Fitne ve Fesâdın Kötülüğü

“Fitne” kelimesinin birçok ma’nâsı vardır: “Ayrılık, karışıklık, kargaşa”; “insanı hak ve hakîkatten saptıracak şey”; “insanları sıkıntıya, belâya düşüren, müslümânların zararına sebeb olan iş”; “düşmânlığa sebeb olan şey” bunlardan bir kısmıdır.

Yine “Fitne”nin ma’nâları arasında, “Karışıklık, geçimsizlik, bozgunculuk, arabozuculuk”; “Müslümânlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günâha sokmak, insanları isyâna kışkırtmak” karşılıklarını da görüyoruz.

Kardeş gibi yaşayan insanları çeşitli sebeplerle biribirlerine düşürüp, kânûnlara, hükûmetlere karşı isyâna teşvîk edenler, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde belirtilen fitne çıkarma vebâlini yüklenmiş olurlar.

Onun için Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bir hadîs-i şerîfinde: “Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah la’net etsin” (el-Berîka) buyurmuştur.

Kur’ân-ı kerîmde “el-fitne” kelimesi [isim ve masdar olarak] 30 defa geçmektedir. Ayrıca fiil olarak başka âyetlerde de defalarca zikredilmektedir. Cemiyetteki insanlar arasında fitne çıkarıldığı zaman, millî bütünlük ortadan kalkar. İnsanlar kamplara bölünürler. O hâle gelirler ki kardeş kardeşe, baba evlâda düşmân olur. Bu hâl devletin sarsılmasına da sebeb olur.

İnsanlar cemiyet hâlinde yaşamaya mecbûrdurlar. Toplu hâldeki insanların aralarında iyi geçim varsa, huzûr temîn edilebiliyorsa, orada yaşama râhatı vardır. Bütün insanlar biribirine düşmân olmadan, herkes diğerinin hakkına saygı duyarak yaşarlar. Bunun aksine, bozguncular tarafından vatandaşların arasına ayrılık tohumları atılıp, insanlar birbirine düşmân hâle gelmişse, orada “fitne” vardır. Bâzı insanlar huzûrsuz, râhatsız ve yaşamaktan bıkkın hâldedirler. Bilerek veya bilmeyerek “fitne” çıkmasına sebeb olanlar, insanlar arasında bölücülüğe, sıkıntıya, kânûnlara karşı saygısızlığa ve dînî emirlerin yerine getirilmesine mâni olarak inançların zayıflamasına veya yanlış tatbîk edilmesine sebeb olmaktadırlar.

Allahü teâlâ, fitnenin kötülüğünü bir âyet-i kerîmede meâlen: “…Fitne, adam öldürmekten daha beterdir, daha kötüdür...” (Bakara sûresi, 191), diğer bir âyet-i celîlede ise “…Fitne, adam öldürmekten daha büyüktür…” (Bakara, 217) şeklinde beyân buyurmaktadır.

Bunlarda “eşedd: daha şiddetli” ve “ekber: daha büyük” kelimeleri kullanılmıştır.

Enfâl sûresinde ise meâlen şöyle buyurulmuştur: “Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sâdece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umûma sirâyet ve hepsini perişân eder). Biliniz ki, Allah’ın azâbı şiddetlidir.” (Enfâl, 25)

“Fesâd” da, “Bozukluk, karışıklık, fitne, anarşi” ma’nâlarında kullanılan bir terimdir. Allahü teâlâ, Mâide sûresinin 33. âyet-i kerîmesinde fesâd çıkaranların mes’ûliyetlerini ve cezâlarını beyân buyurmuştur.

Sevgili Peygamberimiz de bir hadîs-i şerîfinde:  “Fitnenin, fesâdın çoğaldığı bir zamanda ibâdet etmek, hicret ederek benim yanıma gelmek gibidir” (Mektûbât-ı Rabbâniyye) buyurmuştur.

