“Hulefâ-i Râşidîn = 4 Büyük Halîfe” Kimlerdir – 3

Hatırlanacağı üzere, 24-25 Mart tarihlerinde, bir nebze,  “Hulefâ-i Râşidîn (Râşid Halîfeler= Dört Büyük Halîfe)” üzerinde durmuştuk.

Fakat araya, 09-20 Nisan 2006 tarihleri arasında kutlanan, “Hz. Peygamberi Anma ve Peygamberlere Saygı Haftası” girince,o  konuya biraz ara vermiştik. Bugünden i’tibâren, inşâallah, tekrâr bu konuya temâs etmek istiyoruz.

1- HAZRET-İ EBÛ BEKR-İ SIDDÎK (radıyallahü teâlâ anh)

Peygamberlerden sonra bütün insanların en üstünü olan, daha hayattayken Cennet ile müjdelenen en büyük sahâbî Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk, 573 yılında Mekke’de doğmuş, 634 (H. 13) senesinde Medîne-i Münevvere’de vefât etmiştir.

Tam adı, “Abdullah bin Ebî Kuhâfe” bin Âmir bin Amr bin Ka’b bin Sa’d bin Teym bin Mürre’dir. “Abdullah” ismini, ona Sevgili Peygamberimiz vermiştir. Babasının adı, aslında “Osman” olup, “Ebû Kuhâfe” künyesi ile meşhûrdur. Annesi de, “Ümmül-Hayr” lakabıyla tanınan “Selmâ bint-i Sahr”dır.

Peygamber Efendimizin ilk halîfesi olan Hazret-i Ebû Bekr, O’ndan 2 yıl 3 ay küçüktür. Resûlullah Efendimiz, Peygamberliğini bildirip, Hazret-i Ebû Bekr’den müslüman olmasını istediği zaman, hiç tereddüt etmeden İslâmiyeti kabul etmiştir.

İslâmiyeti kabul etmesine kadar geçen otuzsekiz senelik hayâtında hiç içki içmedi, putlara tapmadı. Her türlü sapıklıktan, hurâfelerden uzak, iffeti ve güzel ahlâkı ile tanınmış bir kişiydi. Kavmi arasında sevilen ve sayılan bir kimse olup, fakirlere yardım eder, muhtâc olanları gözetirdi. Herkesin ona sonsuz bir îtimâdı vardı.

Hazret-i Ebû Bekr, îmâna gelen ve müslüman olmakla şereflenen ilk hür erkektir. Müslüman olmadan önce de Resûlullah Efendimizin arkadaşı idi. Büyük ve dürüst bir tâcirdi. Bütün malını, evini-barkını Resûlullah’ın uğrunda harcadı.

Peygamber Efendimiz, “Cehennem’den atîk olanı (âzâd edilmiş kimseyi) görüp, sevinmek isteyen kimse, Ebû Bekr’e baksın” buyurduğu için “Atîk” lakabıyla tanındı.

Hazret-i Ebû Bekr, müslüman olunca, hemen çok sevdiği arkadaşlarına gitti. Onları da, müslüman olmaya iknâ etti. Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden ve Cennet’le müjdelenenlerden Osman bin Affân, Talha bin Ubeydillah, Zübeyr bin Avvâm, Abdurrahmân bin Avf, Sa’d bin Ebî Vakkâs, Ebû Ubeyde bin Cerrâh gibi yüksek şahsiyetler onun vâsıtasıyla müslüman oldular. Annesi Ümmü’l-Hayr da ilk Müslümanlardan oldu.

Kureyşliler, İslâmiyeti kabul eden Hazret-i Ebû Bekr ve arkadaşlarını dînlerinden döndürmek için çeşitli işkenceler yaptılar. Hazret-i Ebû Bekr, Mekke’de müslüman olan köleleri satın alarak âzât etti ve işkenceden kurtardı. Bilâl-i Habeşî bunlardan birisidir.

Hazret-i Ebû Bekr, Peygamber Efendimiz ne söylerse, hiç i’tirâz etmez, derhâl kabul ederdi. Hattâ herkesin karşı çıktığı mes’eleleri bile i’tirâzsız tasdîk ederdi. Sevgili Peygamberimizin mi’râc mu’cizesini kabûl etmesi de böyle oldu. Peygamber Efendimizin bildirdiği her şeyi, ânında ihlâsla tasdik ettiği için, “Sıddîk” lakabıyla meşhûr oldu.

Bilindiği gibi müşrikler, Peygamber Efendimizin mi’râc mu’cizesini işitince, kabûl etmediler. Hattâ onunla alay etmeye kalktılar. Sonra, Hazret-i Ebû Bekr’e gelip durumu sordular. Ebû Bekr, Peygamber Efendimizin ismini duyunca; “Eğer O söyledi ise inandım. Bir anda gidip gelmiştir” dedi. Mi’râc mu’cizesini tasdîk ve kabûl ettiğini müşriklere iftihârla söyledi. Resûlullah Efendimiz, işte o gün, Hazret-i Ebû Bekr’e “Sıddîk” lakabını verdi. O böylece, “Risâlet” ve “Nübüvvet” makamından sonra en yüksek makâm olan “Sıddîkıyet” makâmına yükselmiş oldu. Bu lakabı almakla şerefi bir kat daha arttı.

Hazret-i Ebû Bekr, Resûlullah Efendimizin en yakın dostuydu. O’ndan hiç ayrılmazdı. Onların bu berâberliği, Mekke’den Medîne’ye hicrette de devâm etti. O’na mağara arkadaşı oldu; bu husûs, Kur’ân-ı kerîm’de zikrolundu. Mağarada üç gün kaldıktan sonra, ikisi bir deveye binerek yolculuk ettiler. Medîne’ye varıncaya kadar Resûlullah Efendimizin bütün hizmetini o gördü. Medîne’deki “Mescid-i Nebevî” yapılırken birlikte çalıştılar. Hiçbir hizmet ve fedâkârlıktan geri kalmadı.

Hazret-i Ebû Bekr, Resûlullah Efendimizle birlikte bütün harplerde bulundu. Çok şiddetli muhârebelerde, Peygamber Efendimizin muhâfızlığını yapıp, bedenini O’na siper etti. Bedir, Uhud ve Hendek gazvelerinde, müşriklere karşı büyük kahramanlıklar gösterdi. Tebük Harbi’nde, sancakdârlık yaptı.

Hicrî 8. senede, Mekke şehri, müslümanlar tarafından fethedilince, Hazret-i Ebû Bekr’in babası Ebû Kuhâfe de Peygamberimize gelerek müslüman oldu.

Hazret-i Ebû Bekr, 631 (H. 9) senesinde “Hac Kâfilesi Başkanlığı” yapmıştır. Peygamber Efendimizin son hastalıklarında, üç gün “İmâmlık” görevinde bulunup, on yedi vakit namaz kıldırmıştır. Üç vakitte de Sevgili Peygamberimiz, Ebû Bekr’e uyarak onun arkasında namaz kılmıştır.

Resûlullah’ın vefâtı üzerine, Eshâb-ı kirâmın sözbirliği ile halîfe seçildi. Peygamber Efendimizin vekîli, müslümanların reîsi oldu.

Hazret-i Ebû Bekr, Eshâb-ı kirâmın en çok ilim sâhibi olanlarındandı. Her ilimde mürâcaat kaynağı olmuştur.  

Allahü teâlâ, bizleri, onun ve bütün Sahâbe-i kirâmın şefâatlerine nâil eylesin.