“Hulefâ-i Râşidîn=4 Büyük Halîfe” Kimlerdir-1

“Tıp”, “Hukûk”, “Edebiyât” ve benzeri ilim dallarında olduğu gibi, dînî ilimlerde de bazı “ta’bîr(terim)”ler vardır. 

Literatürümüzde, “Hulefâ-i Râşidîn”, “Aşere-i Mübeşşere”, “Eshâb-ı Bedir“Ehl-i Beyt, Âl-i Beyt, Âl-i Abâ” ve “12 İmâm” terimlerine çok rastlarız.

27-28 Ocak, 10-11 Şubat, 18-19 Mart tarihli makalelerimizde, “Oniki İmâm hazerâtı [yani Hazret-i Alî, Hazret-i Hasan, Hazret-i Hüseyin, İmâm Zeyne’l-âbidîn, İmâm Muhammed Bâkır, İmâm Ca’fer-i Sâdık, İmâm Mûsâ Kâzım, İmâm Alî Rızâ, İmâm Muhammed Cevâd Takî, İmâm Alî Nakî, İmâm Hasan Askerî Zekî ve İmâm Muhammed Mehdî hazretleri] üzerinde durmuştuk.

Bugün, Sahâbe-i kirâmın en  büyükleri olan “Hulefâ-i Râşidîn” üzerinde bir nebze durmak istiyoruz. Ama önce sizlere, önemine binâen, Sahâbe-i kirâm hakkında, 3 âyet-i kerîme ve 5 hadîs-i şerîf meâli takdîm edeceğiz.

Allahü teâlâ, Kur’ân-ı  kerîmde meâlen buyuruyor ki:

1- “(İslâmda) birinci dereceyi kazanan Muhâcirler (Mekke-i mükerreme’den Medîne-i münevvereye hicret eden Sahâbîler) ve Ensâr (Muhâcirlere yardım eden Medineli Müslümanlar) ile güzellikle onlara tâbi olanlardan Allah râzî olmuştur; onlar da, Allah’dan râzî olmuşlardır. Allah, bunlar için, içinde ebedî, temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. İşte bu, en büyük bahtiyârlık(kurtuluş)tur.”(Tevbe sûresi, 100 )

2- “Siz, insanlar için çıkarılmış, en hayırlı bir ümmetsiniz…”  (Âl-i İmrân sûresi, 110 ) Ya’nî Peygamberlerden sonra, bütün insanların en iyilerisiniz!

3- “Sana, Allahü teâlâ  ve sana tâbi’ olan mü’minler yetişir.”( Enfâl sûresi, 64 )

İslâmın ilk zamânlarında Sahâbe-i kirâm çok az idi. Fakat, Allahü teâlâ’nın yanında dereceleri pek yüksek olduğundan, sevgili Peygamberine hitâben, “dîni yaymakta onlar sana kâfîdirler” buyurdu. Sahâbe-i  kirâmı medheden başka âyet-i kerîmeler de vardır.

Eshâb-ı kirâmın büyüklüğünü, derecelerinin yüksekliğini bildiren hadîs-i şerîfler de pek çok  olup birçok kitapta yazılıdır:

1 – “Zamân(asır)lar ahâlîsinin en hayırlısı (en iyisi), benim asrımın ahâlîsidir. [Ya’nî Sahâbe-i kirâmın hepsidir.] Ondan sonra ikinci asrın, ondan sonra üçüncü asrın mü’minleridir.”

2- “Eshâbımın herbiri gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidâyete kavuşursunuz.” Ya’nî hangisinin sözü ile hareket ederseniz, doğru yolda yürürsünüz. Denizlerde, çöllerde, yıldızlarla ve pusulalarla cihet bulunduğu, yol alındığı gibi, bunların sözleriyle hareket edenler de, doğru yolda giderler.

3- “Eshâbımın hiçbirine dil uzatmayınız. Onların şânlarına yakışmıyan birşey söylemeyiniz! Nefsim elinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, sizin biriniz Uhud dağı kadar altın sadaka verse, Eshâbımdan birinin bir müd (875 gr.) arpası kadar sevâb alamaz.” Çünkü, sadaka vermek ibâdettir. İbâdetlerin sevâbı niyyetin temizliğine göredir. Bu hadîs-i şerîf, Eshâb-ı kirâmın kalblerinin ne kadar temiz olduğunu göstermektedir.

4- “Eshâbıma dil uzatmakta Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü niyyetlerinize hedef tutmayınız! Nefsinize uyup, kin bağlamayınız! Onları sevenler, beni sevdikleri için severler. Onları sevmiyenler, beni sevmedikleri için sevmezler. Onlara elle, dille eziyyet edenler, gücendirenler, Allahü teâlâya eziyyet etmiş olurlar ki, bunun da muâhazesi, ibret cezâsı gecikmez, verilir.” 

5 – “Beni gören veyâ beni görenleri gören bir müslümânı Cehennem ateşi yakmaz.”

Bu girişten sonra, şimdi gelelim bugünkü konumuza:

“Hulefâ-i Râşidîn (Râşid Halîfeler)”, Peygamber Efendimizin vefâtından sonra, sırasıyla halîfe olan “ilk dört halîfe”ye yanî Hz. Ebû Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye verilen isimdir.

Ehl-i sünnet i’tikâdında, dört büyük halîfenin üstünlük sırası, halîfelik sırasına göredir.

Bu ümmetin en büyük âlimlerinden olan İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretleri, “el-Fıkhu’l-Ekber” isimli kitâbında buyuruyor ki:

 “Peygamberlerden sonra insanların en fazîletlisi, Hazret-i Ebû Bekr es-Sıddîk, sonra Ömer el-Fârûk, sonra Zü’n-Nûreyn Osmân b. Affân, daha sonra Alî el-Murtazâ’dır. (Allahü teâlâ hepsinden razı olsun.) Onlar doğruluk üzere, doğruluktan ayrılmayan, ibâdet eden kimselerdir. Bir müslümanın, onların hepsine sevgi ve saygı duyması gerekir. (Her Müslüman,) Hazret-i Peygamber’in ashâbının hepsini, sadece hayırla anar (onların hiçbirine aslâ küfür ve lânet etmediği gibi, hakâret edici ve kötüleyici söz de söylemez).”

Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın başlıca üç vazîfesi vardı:

a) Allahü teâlânın emir ve yasaklarını öğretmek,

b) Din ve dünyâ işlerini, dînin gâyesini yerine getirecek şekilde yürütmek,

c) Mürşid (rehber) olarak insanları terbiye edip, kemâle ulaştırmak.

“Hulefâ-i Râşidîn” de, bu üç vazîfeyi birlikte yaptılar.

Bunlardan sonra gelen halîfeler ise, 3 vazîfeden yalnız saltanat vazîfesini yaptılar. İlim öğretmek vazîfesi Mezheb İmâmlarına, insanları terbiye edip kemâle ulaştırmak vazîfesi de Tasavvuf Büyüklerine, Evliyâya verildi.