“Feth-i Mübîn” Hakkında Birkaç Kelime

Bugün, iki gün evvel [29 Mayıs 2013 Çarşamba günü], 560. sene-i devriyesini [yıldönümünü] idrâkle şereflendiğimiz “İstanbul Fethi”nden ve onun Fâtih’inden [denizden damla misâli] bahsetmek istiyoruz.

Bilindiği üzere, Kur’ân-ı kerîmde “Fetih sûresi”nin 1. âyet-i kerîmesinde “fethan mübînâ” lafızlarıyla Mekke-i mükerremenin fethi mevzû-i bahis edilmiştir. Yine “Fetih Sûresi”nde (27. âyette), “…O, size, bundan başka, yakın zamanda bir zafer verecektir (bu Mekke fethi dışında yakın bir fetih de nasip edecek)” âyet-i celîlesinde “Hayber fethi”ne işâret buyurulmuştur. Ayrıca “Nasr” sûresinde de “Nasrullah ve’l-Feth” lafızlarıyla yine Mekke’nin fethi zikredilmiştir.

“Feth-i mübîn” terimi, edebiyâtımızda bir de “İstanbul’un fethi” için kullanılmıştır. Buna dâir pekçok makâle ve şiir de yazılmıştır. Sevgili Peygamberimiz, İstanbul’un fethini bundan 14 asır önce müjdelemiştir.

Peygamberimiz; “Kostantîniyye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak olan hükümdâr ne güzel hükümdâr ve ordu da ne mükemmel ordudur” buyurmuştur.

İstanbul’un fethini müjdeleyen hadîs-i şerîf hakkında, Fakültemizdeki bir profesör arkadaşımız, Ahmed İbn-i Hanbel hazretlerinin “Müsned”i, Ebû Abdillah el-Hâkim en-Neysâbûrî’nin “el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn”i, İmâm Buhârî’nin “et-Târîh”i başta olmak üzere, 19 kaynak zikretmiştir. İstanbul İlâhiyât’taki diğer bir meslektaşımız ise kaynakları 24’e ulaştırmıştır.

Bu mukaddimeden sonra, şimdi de kısaca, “Fâtih”den ve “Fetih”ten bahsetmeye çalışalım:

30 Mart 1431 (H. 833) Pazar günü Edirne’de dünyâya gelen Fâtih Sultan Mehmed, İkinci Murâd Hân ile Candaroğulları âilesinden Hadîce Âlime Hümâ Hâtûn’un oğlu olup Osmânlı pâdişâhlarının yedincisi ve İstanbul’un fâtihidir.

Daha 7 yaşında iken, hocası Akşemseddîn’e “İstanbul’un fethi”ni hedef olarak seçtiğini ifâde eden Fâtih Sultan Mehmed Hân, 12 yaşında Osmânlı tahtına oturmuş, ama bütün Avrupalı düşmânlar, bunu bir fırsat bilerek Osmânlı Devleti’nin üzerine çullanmak isteyince, babası tekrâr idâreyi ele almış ve Osmânlı’nın büyük zaferlerinden olan “Varna Zaferi”ni kazanmış ve böylece devletin temellerini biraz daha muhkem hâle getirmiştir.

Fâtih 19 yaşında iken, babası vefât etmiş, o, bu yaşta 2. def’a Osmânlı tahtına oturmuş, “Ya ben bu İstanbul’u alırım, yahut da bu İstanbul beni alır” meâlindeki sözünü söylemiştir. Nitekim o 21 yaşında iken, daha önce 28 def’a kuşatılıp fethedilemiyen İstanbul’u almış ve Sevgili Peygamberimizin müjdesine o ve şanlı ordusu kavuşmuştur.

Fâtih, çok cesûr ve çok zekî olduğu kadar, çok mükemmel yetişmiş bir hükümdârdı. Donanmayı, Beşiktaş’tan Haliç’e indirmesi ve Kasımpaşa’dan başlayarak boş fıçılar üzerinde kalaslar bağlatıp, Kasımpaşa-Ayvansaray arasında 5,5 m. eninde köprü teşkîl ettirmesi, onun askerî ve teknik dehâsının mahsûlüdür.

Yunan, Latin, İtalyan, Fransız, Arap, Fars ve İbrânî dillerini de çok iyi bilirdi. Avrupa ilim ve tekniğini çok iyi takip ederdi. İyi bir eğitim görerek zamanın bütün ilimlerini öğrenmişti. Astronomi, matematik, askerlik, târih, coğrafya bilgisi çoktu. Kelâm ve matematikte devrinin otoritelerindendi. “Avnî” mahlasıyla şiirler de yazmıştır.

