Gözleri Harâmdan Korumanın Ehemmiyeti

Eskiden gayr-i müslim Avrupa cemiyetlerinde, toplumlarında olan bazı hâdiseler, son zamanlarda, müslümân cemiyetlerde de sıkça görülmeye başladı. Şimdi memleketimizde, âilede şiddet, darp, yaralama, öldürme, tecâvüz, yuvaların yıkılması, boşanmalar, çeşitli katiller, töre cinâyetleri….. ve benzeri hâdiseler çok fazlalaşmaya başladı.

Bilindiği üzere, İslâmiyet bütün asırlara, bütün coğrafyalara, bütün kavimlere hitâp eden bir dîndir. İyi insanlar da, kötü insanlar da onun muhâtabı olabilirler. İnsanlık hayâtının başından beri, ferdlerin, âilelerin ve cemiyetlerin ahlâklı bir şekilde yaşamaları, birbirlerini sevip-saymaları, kardeşçe yaşamaları, yardımlaşmaları için, aklı başında olan kimseler tarafından çeşitli tedbîrler alınmıştır.

Bütün dînlerde de [tâ Hazret-i Âdem’den beri], 5 şeyin [dînin, aklın, neslin (ırzın, nâmûsun, ahlâkın), nefsin ve malın] korunması emredilmiştir; hâssaten son Peygamber olan Sevgili Peygamberimizin ahkâm-ı İslâmiyyesinde, İslâmın bütün emir ve yasaklarında da bunlar gözetilmiştir.

Bugün, bir cemiyetin ahlâkan bozulmaması için alınabilecek olan bazı tedbîrler üzerinde durmak istiyoruz:

Kur’ân-ı kerîmde meâlen: “Fuhşun açığına da, gizlisine de yaklaşmayın” (En’âm, 151)buyurulmuştur.

Buradaki “yaklaşmayın” demek,kıymetli tefsîrlerde belirtildiğine göre, “zinâya götürecek bütün sebeplerden, tüm hareket, söz ve işlerden sakının, yabancı kadınları düşünmeyin, onlara bakmayın, onlarla konuşmayın, onların seslerini dinlemeyin…..” demektir.İslâmî kitaplarda, yabancı kadınlara bakmanın gözü zayıflattığı, kalbi de kararttığı yazılıdır.

Sevgili Peygamberimiz, hadîs-i şerîflerinde buyurmuştur ki:

“Ey gençler, nâmûsunuzu koruyun, zinâ etmeyin! İyi bilin ki, nâmûsunu koruyana Cennet vardır.” [Hâkim]

“Kötülükten korunmak için, nikâhlı yaşayın ve iffetli olun.” [İbn-i Asâkir]

“Başkalarıyla zinâ eden, kendisi de aynı şeye ma’rûz kalır.” [İbnü’n-Neccâr]

“Onun bunun karısını, kızını ayartan bizden değildir.” [İmâm Ahmed]

“Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olurlar.” [Hâkim]

 [Erkekler, iffetsiz olurlarsa, kendi hanımları, kızları da kötü yola düşebilirler. Çünkü “Eden bulur” ve “Çalma elin kapısını, çalarlar kapını” gibi atasözlerimiz mevcuttur.]

Resûlullah Efendimiz buyurmuştur ki: “Kadının yüzünden ve iki eli ayasından başka bütün bedeni avrettir.” [Mecmau’l-Enhür]

 “Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah la’net etsin.” [Beyhekî] Bir hadîs-i şerîf de şöyledir:

“Ey kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konuşun, mahreminiz olmayanlarla konuşmayın.” [Râmûzü’l-ehâdîs]

[Fıkıh kitaplarında, “Kadınlar, zarûret olmadıkça nâ-mahrem erkeklerle konuşamaz” kaydı vardır. Hattâ kadınların, Kur’ân-ı kerîm, Mevlid, İlâhî okuyarak seslerini erkeklere duyurmalarının da harâm olduğu bildirilmiştir. [Hoparlör, radyo ve TV ile duyurmaları ise mekrûh olmaktadır.] (Terğîbü’s-salât, Hadîka)]

Peygamber Efendimiz, “göz zinâsı” hakkında da buyuruyor ki:

