Kıyâmete Kadar, Hak Üzere Olan Bir Tâife Bulunacaktır

Peygamber Efendimiz, bir hadîs-i şerîfinde her devirde, her zaman kıyâmete kadar doğru olan bir tâifenin/grubun/cemâatin olacağını bildirmiştir. O hadîsin meâl-i âlîsi şöyledir: “Ümmetimden doğru bir grup, hak üzere devâmlı bulunur.” [Buhârî] Her müslümân, devâmlı duâ ederek, bu doğru olan, hak olan grubu bulmaya çalışmalıdır.

Büyük âlim Abdülğanî Nablüsî (rahmetullahi aleyh) buyuruyor ki:

Kur’ân-ı kerîmde, “…..Allah’ın ipine toptan sarılın, fırkalara ayrılmayın, parçalanmayın…..” [Âl-i İmrân, 103] buyurulmuştur. Bu âyet-i kerime, “i’tikâdda, inanılacak bilgilerde parçalanmayın” demektir. Ya’nî “doğru îmândan ayrılmayın” demek olup, “fıkıh bilgilerinde ayrılmayın” demek değildir. İ’tikâdda ayrılmak, parçalanmak elbette câiz değildir. Nitekim bir hadîs-i şerîfte de: “Cemâat rahmet, ayrılık azaptır” buyurulmuştur.

Diğer bir hadîs-i şerîfte ise şöyle buyurulmuştur: “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, bunlardan 72’si Cehenneme gidecek,  yalnız bir fırka kurtulacak/Cennet’e girecektir. Bunlar, benim ve Eshâbımın yolunda olanlar, onların gittiği yolda gidenlerdir.” [Tirmizî, İbn-i Mâce]

Hindistân ulemâsından İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

“Bir hükmün doğru veya yanlış olduğu, Ehl-i Sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamasıyla anlaşılır. Çünkü Ehl-i Sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her ma’nâ kıymetsizdir, yanlıştır. Çünkü her sapık kişi, Kur’ân ve Sünnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddiâ eder. Yarım aklı, kısa görüşüyle, bu kaynaklardan yanlış ma’nâlar çıkarır. Doğru yoldan kayar, felâkete gider. Ehl-i Sünnet âlimlerinin bildirdikleri ma’nâlar doğrudur, bunlara uymayan yanlıştır.” [C. I, Mek. 286]

Evet, hadîs-i şerîflerde, Ehl-i sünnet vel-cemâat i’tikâdında olmak, âlimleri ve sâlihleri sevip onlarla beraber olmaya çalışmak, onlardan ayrılmamak emrediliyor. Onlar, Peygamberlerden sonra, seçilenler sınıfındandır. İnsanlara doğru yolu göstermeleri, hâl ve hareketleri ile örnek olmaları, âlimlerin ve evliyânın belli başlı vasıflarındandır. Ayrıca, Allahü teâlânın rızâsı için insanların dertleri ile dertlenmeleri ve fedâkârlıkları onların şânındandır. Onlar Peygamberlerin vârisleridirler. Nitekim bu konuda bazı hadîs-i şerîfler de vardır: “Âlimler, Peygamberlerin vârisleridirler.” (Tirmizî)

“Peygamberler, ne bir dînâr, ne bir dirhem mîrâs bırakmışlardır; onlar ancak ilmi mîrâs bırakmışlardır; ilmi alan mîrâs-ı Peygamberîden büyük bir pay almış olur.” (Tirmizî)

Bu büyük âlim ve velîler, kendi asırlarında olduğu gibi, zamanlarından sonra da dâimâ sevilen ve sayılan, nasîhat ve tavsiyelerinden istifâde edilen, hayâtları örnek alınan kimseler olmuşlardır.

Şüphesiz ki iyi insanların hayatları öğrenildikçe, iyilerin adedi artacaktır. Geçmişini, büyüklerini tanıyamayan çocuklar, gençler ve yaşları ilerlemiş insanlar, büyüklüklere tâlip olamazlar. Bu bakımdan geçmiş âlimlerimizi ve velîlerimizi, doğru bir şekilde, sâdece müslümânlara değil, bütün insanlara öğretmelidir.