyuşturucu madde ve alkol kullanımı, lise ve dengi okulları tehdit edici boyutlarda.

Sağlık Bakanlığının 7 büyük ilimizde liseler ve dengi okullarda yaptığı araştırma, tehlikenin düşündürücü boyutlarda olduğunu gösterdi. Sadece Sağlık, Milli Eğitim ve İç İşleri Bakanlıkları değil, bütün devlet kademelerinin, hükûmetin, vakıfların, sivil toplum kuruluşlarının ve Medya’nın bu meseleye el atması lâzımdır.

Lise çağındaki öğrencilerimizin yüzde 71.8’i uyuşturucu kullanmış, yüzde 16.5’i ise bağımlı. Gençlerin yüzde 53’ü esrar, yüzde 10’u eroin, yüzde 8.8’i ise kokain ile tanışmış.

Öğrencilerin yüzde 8.5’i esrarı, yüzde 4’ü eroini, yüzde 4’ü de kokaini sürekli olarak kullanıyor.

Bir korkunç sonuç da 9-12 yaş arasında ortaya çıktı…

Bu yaş grubundaki çocukların yüzde 35’i uhu, bally, tiner gibi yapıştırıcı ve uçucu madde kullanmış. Bunların halen yüzde 6’sı ise bu maddelerin bağımlısı…

Araştırmalar neticesinde ortaya çıkan bir başka gerçek de uhu, bally, tiner gibi yapıştırıcı ve uçucu madde kullanımının 9-12 yaş grubunda daha fazla görülmesi. Yetkililer bu duruma bu maddelerin, diğer uyuşturucu maddelere göre daha ucuz ve kolay temin edilmesinden kaynaklandığını ifade ederek, bu maddeleri deneyenlerin sayısının yüzde 35, bu maddeleri devamlı kullananların sayısının ise yüzde 6 olduğunu belirttiler.

Yetkililer araştırmalarda, ülkemizde 23 milyon insanın sigara tiryakisi olduğunu belirtirken, yaklaşık 20 milyon insanın da alkol dostu, 5 milyon insanın ise alkol bağımlısı olduğuna işaret ettiler.

Başta okul çağında okuyan çocuklar olmak üzere ülkemizde her geçen yıl, bir önceki yıla göre daha fazla gencimizin içki ve uyuşturucu maddeler ile tanıştığı ya da kullandığına yetkililer tarafından dikkat çekiliyor.

Uyuşturucu başta olmak üzere, alkol kullanmaya alışan kimselerin, günlük uyuşturucu ve alkol ihtiyaçlarını giderebilecek parayı bulmak için hırsızlık, gasp, soygun, dolandırıcılık ve fuhuş yapabildiklerini ifade eden yetkililer:

“Özellikle uyuşturucu çok para gerektiren bir kullanımdır. Bağımlı olanların çoğu maalesef aynı zamanda satıcıdırlar. Kendilerinin ihtiyacı olan parayı bulabilmek için, yeni kullanıcıları, gençleri hatta ve hatta kendi arkadaşlarını bu batağın içine çekmekten çekinmezler. Ülkemizde bu illetlerin kullanımı, batı toplumlarındaki kadar olmasa bile, giderek korkunç bir şekilde büyümekte” demişlerdir.