Diğer bir hadîs-i şerîf ise şöyledir: “Ümmetim arasına fesâd yayıldığı zaman, sünnetime yapışan için yüz şehîd sevâbı vardır.” (el-Hadîka)

Ahmed İbni Hanbel’in “Müsned”inde zikrettiği bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyurulmuştur: “Kıyâmet kopmadan önce, her yeri fitneler kaplıyacak. Fitnelerin zulmeti, ortalığı karanlık gece gibi yapacak. O zaman evinden mü’min olarak çıkan kimse, akşama kâfir olarak evine dönecek. Akşam mü’min olarak evine gelen, sabâha kâfir olarak çıkacak. O zaman oturmak, ayakta kalmaktan hayırlıdır. Yürüyen koşandan daha iyidir. O zamân oklarınızı kırınız; yaylarınızı kesiniz. Kılınclarınızı taşa çalınız….”

“Mişkâtul-Mesâbîh”deki diğer hadîs-i şerîflerde ise şöyle buyurulmuştur:

“Fitnecilere karışmayan, saâdete kavuşur. Fitneye yakalanıp, sabreden de, saâdete kavuşur.”

 “Fitne zamânında, İslâmiyete sarılınız; kendinizi kurtarınız. Başkalarına akıl vermeyiniz; evinizden dışarı çıkmayınız; dilinizi tutunuz.”

“Fitne zamânında, müslümânlara ve onların reîslerine tâbi olunuz. Hak yolda olan yoksa, fitneciler, isyâncılar arasına karışmayınız! Ölünceye kadar fitneye katılmayınız.”

FİTNE VE FESÂD HAKKINDA BİRKAÇ KELİME DAHA

Yukarıda, “fitne” ve “fesâd” kelimelerinin ma’nâları ile mevzuyla ilgili bazı âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflere yer verdik. Şimdi aynı mevzûda birkaç kelime daha yazmak istiyoruz. Hadîs-i şerîfte, “Fitne, uykudadır. Onu uyandırana Allah la’net etsin” buyurulmuştur.

Bilindiği gibi fitne çıkarmak, insanları sıkıntıya sokmak, belâya düşürmek, ihtilâle sebeb olmaktır. Diğer bir hadîs-i şerîfte:

“Fitne çıkarmayınız! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile olan fitne gibidir. Zâlimlere, fâcirlere, milleti çekiştirmekten, yalan ve iftirâ söylemekten hâsıl olan fitne, kılıç ile yapılan fitneden daha zararlıdır” buyurulmuştur.  (Muhtasaru Tezkireti’l-Kurtubî)

Fitne ve fesâd hakkında İslâm âlimlerinin de çok önemli sözleri vardır:

“Fitne çıkaran âlimden ve câhil âbid (çok ibâdet eden)den sakınınız. Bunların hâline meftûn olan (gönlünü kaptıran) için ikisi de fitnedir. Hem de çok tehlikelidir” buyuran İmâmı Şa’bî (rahimehüllah) de, fitneci âlimlerden de, câhillerden de sakındırmaktadır.

 “Fitne, fesâd zamânında İslâmiyet’e uymak, kâfirlerle harb etmek gibidir.” (Abdülğanî Nablüsî)

“Halkın işi-gücü fesâd olunca, şerliler (kötüler) başlarına geçer.” (İmâm A’meş)

Zamânın şartlarına, insanların hâline ve anlayış kapasite ve şekillerine göre dînin emir ve yasaklarını bildirerek, insanlar arasında fitnenin yayılmasını önlemek, İslâm âlimlerinin vazîfesidir.

Dîn adamlarının insanların yapamayacakları husûsları bildirmeleri de fitneye sebeb olur. Bu işte yetkili olan ilim adamlarının, insanlara izin olarak bildirilen hükümleri belirtip kolaylaştırıcı olmaları, insanların yapabileceklerini söylemeleri gerekmektedir.

Dînimizde karışıklık çıkarmak, hattâ insanlar arasında fitneye sebeb olacak şekilde nasîhat yapmak veya davranışlarda bulunmak da, büyük günâhtır.

