Filozofların Bazı Kısımları

Sokrates, sofistlerin düşüncelerini gülünç bularak, her şeyden önce “Neye yarar?” sorusuna cevap verilmesini, felsefenin temeli yapmıştır.

Dünkü makâlemizde bahsettiğimiz felsefecilerden daha sonra gelen filozoflar, dün zikrettiğimiz sorulara, “İnsan ve dünyâ niçin vardır?”, “Kim var etmiştir?”, “Ne zaman var olmuştur?”, “Varlığı nasıldır?”, “Sonunda ne olacaktır?”, “Rûh nedir?”, “Tanrı nedir?”, “Ahlâk nedir?”, “İdeal ahlâk nedir, nasıl olmalıdır?”, “Toplumun düzeni ve irâdesinin prensipleri nelerdir?”, “Eğitim ve eğitimden beklenenler nelerdir?”… gibi pek çok soru ilâve ettiler ve bunlara kendi görüş ve anlayışlarına dayanarak cevaplar verdiler.
 
Sokrates, sofistlerin düşüncelerini gülünç bularak, her şeyden önce “Neye yarar?” sorusuna cevap verilmesini, felsefenin temeli yapmıştır.
Bu arada, eski Çin ve Hind’de de çeşitli bakımlardan, Batı filozoflarına yaklaşan veya aynı felsefî görüşleri öne sürenler olmuştur.
 
Târih boyunca yaşamış filozoflar içinde, Sokrates, Aristo, Eflâtun (Platon), Demokritos, Epikuros, İbn-i Sînâ, Fârâbî, İbn-i Rüşd, Thomas, Montaigne, Bacon, Descartes, Spinoza, Berkeley, Kant, Hegel, Karl Marx, Schopenhauver, Ogüst Compte, Bergson, Hüsserl, Sartre meşhur olmuşlardır. Bunların hiçbiri, zamanı ve coğrafyayı aşacak, yanlış ve eksikleri bulunamayacak sistemler kuramamış ve izahlar da yapamamıştır.
 
Gelmiş geçmiş bütün filozoflar, îmân bakımından üç sınıfta toplanmaktadırlar:
 
Birincisi “Dehriyyûn” olup, Allahü teâlânın varlığına inanmayanlardır. Bunlar, “bu âlem, kendiliğinden böyle gelmiş ve böyle gidecektir. Bunu yaratan yoktur. Canlılar da, böyle birbirlerinden üreyip sonsuz olarak sürecektir” diyorlar.
 
İkinci kısımdakiler, “Tabîiyyeciler” olup, canlılarda ve cansızlardaki akıllara hayret veren intizâmı (düzeni) ve incelikleri görerek, Allahü teâlânın varlığını kabul etmişlerse de, bunlar da tekrar dirilmeyi, âhireti, Cennet’i ve Cehennem’i inkâr etmişlerdir.
 
Üçüncü kısımda olanlara “İlâhiyyûn” adı verilmiş olup, bunlar, ilk iki grubun görüşlerini reddederek, yanlışlarını ve eksiklerini çok açık ve ağır şekilde bildirmişlerdir. Fakat bunlar da, Peygamberlere ve Peygamberlerin bildirdiklerine inanmamışlardır. 
 
Her üç kısımdakiler de, gerçek ilim adamlarının inanacakları şekilde inanamamışlardır. Böylece, ebedî saâdetten mahrum kalmışlardır.
İslâm dîninde felsefe yoktur. [Ama İslâmiyette tefekkür vardır. Ondan, başka bir makâlemizde genişçe bahsedelim inşâallah.] Şek ve şüphe yok ki, felsefenin cevap aradığı soruların hepsine, hiç değişmez ve aksi iddia ve ispat edilemeyecek bir mükemmellikte, Allahü teâlâ tarafından cevaplar verilmiştir. Kur’ân-ı kerîm, yaratanı (Hâlık’ı) ve yaratılmışı (mahlûku) birbirinden kesin bir şekilde ayırarak, her şeyin aslını haber vermiştir.
İnsan, rûh, yaratılış, hayat, ölüm, ölümden sonrası, ahlâk, cemiyet düzeni ve idâresi ve felsefecilerin akıllarına dayanarak îzâh etmeye çalıştıkları her şey, Allahü teâlâ tarafından, Peygamberimiz Muhammed (aleyhisselâm)’a âyetler hâlinde bildirilmiş ve O da bütün insanlara, kıyâmete kadar değişmemek üzere, tebliğ etmiştir.
 
Bütün bunlar, imânın altı esası içinde vardır ve onların kaynağı akıl değil, vahiydir. Bunlar, insan aklından çıkmadığı için, fen bilgisinin, tekniğin, zamânın, coğrafyanın ve insanların akıllarının değişmesiyle değişmez. Kıyâmete kadar bâkidir, devamlıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir