“Hazret-i Peygamberi Anma Ve Peygamberlere Saygı Haftası” Münâsebetiyle – 4

Takvimlerde, 09 Nisan 2006 – 11 Rebî’ul-evvel 1427  Pazar’ı 10 Nisan 2006 – 12 Rebî’ul-evvel 1427  Pazartesi’ye bağlayan gecenin “MEVLİD KANDİLİ=Mevlid Gecesi” olduğu yazılıdır.Bilindiği gibi, “Mevlid”, “doğum zamanı” demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi’nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Bu vesîleyle bugünkü makalemizde, bir nebze Sevgili Peygamberimizin doğumundan bahsetmek istiyoruz.

Bütün kâinâtı, canlı-cansız her varlığı, en mükemmel bir nizâm ve intizâm üzere yaratan ve onları her ân varlıkta durduran Allahü teâlâ,  yaratıkları içinde, insanı en güzel bir kıvâmda kılmıştır (Tîn, 4). Diğer yaratıkları da onun istifâdesine vermiştir. Böylece insanı, âlemde hâkim duruma getirerek, onu muhâtab ve mükellef yapmıştır.

Fakat Fahr-i kâinât Efendimiz doğmadan önce, bütün âlem, mânevî yönden müthiş bir zulmet (karanlık) içinde idi. İnsanlar hudutsuz derecede azgınlaşmışlar, Allahü teâlânın gönderdiği dînler unutulmuş, İlâhî hükümlerin yerini, insan kafasından çıkan fikirler, düşünceler almıştı. Zâlim insanların vahşet ve zulmünden, sâdece insanlar değil, diğer bütün mahlûklar da iyice bunalmıştı.

Yeryüzünde bulunan bütün milletler, Allahü teâlâyı unutmuş, huzûrun, saâdet ve sevincin kaynağı olan Tevhîd inancı” ortadan kalkmıştı. Küfür fırtınası, kalblerden îmânı söküp atmış, insanlar putlara tapmaya başlamışlardı.

Bu cümleden olarak, İsrâîloğulları birbirlerine düşmüş, Hz. Mûsâ aleyhissalâmın getirdiği dîn unutulmuş, Tevrât bozulmuştu.

Hz. Îsâ aleyhisselâmın getirdiği hakîkî dîn de bozularak, dîn ile hiç bir alâkası kalmamıştı. Papazlar istedikleri gibi değiştirdiklerinden, İncîl’in aslı kaybolmuş, teslîs, yâni üçlü tanrı fikri kabûl edilmişti. Böylece her iki kitap da [yanî Tevrât ve İncîl], Allah kelâmı olmaktan çıkmıştı.

Mısır’da, bozulmuş Tevrât’ın hükmü, Bizans’da yine değiştirilmiş hıristiyanlık vardı. İrân’da ateşe tapılıyor, ateşperestlerin ateşi bin senedir söndürülmüyordu. Çin’de “Konfüçyüsizm”, Hindistân’da “Budizm” gibi uydurma dînler hüküm sürüyordu. Arabistan’ın insanları da zifiri karanlık içinde idiler.

Yeryüzünün merkezi olan mübârek belde Mekke’de, küfür sel gibi akıyordu. Beytullah’ın içine, “Lât”, “Uzzâ” ve “Menât” gibi yüzlerce put doldurulmuştu. Zulüm son haddine varmış bulunuyor, ahlâksızlık, iftihâr vesîlesi sayılıyordu. O zamanın insanları arasında şefkat, merhamet, iyilik, adâlet ve benzeri güzel hasletler yok olmuş gibiydi.

Bununla birlikte, o zamanda, Allahü teâlâya inanan ve putlardan uzak duran, Hazret-i İbrâhîm’in dînine bağlı “Hanîfler” de vardı. Peygamber Efendimizin babası Abdullah, dedesi Abdülmuttalib, annesi Âmine ve bazı kimseler, bu dîn üzere idiler. Hanîflerden başka bütün gruplar bâtıl yolda olup, büyük bir zulmet ve karanlık içinde idiler.

Bundan önceki makalelerimizde belirttiğimiz gibi, dünyadaki bütün insanlara çok acıyan Rabbimiz, iyi, güzel ve faydalı şeyleri yaratıp, dostu ve düşmanını ayırmadan, herkese göndermiştir. Dünyâya gönderdiği ilk insanı, aynı zamanda ilk Peygamber kılmış, onunla ve ondan sonra gönderdiği bütün Peygamberleri vâsıtasıyla, onlara saâdet yollarını göstermiş, iyi ve güzel, kötü ve çirkin her şeyi öğretmiştir.

Bunları bir mukaddime olarak belirttikten sonra, şimdi bir nebze, “Peygamberimizin doğumu”nu ele almakta fayda görüyoruz:

Dünyadaki bütün insanlara en son “Peygamber” olarak gönderilen, Peygamberlerin en üstünü olan Muhammed aleyhisselâm, 571 yılında, Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. [Pazartesi] gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her Peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün [12 Rebîu’l-evvel gecesi ve günü] de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece, “Mevlid Kandili” olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasîdeleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır.

Resûlullah Efendimiz kendileri, Mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâmına ziyâfet verir, dünyâyı teşrîfindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, Halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, aralarında, Resûlullah Efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı.

Bu gece [yanî Mevlid gecesinde], Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek ve öğrenmek çok sevaptır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mi’râcını ve  umûmî olarak hayatını anlatmak, O’nu hatırlamak, O’nu övmek demektir.

Peygamber Efendimizi öven çeşitli “Mevlid Kasîdeleri” vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan “Vesîletü’n-necât” isimli “Mevlid Kasidesi”ni 15. asırda Süleyman Çelebi yazmıştır.

Bu gece, çalgı ve başka harâm şeyler karıştırmadan, Allah rızâsı için Mevlid cemiyeti yapmak, Mevlid kasîdesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip-içirmek, hayrât ve hasenât yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır.

Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur’ân-ı kerîm okumalı, kazâ namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.