Hattâ cemâate namaz kıldıran bir imâmın, kırâat yaparken sünnet olan mikdârdan fazla okuyarak namâzı uzatması da, fitne çıkarmak olarak kabûl edilmektedir. Ancak cemâatin hepsi râzı olursa, bu takdîrde fitne olmayacağı, câiz olacağı kaydedilmiştir.

Vâizlerin, dîn adamlarının, cemâatin anlıyamıyacakları şeyleri söylemeleri ve yazmaları da, fitne olarak tavsîf edilmektedir. Herkese, anlıyabileceği kadar söylemelidir. Müslümânlara yapamıyacakları ibâdetleri emr etmemeli; zaîf kavil olsa bile, yapabileceklerini söylemelidir.

Emr-i ma’rûf yaparken de fitne çıkarmamaya dikkat etmek lâzımdır. Emr-i ma’rûf yaparken, kendini tehlikeye sokmak, emrolunmamıştır. Dîne ve başkalarına zarar vererek, dünyevî fitneye de sebeb olmamalıdır. Ama sâdece kendisine dünyevî zararı dokunacak emr-i ma’rûfu yapmak câiz olur, cihâd olur. Şâyet başına geleceklere sabredemiyecekse, bunu da yapmamalıdır. Fitne zamânında evinden çıkmamalı, kimse ile görüşmemelidir. Fitneye yakalanınca, sabretmelidir.

Kitaplarda: “İnsanları, hükûmete karşı, kanûnlara karşı isyâna teşvîk etmek, fitne olur. Fitne çıkarmak harâmdır. Haksız yere adam öldürmekden dahâ büyük günâhtır. Zâlim olan hükûmete karşı isyân etmek de harâmdır. Mazlûmlar isyân ederse, bunlara yardım etmek de harâmdır. İsyân etmenin zararı, günâhı, zulmün zararından ve günâhından dahâ çoktur” cümleleri yazılıdır.

İmâm-ı Rabbânî (rahimehullahü teâlâ), “Mektûbât”ında buyuruyor ki:

“Sevgili yavrum! Tekrâr tekrâr yazıyorum ki, şimdi, günâhlarımıza tevbe edecek, Allahımızdan afv dileyecek zamândayız. Fitnelerin çoğaldığı bu zamânda, eve kapanıp, kimse ile görüşmemelidir. Fitneler, neredeyse yağmur gibi yağarak, heryeri kaplıyacak.

Eshâb-ı kirâm (radıyallahü anhüm), Resûlullah Efendimize: “Fitne zamânında bulunacak müslümânlara ne yapmayı emredersiniz?” dediler. Cevâbında, “Evinizin eşyâsı olunuz”; diğer bir rivâyette ise, “Öyle fitne zamânında, evinizden dışarı çıkmayınız” buyurdu. [Ebû Dâvûd ve Tirmizî] [Böyle zamânda, fitneye sebeb olmamak için, evinden çıkmamalı, ya’nî fitnecilerin arasına karışmamalıdır.]

Bu günlerde, Dârul-harb kâfirlerinin Negrekût şehrinde, müslümânlara, İslâm memleketlerinde yaptıkları zulümleri, işkenceleri işitmişsinizdir. Müslümânlara, görülmedik hakâretler yaptılar. Böyle alçakça işler, âhır zamânda çok olacaktır.” [Mektûbât-ı Rabbâniyye, c. II, 68. Mektûb]

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)in bir duâsıyla makalemizi bitirelim (Meâlen):

“Ey Allah’ım! Bana, hayırlı işleri yapmayı, çirkin şeyleri terk etmeyi ve fakîrleri sevmeyi nasîb eyle! Kavmim arasında fitne çıkarmak istediğin zamân, fitneye karışmadan canımı al” [Onun bu duâyı okuduğunu, İmâm Muhammed (rahimehullah) bildirmiştir.]