Kurban Bayrami Münasebetiyle

Cenab-ı Hakk’a çok şükürler olsun ki, bugün, sıhhat ve afiyet içerisinde, dini bayramlarımızdan ikincisi olan mübarek  “Kurban Bayramı”na kavuşmuş bulunuyoruz. Bu vesile ile, muhterem okuyucularımızın, necib milletimizin ve bütün İslam aleminin bayramlarını candan tebrik ederek bu haftaki makalemize başlamak istiyoruz.

Tebrikten sonra hemen şunu ifade edelim ki,  bazı mekanlar emsaline göre daha mukaddes, bazı insanlar akranına nisbetle daha muhterem olduğu gibi, bazı zamanlar da benzerlerine nazaran çok daha kudsi, mukaddes ve mübarektir.

Yine belirtelim ki, Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için bazı gecelere, günlere ve aylara kıymet vermiş, bu gece, gün ve aylardaki duâ, tevbe, namaz, oruç, sadaka-i fıtır, kurban gibi muhtelif bedeni ve mali ibadetleri kabul edeceğini bildirmiştir. Aslında kulların çok ibadet yapmaları, duâ ve tevbe etmeleri için böyle gece, gün ve aylar birer sebep kılınmıştır.

Bu kurban bayramı, Allahü tealanın, ümmet-i Muhammed’e ihsan buyurduğu iki dini bayramdan ikincisidir. İki aydan fazla bir zaman önce, birinci bayram olan Ramazan bayramını da, sıhhat ve afiyet içerisinde, bütün müslümanlar olarak idrak etmekle şereflenmiştik. Sevgili Peygamberimiz:

“Ramazan bayramı, Kurban bayramı ve teşrik günleri, biz ehl-i İslamın bayramıdır; bugünler yeme ve içme günleridir” ve “Ramazan bayramında namaz ve sadaka-i fıtır, Kurban bayramında ise, namaz ve kurban vardır” buyurmuşlardır.

Her yıl, Ramazan ayında ve arefe gününde müslümanların günahları afv edildiği için sevinirler, sürurları avdet eder, sevinçleri tekrar gelir, bundan dolayı “ìd” denilmiştir ki, arapça olan bu kelime türkçede bayram demektir.

Şüphe yok ki, bayramların cemiyet hayatımızda çok özel  yerleri vardır. Çocuklar, gençler, olgunlar ve yaşlılar, bayram sabahında, grup grup camilere doluşurlar, büyük bir huşu içerisinde namazlarını eda ederler. Bayram namazından sonra bütün müslümanlar birbirlerinin bayramlarını tebrik ederler, daha sonra aile büyükleri, eş-dost, akraba ve komşuları ziyaret ederek, büyüklerin ellerini öpüp dualarını alırlar. Bayramlar sevgi ve saygının artmasına vesile olur. Yine dini bayramlarımızdaki güzel adetlerimizden biri de, yetimler, fakirler, garipler ve çocukların sevindirilmeleri, yardıma muhtaç kimselere yardım ellerinin uzatılması, ictimai yardımlaşma ve dayanışmanın tezahür etmesidir. Ramazan bayramında fakirlere sadaka-i fıtır verilmesi, kurban bayramında ise, akrabaya ve komşulara kurban etinden dağıtılması ne kadar hikmetlidir.

 Dini bayramlar, milletimizin birlik ve beraberliğine ve dargınların, küskünlerin barışmasına vesile olduğu gibi, ölülerimizin bile sevinmelerine sebep olmaktadır. Çünkü kabirler ziyaret edilmekte, ruhlarına Fatiha-i şerife, diğer sure ve dualar gönderilmektedir. Bütün dünyada din ve diyanetlerini, ırz ve namuslarını, vatan ve memleketlerini, can ve mallarını müdafaa ederken şehid düşen, bayrama yetişemeyen müslümanlar da unutulmamakta, onlar için de Kur’an-ı  kerim okunup ruhlarına gönderilmektedir. Bayram gün ve geceleri mübarek zamanlardan olduğu için, gazi, mecruh olan, dul ve yetim kalan çocuk, genç ve ihtiyar bütün müslümanlara da dua edilmektedir.

Makalemizi bitirmeden önce bir-iki fikhi hükmü de hatırlatmayı faydalı buluyoruz.

