Kadir Gecesinin Bazı Alâmetlerine Dâir

Takvimlerde, 19 Ekim (26 Ramazân) Perşembe’yi 20 Ekim (27 Ramazân) Cuma’ya bağlayan gecenin (ya’nî dünkü gecenin) “Kadir Gecesi” olduğu yazılıdır.

Kur’ân-ı kerîmin Resûlullah Efendimize vahyedilmeye başladığı Kadir gecesinin “bin aydan daha hayırlı, fazîletli, kıymetli olduğu” bizzât Allahü teâlâ tarafından beyân buyurulmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. İmâm-ı Şâfiî, “Kadir gecesi Ramazân-ı şerîf ayının 17. gecesi”, İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe ise, “27. gecesi olması çok vâki olur” demişlerdir.

Eshâb-ı Kirâm, Peygamber Efendimize Kadir gecesinin ne zaman olduğunu sorunca: “Kadir gecesini, Ramazân ayının son on gününde arayınız” buyurmuşlardır. Bir başka zaman sorulduğunda ise, Kadir gecesini Ramazân ayının 27’sinde aramalarını emir ve tavsiye buyurmuşlardır.

İçerisinde “Regâib” ve “Mi’râc” kandillerinin bulunduğu Recep ayı ve “Berât” kandilinin bulunduğu Şa’bân ayı çabucak geçmiş; şimdi ise “ayların sultânı” diye anılan Ramazân ayı da bitmek üzeredir.

Bilindiği üzere, bazı mekânlar emsâline göre daha mukaddes, bazı insanlar akrânına nisbetle daha muhterem olduğu gibi, bazı zamanlar da benzerlerine nazaran çok daha kudsî, mukaddes ve mübârektir. Üç ayların 3.sü, kamerî ayların ise 9.su olan Ramazân ayı, bütünü itibâriyle çok kıymetli ve şereflidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Ramazân ayında yapılan bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâp, başka aylarda yapılan farz ibâdetlere verilen sevâp gibidir. Bu ayda yapılan bir farza ise, başka aylarda yapılan 70 farza verilen sevâb kadar sevâb verilir. Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene boyunca da bu işleri yapmak nasîp olur.

“Bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli” demek olan “mübârek” sıfatıyle sıfatlanan ve İslâm dîninin kıymet verdiği “on gece” vardır ki, bunlar, hicrî-kamerî sene içerisindeki sıralarına göre, “1 Muharrem (Hicrî yılbaşı gecesi), 10 Muharrem (Aşûre gecesi), Mevlid, Regâib, Mi’râc, Berât, Kadir, Ramazân Bayramı, Arefe ve Kurban Bayramı geceleri”dir.

Bunlardan “Kadir gecesi” Ramazân ayı içindedir ki, o gecenin fazîleti, üstünlüğü, Kur’ân-ı Kerîm’de “Kadir sûresi”nde açıkça bildirilmektedir.

Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için bazı gece, gün ve aylara husûsî kıymet vermiş; bu gece, gün ve aylardaki duâ, tevbe, namâz ve oruç gibi ibâdetleri kabûl edeceğini yanî bol sevâp vereceğini bildirmiştir. Aslında Cenâb-ı Hak, kullarının çok ibâdet yapmaları, duâ ve tevbe etmeleri için böyle gece, gün ve ayları birer sebep kılmıştır.

Evliyâdan Abdülvehhâb-ı Şa’rânî (kuddise sirruh), uzun tecrübelerine dayanarak, “Ramazân, Pazar günü başlarsa, Kadir gecesi 29. gecedir. Salı başlarsa 27. gece, Perşembe başlarsa 25., Cumartesi başlarsa 23., Pazartesi başlarsa 21., Çarşamba başlarsa 19., Cum’a başlarsa 17. gecedir” diyor ve ben, bu formül ile 30 sene Kadir gecesine kavuştum diye de ilâve ediyor. Ama Kadir gecesine kavuşmak için en pratik çâre şudur: Ramazân ayının bütün geceleri ihyâ edilirse, Kadir gecesine rastlanılmış olur.

