İmâm-ı Rabbânî Hazretleri Hakkında Birkaç Kelime

Dünkü makâlemizde bir nebze kendisinden bahsettiğimiz “Müceddid-i Elf-i Sânî” lakabıyla anılan ve şöhreti, yaşadığı zaman dilimini [XVI-XVII. Asırlar] ve ülkesini [Hindistân sınırlarını] çok aşıp bütün dünyâyı kaplamış bulunan büyük ilim, fikir ve gönül adamı İmâm-ı Rabbânî hazretleri hakkında, gerek eski, gerek yeni çalışmaların gündeme gelmesini sağlıyan sempozyum vesîlesiyle, bendeniz, “İmâm-ı Rabânî’nin ‘Dîn-i İlâhî’ye Reddiye Olarak Yazdığı ‘İsbâtu’n-Nübüvve’ İsimli Kitâbının Mâhiyeti” başlıklı tebliğimi sunarken mühim gördüğüm bir teklîfte bulundum; onu burada da tekrârlamak istiyorum:

Ülkemizde, bilhâssa önemli bir ilim ve kültür merkezi olan,dünyânın incisi İstanbul’umuzda, bir “İmâm-ı Rabbânî Araştırma Merkezi” kurulmalı, onun bütün eserleri, hakkında bugüne kadar yapılmış olan bütün çalışmalar bu merkezde toplanmalı, “Mektûbât”ının güzel bir tahkîkli neşri yapılmalı, kitapları Türkçeye tercüme edilmeli, bundan sonra da onun hakkında bazı akademik çalışmalar yapılmalı, yüksek lisans ve doktora tezleri hazırlatılmalıdır. Ayrıca bu kabîl sempozyumlar, her sene olmasa da, belli periyotlarla/aralıklarla devâm etmelidir. Meselâ 2-3 senede bir veya hiç olmazsa 5 senede bir olabilir.

Bu sempozyumla, büyük ilim adamı İmâm-ı Rabbâni’yi doğru bir şekilde tanıma, anlama ve misyonunu tekrâr hâtırlama konusunda önemli bir hizmet yapılmış, onugünümüz insanına ilmî bir üslupla anlatmak için büyük emek sarfedilmiş oldu.

İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî/Sirhindî, XVI-XVII. yüzyıllarda (1564-1624 yılları arasında) Hindistân’da yaşamış olan büyük bir âlim ve velî, sûfî, Allah dostu, gönül adamıdır.

O, cemiyetin/toplumun dîn ve tasavvuf anlayışını yenileyen (müceddid) bir rehber olarak telakkî edilmiş ve kendisine “Müceddid-i Elf-i Sânî” (hicrî ikinci bin yılın yenileyicisi) lakabı verilmiştir.

İmâm-ı Rabbânî, köklü bir ilim tahsîli yapmış, dergâhında tefsîr, hadîs, fıkıh ve akâid kitapları okutmuş, medrese ile tekkeyi ayrı gören zihniyete karşı çıkmış ve âlimler ile mutasavvıfları, medrese ile tekkeyi birbirine yakınlaştırmıştır.

İmâm-ı Rabbânî [v. 1034/1624], yaşadığı dönemde, özellikle Hindistân ve civârındaki ülkelerde bulunan müslümânların dîn ve tasavvuf anlayışlarını tashîh etmeye çalışan, ama te’sîrleri o sınırları ve yaşadığı zaman dilimini çok aşan, hattâ günümüze kadar ulaşan, İslâmiyet’in, temel delîllere göre, başta Kur’ân-ı kerîm ve Sünnet-i Nebeviyye olmak üzere edille-i şer’iyye çizgisinde anlaşılması, yaşanması ve cemiyetin hurâfelerden arınması için mücâdele eden, medrese ile tekkeyi, âlimlerle sûfîleri uzlaştırmak için büyük gayretler sarfeden bir zâttır.

Bu sebeplerle o, “Muhyi’s-Sünne”, “Kâmiu’l-bid’a”, “Müceddid-i Elf-i Sânî” (hicrî ikinci bin yılın yenileyicisi) ve “Sıle” gibi lakablarla anılmaktadır.

İmâm-ı Rabbânî, kendi döneminde, Hindistân ve civârındaki ülkeler başta olmak üzere bütün müslümânların, çeşitli kademelerdeki idârecilerin hattâ sultânların dahî İslâmiyet’e aykırı uygulamalarına sessiz kalmamış, onları mektuplarıyla îkâz etmiş, hapsedilmeyi bile göze almış, buna rağmen prensiplerinden ve mücâdelesinden vaz geçmemiş, sonunda, yaptığı sohbetlerle, verdiği va’zlarla, yazdığı kitaplarla ve etrâfa gönderdiği mektuplarla, müslümânların dîn ve tasavvuf anlayışında önemli bir canlanma ve yenilenme meydâna getirmiştir.

[İnşâallah, öbür hafta da İmâm-ı Rabbânî hazretlerinden bahsetmeye çalışalım.]