Şehzâdeliğinden beri bir an önce İstanbul’u fethetmek, Hazret-i Peygamberin müjdesine mazhar olabilmek ideali ile tutuşan Sultan Mehmed, bu büyük meselenin halline çalışıyordu. Bu sebeple, kaynakların belirttiğine göre, Pâdişah, hep İstanbul’un fethini düşünüyordu. Evliyânın işâretleri, keşif ve kerâmet sâhiplerinin sözleri ile, o bu fikri tamâmiyle benimsemişti. Pâdişâhın gece-gündüz huzûru kaçmıştı. Yatağına yatar-kalkarken, sarayında ve dışarıda gezinirken, kafası hep İstanbul’un fethi ile meşguldü.

Yine bir gece aynı düşünceyle uykusu kaçmış, vezîri Çandarlı Halil Paşa’yı gece yarısından sonra konağından sarayına çağırtmıştı. Böyle gece yarısı vakitsiz çağrılmaktan korkan yaşlı vezir, pâdişâhtan özürler dilemiş, pâdişâh da korku ve telâşının yersiz olduğunu belirterek, İstanbul’un alınması için oturup konuşmaya çağırdığını bildirmişti.

İstanbul’un fethi, 6 Nisan – 29 Mayıs târihleri arasında 53 gün süren muhâsaradan sonra gerçekleşmiştir. Fâtih Sultân Mehmed Hân otağını, Topkapı-Maltepe’de kurdu. Topkapı-Edirnekapı arasındaki merkez cephesini bizzât idâre etti. 20 parça donanma ve 300.000 askerden müteşekkil ordusunun, yeri-göğü sarsan tekbîr ve tehlîl sesleri arasında, Sultân, Topkapı’dan şehre girdi.

Küçük yaşta, tahsîline ve yetişmesine çok ehemmiyet verilen Şehzâde Mehmed, devrin en mümtâz âlimlerinden ilim öğrendi. İlk hocası Molla Yegân’dı. Meşhûr dîn ve fen âlimi olup zâhirî ve bâtınî ilimlerde mütehassıs Akşemseddîn Hazretleri, şehzâdenin her şeyi ile bizzât ilgilendi. Başka hocaları da vardır.

12 yaşına gelince, devlet idâresini öğrenmesi için, Edirne’den Manisa’ya vâlî olarak gönderildi. Kısa bir süre sonra babası tarafından tahta çıkarıldı. Ancak bundan faydalanmak istiyen yeni bir Haçlı ordusu, 1444 Eylülünde, Türk topraklarına girdi. Vaziyetin ciddiyetini anlayan ve durumun vehâmetini takdîr eden İkinci Murâd, İstanbul Boğazı’ndan Avrupa’ya geçerek Edirne’ye geldi. Derhâl idâreyi ele alarak Varna’ya hareket etti.

Gerek Avrupa devletlerinin hasımca davranışları, gerek Anadolu’daki Türk beyliklerinin nizâmı bozucu hareketleri, devleti çok sarsmıştı. Ama 1444 Varna Zaferi ile Osmanlı Devletinin temelleri tam olarak sağlamlaştırılmış oldu.

1451 târihinde babası İkinci Murâd’ın vefâtı üzerine İkinci Mehmed, ikinci defâ Osmanlı tahtına oturduğunda 19 yaşındaydı. Daha önceden saltanat tecrübeleri olduğu gibi, babasının yanında seferlere de katılmış ve çok iyi bir kumandân olarak yetiştirilmişti. Saltanat değişikliği dolayısıyla fırsat kollayan Karamanoğulları üzerine bir sefer yaptıktan sonra, artık kangren hâline gelen Bizans meselesini halletmek üzere bütün ağırlığını bu konuya verdi. Rumeli Hisarını yaptırıp, Yıldırım Bâyezîd’in karşı kıyıda yaptırdığı Anadolu Hisarı ile berâber boğazı kestikten sonra, 1452-1453 kışını Edirne’de harp hazırlıkları ile geçirdi.