Yukarıda mealini verdiğimiz bir hadis-i şerifte geçen teşrik tekbiriyle ilgili bir-iki cümle arzetmekte fayda var:

İmâmeyn(yani İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed)’e göre, Arefe günü, ya’nî Kurban bayramından önceki gün sabâh namâzından, dördüncü günü ikindi namâzına kadar, yirmiüç vakitte hem hâcıların, hem de hacca gitmiyenlerin, erkek-kadın herkesin, cemâ’at ile kılsın, yalnız kılsın, farz namâzda veyâ bu bayramdaki farzlardan birini, yine bu bayram günlerinden birinde kazâ edince, selâm verir vermez, “Allahümme ente’s-selâm …” demeden evvel, bir kerre “Tekbîr-i teşrîk” okuması vâcibdir. “Allahü ekber, Allahü ekber, Lâ ilâhe illa’llahü, Vallahü ekber, Allahü ekber ve li’llahi’l-hamd” denir. Cum’a namâzlarından sonra da okunur. Bayram namâzından sonra okumak müstehabdır. Cenâze namâzından sonra okunmaz. Câmi’den çıkdıkdan veyâ konuşdukdan sonra okumak lâzım değildir. İmâm, tekbîri unutursa, cemâ’at terk etmez. Erkekler yüksek sesle okuyabilir. Kurban bayramının son üç gününe ya’ni  2, 3 ve 4. günlerine “Eyyâm-ı teşrîk” denir

Osmanlı Devleti’nin son dönem alimlerinden Mehmed Zihni Efendi’nin “Ni’met-i İslâm”kitâbında deniliyor ki: “Bayram günleri şunları yapmak sünnetdir: 1-Erken kalkmak, 2-Gusl abdesti almak, 3-Misvâk ile dişleri temizlemek, 4-Güzel koku sürünmek, 5-Yeni ve temiz elbise giymek, 6-Sevindiğini belli etmek, 7-Fıtr(Ramazan) bayramı namâzından önce tatlı yemek, hurma yemek, tek adedde yemek. 8-Kurban kesen, o gün ilk olarak kurban eti yemek. 9-Sabâh namâzını mahalle mescidinde kılıp, bayram namâzı için, büyük câmi’e gitmek. 10-  O gün yüzük takmak, 11-Câmi’e erken ve yürüyerek gitmek. 12-Bayram tekbîrlerini, Fıtr(Ramazan) bayramında sessiz, Adha(Kurban) bayramında cehren söylemek. 13-Dönüşde, başka yoldan gelmek. Çünki, ibâdet yapılan yerler ve ibâdet için gidip gelinen yollar, kıyâmet günü şehâdet edeceklerdir. 14-Mü’minleri güler yüzle ve (Selâmün aleyküm) diyerek karşılamak. 15-Fakîrlere çok sadaka, [İslâmiyyeti doğru olarak yaymak için çalışanlara yardım] yapmak. Sadaka-i fıtrı, bayram namâzından önce vermek. 16-Dargın olanları barışdırmak, 17-Akrabâyı ve din kardeşlerini ziyâret etmek, onlara hediyye götürmek de sünnetdir. 18-Erkeklerin, kabirleri ziyâret etmeleri de sünnetdir.”

Makalemizi bitirirken “bayram namazı”yla ilgili olarak, bir-iki kelime daha söyliyelim:

Bayram namâzları iki rek’atdir. Cemâ’at ile kılınır. Yalnız kılınmaz. Birinci rek’atde, sübhâneke’den sonra, üç kerre “Tekbîr-i zevâid” söylenir. Ya’nî, eller üç def’a kulaklara kaldırılıp, birinci ve ikincisinde, iki yana uzatılır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlanır. İmâm efendi yüksek sesle, Fâtiha ve zamm-ı sûre okudukdan sonra, doğru rükû’a eğilinir. İkinci rek’atde, önce Fâtiha ve zamm-ı sûre okunup, sonra, iki el, yine üç kerre kulaklara kaldırılır. Üçünde de yanlara sallandırılır. Dördüncü tekbîrde, kulaklara kaldırılmayıp, rükû’a eğilinir. Birinci rek’atde beş, ikinci rek’atde dört tekbîr getirilmekdedir. Bu dokuz tekbîrde ellerin nereye götürüleceğini unutmamak için, kısaca “İki salla, bir bağla. Üç salla, bir eğil” diye ezberlenir.

Allahü teala, asil milletimizin ve bütün müslümanların, sıhhat ve afiyet içerisinde nice bayramlara kavuşmasını nasip buyursun.