Kadir gecesi, açık ve sâkin olur, ne sıcak, ne de soğuk olur. Hadîs-i şerîfte, “Kadir gecesi açık ve mülâyim bir gecedir. Soğuk ve sıcak değildir. Sabâhında da güneş zaîf ve kızıl olarak doğar” [Taberânî] ve “Kadir gecesi açık bir gecedir. Sıcak ve soğuk değildir. Onda bulut yoktur. Yağmur ve rüzgâr yoktur. O gecenin sabâhının alâmeti, güneşin şuâsız doğmasıdır” [Taberânî] buyurulmuştur. Ertesi sabah güneş, kızıl olup, şuâsız doğar. Yine hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki: “Kadir gecesi sabahı güneş şuâsız olarak doğar. Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.” [Müslim] “Kadir gecesinde köpek sesi duyulmaz” diyen âlimler de olmuştur. Ubeyd bin Ömer hazretleri anlatır: “Kadir gecesi denizde idim, denizin suyunu içtim, tuzlu değildi, tatlı ve hoş idi.”

Her müslümân, onbir ayın sultânı olan Ramazân ayını ve bin aydan daha hayırlı, kıymetli olan Kadir gecesini bir ganîmet bilmeli, bu fırsatı iyi değerlendirmelidir: Bu gecede ve diğer mübârek gecelerde çok tevbe ve istiğfâr etmeli, Allahü teâlâya duâ, münâcât, tazarru’ ve niyâzda bulunmalı, yalvarıp yakarmalıdır. Sevgili Peygamberimiz, Kadir gecesinde, “Allahümme inneke afüvvün tühıbbü’l-afve fa’fü annî ” duâsını okumayı tavsiye etmiştir ki ma’nâsı şöyledir: “Yâ Rabbî! Sen elbette affedicisin, affı seversin, beni de affeyle.”

Tesbîh, tahmîd, tekbîr, tehlîl ve benzeri her çeşit zikir, fikir ve şükürle meşgûl olmalıdır. [Tesbîh: Sübhânallâh, Tahmîd: Elhamdü lillâh, Tehlîl: Lâ ilâhe illa’llâh, demektir.]

Mübârek gün ve gecelerde, kazâ namazı borcu olanlar, kazâ namazları kılmalıdır. Seyyid, allâme İbn-i Âbidîn hazretlerinin beyânına göre, bir kimsenin hiç kazâsı olmasa, buna rağmen bütün namazlarını kazâ etse, ihtiyâtlı iş yapmış olur.

Kur’ân-ı kerîm okumalı, sevâbını ölülerimizin ruhlarına da göndermelidir. Peygamber Efendimize de salât ü selâm okumalıdır.

Kıymetli fıkıh ve ilmihâl kitaplarından fıkhî mevzûları okuyup ilim öğrenmelidir. Ana-baba, diğer yakın akrabâ ziyâret edilmeli veya telefonla gönülleri ve duâları alınmalıdır.

Fakîrler, yetîmler sevindirilmeli, sadakalar, hediyeler verilmelidir. Dargınlar, küskünler barışmalıdır.

Ayrıca bu vesîleyle, güzel vatanımızın dirliği, asîl milletimizin birliği ve beraberliği, bütün müslümânların ve İslâm âleminin huzûr ve saâdeti, bütün insanların da hidâyeti için duâ etmeliyiz.

Bu vesîleyle, okuyucularımızın, asîl milletimizin ve bütün İslâm âleminin Kadir gecelerini, bir kere de biz cândan tebrik eder, sıhhat ve âfiyet içerisinde nicelerine kavuşmalarını, Cenâb-ı Hak’tan tazarru’ ve niyâz eyleriz.