Rumeli Hisârının inşâ plânının bizzât Pâdişâh tarafından çizildiği rivâyeti kuvvetlidir. Hisârın yapımında 1.000 taşçı ustası, 5.000 işçi, 10.000 civârında yamak çalıştırıldı. Vezîrler sırtlarında taş taşıyarak hisârın yapılmasına hizmet ettiler. Ayrıca bâzı burçların yapım masrafını, işçi ücretleri dâhil, vezîrler üzerine aldılar. Rumeli Hisârı’nın inşâsı esnâsında, Bizans İmparatoru elçi göndererek, “kendi toprakları üzerine kale yapılmasının dostluğa ve ahde vefâya uymadığını” bildirdi.

Bunun üzerine Fâtih Sultan Mehmed, elçiye; “Var git kralına söyle! O, rahmetli babam zamânında ahdi çok defâ bozmuştu. Arada ahid mi kaldı ki vefâdan bahseder. Bu topraklara biz hisâr yaparız, toprak elçi göndermekle kurtarılmaz. Eğer bu topraklar onunsa, gelip kurtarsın” diyerek niyetini az çok ortaya koydu.

Dört aydan az bir zamanda bitirilen Rumeli Hisârı ile İstanbul’un Karadeniz’den ikmâl yolu tam kontrol altına alınmış oldu. Ayrıca Karadeniz kıyılarına yayılan Venedik kolonilerinin de Venedik ile irtibâtı kesilmiş oluyordu. İstanbul’un muhâsarasına kadar da her geçen gemi; yükü, kalkış ve varış iskeleleri gibi bilgileri ve geçiş rüsûmunu (geçiş vergisini) altın olarak vermeye mecbûr bırakılmış, vermeyen batırılmıştır.

Askerî târihin kaydettiği ilk büyük ateşli silahlar ve toplarla bu orduyu, karşı konulamaz ve dayanılamaz bir kudret hâline getirmiş, İstanbul muhâsarasında donanmayı Beşiktaş’tan kara yolu ile Haliç’e indiren teknik bir dehâya, çeşitli muhâsara makinalarına ve seyyâr kulelere sâhib olmuştu.

Haliç üzerinde; Kasımpaşa tarafından başlamak üzere, boş fıçılar üzerine kalaslar bağlatarak beş buçuk metre enindeki bir köprüyü Kasımpaşa-Ayvansaray arasına inşâ ettirdi. Devrin en ağır toplarını döktürdü. O zamana kadar ateşli silahların atıştan sonra soğuması beklenirdi. Fâtih Sultan Mehmed, zeytinyağı döktürerek insanlık târihinde “yağla makina soğutmasını”, havan topunun balistik hesâplarını yaparak, plânını çizerek dik mermi yollu ilk silâhı keşfetti.

Fâtih, bu yüksek vasıfları ve üstün kuvvetiyle İstanbul fethine hazırlanırken, ona karşı dış düşmanları ve içerde şehzâdeleri kışkırtan Bizans, târihî fesat siyâsetinin son gayreti olarak bu sefer de şehzâde Orhan’ı Fâtih aleyhine kullanma teşebbüsüyle, genç Pâdişâh’a İstanbul seferinin meşrûluğunu ve zarûretini bir kere daha göstermiş oluyordu.

Sevgili Peygamberimizin; “Kostantîniyye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak olan hükümdâr ne güzel hükümdâr ve ordu da ne mükemmel ordudur” meâlindeki hadîs-i şerîfinde geçen müjdeye Fâtih Sultân Mehmed Hân ve muazzam ordusu lâyık olmuştur.

Onun ve ordusunun gerçekleştirdiği İstanbul’un fethi hâdisesi, Türk ve İslâm târihinin en müstesnâ olayı sayılarak bu fethe “Feth-i Mübîn” denilmiştir. 

Aslında bu hâdise, sâdece Türk ve İslâm târihinde değil, aynı zamanda dünyâ ve bütün insanlık târihinde de çok mühim bir hâdise kabûl edilmiş, bundan dolayı “ortaçağ”ın kapanıp “yeniçağ”ın başlamasına bir vesîle sayılmıştır.

Şimdi bu fethi özet olarak ele alalım:

İkinci Mehmed (Fâtih), 23 Mart 1453’te ordusuyla Edirne’den hareket etti. İstanbul kuşatması 6 Nisan’da başladı. 18 Nisan’da İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk donanması karadan Haliç’e indirildi. 23 Nisan’da sulh teklifine gelen Bizans elçisine genç Pâdişah; “Ya ben şehri alırım, ya şehir beni” cevâbını verdi. 29 Mayıs sabahı yapılan son taarruzda nihâyet İstanbul düştü. Bu şekilde ortaçağ sona erdi, yeniçağ başladı.

