Hac ve Kurbâna Dâir Birkaç Kelime

Dün, hicrî-kamerî senenin son ayı, “hac ayları”mızdan ve “harâm aylar”dan olan mübârek “Zil-hicce” ayını idrâk ettik.Kurbân bayramının bulunduğu aya “Zi’l-hicce ayı” denir. Bu ay (Zi’l-hicce), hem “el-Eşhüru’l-hurum=Eşhür-i hurum” denilen “harâm aylar”dan, hem de “eşhüru’l-hac” denilen “hac ayları”ndandır.Bilindiği gibi, “Harâm aylar”: Recep, Zil-kâ’de, Zil-hicce ve Muharrem aylarıdır. “Hac ayları” da: Şevvâl ve Zilka’de ayları ile Zilhicce’den ilk on gündür.

Hicretin ikinci yılında, müslümanlara bedenî ve mâlî ibâdetlerden bazıları emredildi. Bilindiği gibi ibâdetler üç kısımdır: 1- Beden ile yapılanlar (Namaz ve Oruç gibi), 2- Mal ile yapılanlar (Zekât,  Sadaka-i Fıtır ve Kurbân gibi), 3- Hem beden, hem de mal ile yapılan (Hac ve Umre gibi) ibâdetlerdir.

Kıblenin Kâ’be-i muazzama olmasından bir ay ve hicretten de 18 ay sonra, Şa’bân ayının 10. günü, Bedir gazâsından da bir ay önce, oruç farz oldu. Yine o senede (hicretin 2. senesinde), Ramazân ayında, Terâvîh namazı kılınmaya başlandı ve Sadaka-i fıtır vermek vâcip oldu. 

Kezâ hicretin 2. senesinde Ramazan ayında zekât vermek de farz oldu. Yine hicretin 2. yılında Zilhicce ayında, Kurbân kesmek ve Bayram namazı kılmak vâcip oldu.

Sevgili Peygamberimiz: “Ramazân bayramı, Kurbân bayramı ve teşrîk günleri, biz ehl-i İslâmın bayramıdır; bugünler yeme ve içme günleridir” ve

“Ramazân bayramında namaz ve sadaka-i fıtır, Kurbân bayramında ise, namaz ve kurbân vardır” buyurmuşlardır.

Allahü teâlâ, âyet-i kerîmede (meâlen) buyurdu ki:

“Hac (ayları), bilinen aylardır [Şevvâl, Zilka’de ayları ile Zilhicce’den on gündür.] İşte kim o aylarda haccı, ihrâma girerek kendine farz yaparsa, artık hacda kadına yaklaşmak, günâh işlemek ve kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. Bir de (hac yâhut âhiret için) azık edinin, muhakkak ki azığın hayırlısı [en iyisi] takvâdır ve ey aklı tâm olanlar, benden korkun.” (Bakara, 197)

Cenâb-ı Hak, diğer bir âyet-i kerîmede (meâlen) buyurdu ki: “Azık ve binek bakımından yoluna gücü yeten her kimsenin, o Beyt’i (Ka’be’yi) hac etmesi, insanlar üzerine Allahü teâlânın hakkıdır (farzdır).” (Âl-i İmrân, 97)

Esâs hac vakti, Arefe ve bayram günleri olmak üzere beş gündür. Nitekim, “Umre (ömre)” ta’rîf edilirken, “Hac zamânı olan beş gün ya’nî Arefe ve Kurbân bayramının dört günü dışında, istenildiği zaman ihrâma girip Kâbe-i muazzamayı tavâf etmek ve Safâ ile Merve arasında sa’y etmek (yürümek), saçı kazımak veya kesmekten ibâret olan ibâdet” şeklinde bir ta’rîf yapılır.

[“Umre”ye “Hacc-ı asgar (küçük hac)” da denir. Umre, Hanefî ve Mâlikîlere göre, gücü yeten müslümânlara, ömürlerinde bir def’a olmak üzere, sünnet-i müekkede(kuvvetli sünnet)dir. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde, şartlarını taşıyanlara, ömürde bir def’a farzdır. (Alâüddîn Haskefî, İbrâhîm Halebî). “Hacc-ı ekber” ise, farz olan hacdır. (Kuhistânî).]