“Hulefâ-i Râşidîn=4 Büyük Halîfe” Kimlerdir-4

(22.04.2006- 24 Rebîu’l-evvel 1427 Cumartesi)Dünkü makalemizde kısaca 1. Halîfe olan Hazret-i Ebû Bekir(radıyallahü anh)’den bahsettik. Bugünkü makalemizde ise yine kısaca, 2. Halîfe Hazret-i Ömer(radıyallahü anh)’i ele alacağız.

2- HAZRET-İ ÖMERÜ’L-FÂRÛK (radıyallahü teâlâ anh)

Hicretten 40 sene önce Mekke’de doğan, bütün müslümanların ittifâkıyla, Eshâb-ı kirâmın en büyüklerinden [Peygamberler ve Hz. Ebû Bekir’den sonra insanların en hayırlısı] ve Peygamberimizin 2. halîfesi olan Hazret-i Ömer, “Hulefâ-i Râşidîn”den ve “Aşere-i mübeşşere”den yâni Cennetle müjdelenen on kişiden biridir.

Soyu, 9. dedesi olan Ka’b’da, Peygamberimizin soyu ile birleşir. Hz. Ömer’in babası Hattâb, Kureyş kabîlesinin ileri gelenlerinden, annesi Hanteme bint-i Hişâm ise Ebû Cehl’in kızkardeşiydi. Künyesi “Ebû Hafs”tır.

Hazret-i Ömer, “Ensâb (soy kütüğü) ilmini” iyi bilirdi. Gençliğinde iyi ata biner ve güreş yapardı. Hicaz bölgesinin o zaman en meşhûr ve en büyük panayırı olan Ukâz Panayırı’nda yapılan güreşlerde defâlarca birinci oldu. Ayrıca hitâbetinin üstünlüğü ve ata binmekteki mahâreti meşhur olmuştur. Eğere dokunmadan ata binerdi. Sol elini de sağ eli gibi iyi kullanırdı. Çok heybetli, cesûr ve çok kuvvetliydi.

Peygamber Efendimiz, bir gün Hazret-i Ömer ile Ebû Cehl’in bir yerde oturup, gizli gizli bir şeyler konuştuklarını gördü. O gece, “Yâ Rabbî ! Bu İslâm dînini, Ömer’le yâhut Ebû Cehl’le kuvvetlendir” diye duâ etti.

Hz. Ömer, Peygamber Efendimizin bu duâsının bereketiyle ve Kur’ân-ı kerîmin fesâhatı, belâğatı, ma’nâlarının yüksekliği ve üstünlüğü karşısında hayrân kalarak Mekke-i mükerreme’de İslâmiyetle şereflenmiş, dîn-i İslâm uğruna malını, canını, her şeyini ortaya koymuş ilk Müslümanlardandır. (Muhtelif rakamlar varsa da 40. müslüman olduğu bazı kaynaklarda belirtilir.)

Hz. Ömer müslüman olunca, “Ey Peygamber(im)! Sana, Allahü tealâ ve mü’minlerden, senin izinde gidenler yetişir” (Enfâl, 64) âyeti indi.

Daima re’yi isâbet ettiği, doğru söylediği veya hakkı bâtıldan ayırdığı için “Fârûk” lakabıyla anılır.            

Medine-i Münevvere’ye hicretle şereflenmiş, Tevbe suresinin 100. âyet-i kerîmesiyle övülmüş muhâcirlerdendir. (Eshâb-ı kirâmı medheden başka âyet-i kerîmeler de vardır: Âl-i İmrân, 110; Enfâl, 64…gibi).

Medîne’ye daha önce varıp Peygamber Efendimizin teşrîf etmekte olduğunu müjdelemiş, Kubâ’da onu karşılamış, kendisiyle kardeş kılınan Utbân bin Mâlik’le nöbetleşerek Resûlullah Efendimizin huzûrlarına sık sık gelip ondan çok fazla ilim almış, Ezânı rüyâsında gören sahâbîlerden olmuştur.

Sevgili Peygamberimizle bütün harplere iştirâk etmiş, kâfirlere karşı savaşmıştır. Fedâkârlıkları bütün kitaplarda yazılıdır. Hele Bedir ve Uhud gibi hayâtî ehemmiyeti hâiz savaşlarda, devâmlı Resûlullah Efendimizin yanında yer almıştır.

Hendek savaşında hendeğin önemli bir yerini tutup düşmâna mâni’ oldu. Hayber fethinden sonra hissesine düşen ganîmet malı arâzîyi vakfetti.

Mekke’nin fethinde bulundu. Huneyn savaşına katıldı. Tebük seferinde bütün malının yarısını verdi.

Hz. Ömer’in kızı Hz. Hafsa, Hendek savaşından sonra, Peygamber Efendimizin zevcesi ve mü’minlerin annesi olmuş, Hz. Ömer de, böylece, Sevgili Peygamberimizin kayınpederi olmakla şereflenmiştir.

Peygamber Efendimiz, Hz.Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osmân’la birlikte Uhud dağına çıktığında, Ebû Bekir efendimizi “sıddîk”lık, Ömer ve Osmân efendilerimizi ise “şehîd”likle müjdelemiştir. Şehîdlerin yüksek dereceleri ise ma’lûmdur ve Kur’ân-ı kerîmde de yazılıdır.

Vedâ’ haccında da bulunan Hz. Ömer, Resulullah Efendimizin vefâtından sonra, onun halîfesi olan Hz. Ebu Bekr’e yardımcı oldu.

Hz. Ebû Bekr’in hilâfeti zamanında “Beytü’l-mal Emîni (Mâliye Vekîli)” idi. Hz. Ebûbekr, vefâtına yakın Hz.Osmân’a bir vasiyet yazdırdı; burada Hz. Ömer’i halîfe olarak bıraktığını bildiriyordu ki, bu vasiyet okunduğunda bütün Sahâbe-i kirâm: ”Kabûl ettik ve itâat ettik” dediler.

O, 10 sene 6 ay ve 7 günlük hilâfeti zamanında, 2 büyük devlet olan Bizans ve Sâsânî imparatorluklarının hâkimiyeti altında olan Sûriye, Filistîn, Mısır, Irâk ve İrân’ı İslâm devletinin sınırları içine aldı.

Onun zamanında 1036 büyük şehir zaptedildi. Kuzey Afrika’dan Türkistân’a, Âzerbaycân’dan Yemen’e kadar uzanan ve 2 milyon km2.den büyük olan İslâm devletini, kurduğu mükemmel müesseselerle çok güzel idâre etti.

Davâlara bakması için mahkemeler, adlî teşkîlâtlar, suç ve zâbıta işlerine bakan, satıcıları kontrol eden, halkın birbirleriyle olan münâsebetlerini düzenleyen teşkîlâtlar kurdu.

Onun zamanında 4.000’den fazla câmi yapıldı. Yollar, köprüler inşâ edilip, su kanalları açıldı. Fakîr çocuklara maâşlar verildi. Mescid-i Harâm’ı ve Mescid-i Nebevî’yi genişletti. İlmi ve İslâmiyeti yaymak için her tarafta okullar açtırdı. Çok âdil, âbid, merhametli, alçak gönüllü olup fakîrlikle yaşardı.

Resulullah Efendimiz zamanında olduğu gibi, onun zamanında da bütün müslümanlar huzûr, safâ ve râhatlık içinde yaşadılar.

O’nu maalesef bir yahûdî şehîd etmiştir. Cenâb-ı Hak, O’na rahmet eylesin ve kendisinden râzî olsun.