Bu fetih, sâdece Türk ve İslâm târihi bakımından değil, insanlık, beşeriyet ve dünyâ târihi bakımından da çok önemlidir. Nitekim Ortaçağ’ın kapanması ve Yeniçağ’ın açılmasına bir başlangıç kabûl edilmiştir.

FETHİ MÜTEÂKIP YAPILAN BAZI İŞLER

Dünyânın en büyük kilisesi ve bütün Avrupa’nın ayakta kalan en eski yapısı olan Sainte-Sophie (Ayasofya), müslümanların fetihlerden sonraki âdetleri vechile, fethin bir sembolü olmak üzere, câmiye çevrildi. Fâtih, bu ma’bedin kıyâmete kadar câmi’ kalmasını yazılı olarak vasiyet etti ve vakfeyledi.

Bütün Ortodoks Hıristiyanların başı olan patrikliği ortadan kaldırmadı. Tabîî ki bunu o zamanki, siyâsî olaylara göre değerlendirmek îcâb eder. Fâtih isteseydi, patrikliği ortadan kaldırabilirdi. Fakat o zamânın siyâsî durumu bunu gerektirmemekteydi.

Fetihten önce Cenevizliler, Türklerle dostluk anlaşması imzâlamışlardı. Fakat İstanbul’un düşmesinden sonra, surlarda Ceneviz kumandan ve askerlerinin ölülerine rastlandı. Bu ihânetleri ortaya çıkınca çok korktular. Kendilerine çok ağır cezâlar verileceğini beklerlerken, Fâtih Sultan Mehmed, Ceneviz vâlisi ve papazını çağırtarak sâdece üzüntülerini bildirdi ve hattâ Galata’da oturan bu Cenevizliler için bir fermân çıkarttı; “Evvelden olduğu gibi herkes san’at, ticâret ve ibâdetinde serbesttir. Kiliseler açık bulunacak, ancak çan çalınmayacaktır” şeklindeki bu emriyle, ölüm bekleyen insanları sevindirdi.

Gerek Ortodokslara, gerek Cenevizlilere tanıdığı bu serbestlik, Avrupalıların husûmetini azalttı. Bâzı Avrupalı târihçiler, “Türklerin Avrupa’da süratli bir şekilde ilerlemesini, Avrupa’nın kolay fethini” bu müsâmahalı, hoşgörülü davranışa bağlarlar ve “Osmanlı İmparatorluğu, bu hâdise ile cihânşümûl hâle geldi” şeklinde yazarlar.

21 yaşında İstanbul’u fetheden Fâtih, Katolik Avrupa’ya cephe aldı ve Ortodoks Hıristiyanlığın Katoliklerle birleşmesini önledi. Esâsen imparator ve devlet adamları, İstanbul’u kurtarmak için, papalığın asırlardan beri istediği fedâkârlığı yapıyor, papalık da Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesi karşılığında askerî yardım va’dinde bulunuyordu. Fakat bütün çalışma ve gayretlere rağmen, İstanbul’u korumak için Avrupa’dan az bir gönüllüden başka kimse gelmedi. İstanbul’daki papazlar ve halk da “dinlerini korumak için, İstanbul’da Lâtin şapkası yerine Türk sarığını görmeyi tercih ettiklerini” belirttiler.

İstanbul’un fethi ile Osmanlı Cihan Devletinin temelleri atılmış oluyordu. Doğu Roma Fâtihi olarak Edirne’ye dönen Fâtih Sultan Mehmed Han, dünyâ politikasını yeniden gözden geçirmek istedi. Çünkü devletin geleceği için önemli kararların alınması gerekiyordu. Bizans’ın düşmesini, Avrupa’nın hoş karşılamayacağı tabîî idi.

İSTANBUL FETHİNDEN SONRAKİ BAZI SEFERLER

İstanbul seferinden sonra, 1453’te Cenevizlilerden Enez’i aldı. 1454’te, Kırım’a bir donanma gönderdi. Aynı yıl Sırbistan Seferine çıktı. Kuzey Ege adalarına donanma göndererek buraları ele geçirdi. Rodos Seferini yaptı ise de adayı alamadı. 1455-1456 yıllarında ikinci ve üçüncü Sırbistan seferlerine çıktı. Bu ikincisinde babasından sonra Belgrad’ı tekrar muhâsara etti. Kaleyi savunan Hunyadi Yanoş öldü, Fâtih yaralandı. Fakat Belgrad düşmedi. 1455’te Boğdan Beyliği de Osmanlı idâresine girdi.