“Yabancı kadına şehvetle bakmak göz zinâsıdır, onu tutmak el zinâsıdır, ona gitmek ise ayakların zinâsıdır.” [Rıyâdu’n-Nâsıhîn]

“Tibyân Tefsîri”nde, “Mümtehine sûresi”nin 12. âyetinin açıklaması yapılırken deniyor ki: Peygamber Efendimiz, kendisi ile bîat edilirken hiçbir yabancı [nâ-mahrem] kadınla müsâfeha yapmamıştır. Hazret-i Âişe dedi ki:

“Peygamber Efendimizin kadınlarla bîati söz ile idi. Onun eli, hiçbir yabancı kadının eline değmemiştir.” [Müslim]

İmâm-ı Rabbânîhazretleri de buyuruyor ki:

“Peygamber Efendimiz, erkeklerle müsâfeha ederek sözleştikten sonra, kadınlarla da sözleşme yaptı. Kadınların bîati yalnız söz ile oldu. Mübârek eli kadınların eline dokunmadı.” [Mektûbât-ı Rabbâniyye, III, 41. mektûb]

Diğer bazı hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Gözün zinâsı harâma [nâ-mahreme] bakmak, dilin zinâsı fuhuş konuşmaktır.” [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd]

“Bir yabancı kadını görüp de, Allah’tan korkarak, başını ondan çevirene, Allahü teâlâ, ibâdetlerin tadını duyurur.” [Ebû Dâvûd, İmâm Ahmed, Hâkim]

“Gözler zinâ eder, eller zinâ eder, ayaklar zinâ eder, ferc zinâ eder.” [Ahmed, Taberânî]

“Kadına, şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülüp Cehenneme atılır.” [Mecmau’l-Enhür]

“Harâma bakmayan gözler, Cehennem ateşi görmez.” [İsfehânî]

“Yabancı kadını görünce, yüzünüzü ondan ayırın! Ansızın görmek günâh olmaz ise de, tekrâr bakmak günâh olur.” [Ebû Dâvûd, Dârimî]

“Komşu kadına, arkadaş hanımına şehvet ile bakmak, yabancı kadına bakmaktan on kat daha günâhtır. Evli kadınlara bakmak, kızlara bakmaktan daha günâhtır.” [Taberânî]

YABANCI KADIN VE ERKEKLERE BAKMAK

Yukarıda, Sevgili Peygamberimizin birçok hadîs-i şerîfine temâs ettik. Şimdi aynı mevzûa dâir birkaç cümle daha ilâve etmek istiyoruz:

Bilindiği gibi, Kur’ân-ı kerîmde “Zinâ etmeyin” denmeyip, “Zinâya yaklaşmayın” (İsrâ, 32) buyuruluyor.

Yine, Kur’ân-ı kerîmde, “Ana ve babanı dövme” denmemiştir; ama “Ana-babana öf bile deme” (İsrâ, 23) buyurulmuştur. Bu âyet-i kerimede “öf” demekten maksat, “onlara üzücü bir şey söyleme” demektir (Beydâvî Tefsîri). Burada, en hafîfi söylenerek, bundan bile sakınılması, böylece daha kötü olan işe yaklaşılmaması emredilmektedir.

“Zinâya yaklaşmayın” ifâdesi de, “zinâya götürecek sebeplerden, hâllerden, sözlerden, hareketlerden ve işlerden sakının” demektir.

Bu mevzûda, İslâm âlimlerinin kitaplarından nakil yaparak konuyu biraz daha açacak olursak:

Erkekler için, “yabancı kadınları düşünmeyin, onlara gülümsemeyin, onlara selâm vermeyin, ihtiyaç olmadıkça onlarla konuşmayın, hâl-hâtır sormayın, yüzlerine karşı duâ etmeyin, onlara mektûp, mesaj yazmayın, mailleşmeyin, chat yapmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın, yalnız bir odada kalmayın [halvet-i sahîha yapmayın], dans etmeyin…..ve sâire” demektir.

Kadınlar için de, “dikkat çekici elbise giyinmeyin, kocanızdan başkasına makyaj yapmayın, ziynetlerinizi göstermeyin, koku sürünerek sokağa çıkmayın, yabancıların görebilecekleri yerlerde durmayın, onlarla selâmlaşmayın, tebrîkleşmeyin, yüzlerine karşı duâ etmeyin, tokalaşmayın…..ve sâire” demektir.

Sevgili Peygamberimiz buyurmuştur ki:

“Bir kadın koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir topluluğun yanından geçerse, ona bakana da, kendisine de zinâ günâhı [göz zinâsı] yüklenir.” [Nesâî]

“Bir kadın, cezbedici koku sürer ve erkekler de ona bakarlarsa, o kadın evine gelinceye kadar, Allahü teâlânın gazabında olur.” [Taberânî]

“Bir kadın, güzel kokular sürünüp göz alıcı güzel elbiseler giyerek, bir topluluğun yanından geçerse, zinâ işlemiş gibi günâha girer.” [İbn-i Hıbbân]

HÜR KADINLARIN ÖRTÜNMELERİNİN FARZ KILINMASI

Hicâb [tesettür = örtünme] âyeti gelmeden önce, kadınlar örtünmezler, Resûlullaha gelip bilmediklerini sorup öğrenirlerdi. Resûlullah Efendimiz birinin evine gitse, kadınlar da gelir, oturur, dinler ve istifâde ederlerdi.

Beydâvî Tefsîri’nde ve Buhârî’nin Sahîh’inin Tefsîr kısmında bildirildiği gibi, hicretten üç yıl sonra, Ahzâb sûresindeki ve beş yıl sonra da Nûr sûresindeki hicâb âyetleri gelip kadınların yabancı erkekler yanında oturmaları, bunlarla konuşmaları yasak edilmiştir. Bundan sonra, Resûlullah Efendimiz, kadınların bilmediklerini, mübârek hanımlarından sormalarını emreylemiştir.

Bazı ateistler, “Peygamber zamanında kadınlar örtünmezdi; umacı gibi örtünmek o zaman yoktu. Hazret-i Âişe başı açık gezerdi; şimdiki örtünmeyi, sonradan, yobazlar uydurdu” diyerek asılsız iddiâlarda bulunuyorlar. Hicâb [tesettür = örtünme] âyetinden önceki durumu bildirip kadınların açılmasının mahzûru olmadığını söylemek, yalan söylemek, müslümânları aldatmak, kandırmak olur.

İçkiyi yasaklayan âyet-i kerime gelmeden önce de müslümanlardan içki içenler vardı. Bunu örnek gösterip de “içki yasak değildi” demek yanlış olduğu gibi, hicâb âyetinden önceki durumu bildirip “kadınlarla zarûret ve ihtiyaç olmaksızın konuşmanın, onlara bakmanın, onlarla oturmanın günâh olmadığını söylemek” de böyle yanlıştır.

Resûlullah Efendimizin mübârek hanımı Ümm-i Seleme vâlidemiz, diğer mübârek hanımı Meymûne vâlidemizle beraber şâhid olduğu bir hâdiseyi şöyle anlatmıştır:

“Meymûne ile birlikte Resûlullahın yanında idik. İki gözü de görmeyen [Peygamberimizin müezzinlerinden] Abdullah İbn-i Ümmi Mektûm izin isteyip içeri girdi. Resûlullah bunu görünce, bize ‘İçeri geçin’ buyurdu. ‘O a’mâ değil mi, bizi görmez’ dedim. ‘O, sizi görmüyorsa da, siz onu görmüyor musunuz?’ Ya’nî, o görme engelli ise, siz de kör değilsiniz ya, buyurdu.” (Ebû Dâvûd, Tirmizî, İmâm Ahmed)

İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyurmuştur ki:

“Kadınların-kızların; başları, saçları, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkmaları harâm olduğu gibi, ince, süslü, dar, hoş kokulu elbise ile çıkmaları da harâmdır. Böyle çıkmalarına izin veren, râzî olan ana-babası, kocası veya kardeşi de, onun günâhına ve azâbına ortak olurlar.” (Kimyâ-yı saâdet)

İmâm-ı Zehebî de buyuruyor ki:

“Erkeklere ziynetini gösteren kadınlara, meselâ altın, inci gibi şeyleri örtüsünün üstüne takan, koku süren, renkli ve ipek kumaş örtünmüş olan, kol ağızları geniş olup kolları görünen ve bunlar gibi kendilerini erkeklere gösteren kadınlara, Allahü teâlâ dünyâda ve âhirette azâp edecektir.” (İbni Hacer-i Mekkî, Zevâcir)