1458’de Mora’ya ilk seferini yaptı. 1459’daki Sırbistan Seferi sonunda, Semendire fethedildi ve Sırbistan Devleti son buldu. 1460’ta çıktığı İkinci Mora Seferi; Mora prensliklerinin ilgâsı, Osmanlı devletine katılması, Palegosların sonu ve Bizans kalıntılarının silinmesi ile sonuçlandı.

Sonra Güney Karadeniz meselesini ele aldı. 1461’de Ceneviz’den Amasra’yı fethetti. Baharda Sinop’a geldi. Himâyesinde bulunan Candarlı Beyliğine dostça son verdi. Oradan Trabzon’a yürüdü. Denizden de kuşatılan Trabzon Rum İmparatoru teslim oldu. Komnenos imparatorluk hânedanına son verildi. Bu şekilde Batum ve Gürcistan kıyılarına kadar bütün Güney Karadeniz kıyıları Osmanlı Devletine katıldığı gibi, Trabzon ve Rize gibi Anadolu’nun son parçaları da Hıristiyanlardan alınmış oldu. Trabzon seferinden dönüşünde Eflâk üzerine yürüdü ve ayaklanan Kazıklı Voyvoda meselesini halletti.

Fâtih, 1462’de Yayçe’nin fethiyle netîcelenen birinci Bosna Seferine çıktı. Aynı yıl Midilli Adasını fethetti. 1463’te Bosna’ya bir sefer daha yaptı. Ertesi yıl tekrar Bosna üzerine gitti. 1466’da Karaman Seferine çıktı. Aynı yıl Arnavutluk üzerine yürüdü. 1466-67’de Arnavutluk üzerine bir sefer daha yaptı.

FÂTİH SULTÂN MEHMED HAKKINDA

İstanbul fethini takip eden ve ardı arkası kesilmeyen seferlerde Fâtih, kendisine çok büyük hedefler tesbit etmiş, bir taraftan büyük devlet fikrini gerçekleştirecek tedbirler almış, diğer taraftan da cihan-şümûl hâkimiyet fikrini benimsemişti. Bunun için Tuna’nın güneyinde ve Fırat-Toroslar sınırının batısında, Osmanlı Devletine katılmıyan hiçbir yer bırakmamak, Karadeniz’i ve Ege denizini birer Türk gölü yapmak, Venedik donanmasını geçerek, deniz kuvvetlerini de, kara ordusu gibi dünyânın birinci kuvveti hâline getirmek ve bu işleri tamâmen gerçekleştirdikten sonra, İtalya’yı fethetmek istiyordu.

Bu plân, artık dünyâca da bilinmeye başlamıştı. Bu projeye karşı yalnız bütün Avrupa değil, Türkiye’nin doğusundaki komşuları da karşı çıktılar. Bu şekilde Osmanlı Devletine karşı, bir ittifak meydana getirildi ve uzun yıllar sürecek olan savaşlar başladı.

Bu büyük savaşlarda, Osmanlıların karşısında yer alan büyük devletler; Akkoyunlular, Venedik, Macaristan, Almanya, Polonya, Kastilya, Aragon ve Napoli idi. Fâtih, dehâsı ile bu ittifâka karşı koymasını bildi. Düşmânlarını bâzen teker-teker, bâzen ikişer-üçer, bâzen beşer-onar yenerek bu büyük savaşlardan da gâlip çıktı. Böylece Türk Cihân İmparatorluğunun temelleri sağlamlaştırılmış oldu. Dünyânın Osmânlı Devleti karşısında âciz kaldığı ortaya çıktı. Venedik’in deniz üstünlüğü târihe karıştı. Böylece dünyâ Hıristiyanlığının iki mühim dayanağından Bizans’ı yıkıp Venedik’i sindirmiş oldu.

Uzun süren bu büyük savaşlar, 1463’te Fâtih tarafından başlatıldı. Venedik Cumhûriyeti Osmanlılara savaş i’lân etti. Macaristan da Venedik’in yanında savaşa girdi. Kısa zamanda Osmanlılara karşı savaşa girenlerin sayısı arttı. Her cephede düşmânı yıpratan, diplomatik yollarla bezdiren Fâtih, 1470 yazında ordu ve donanması ile Eğriboz Adasına yöneldi. Venedik’in Batı Ege’deki bu alınmaz dedikleri üssünü fethetti. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan, Avrupalıların, Osmanlılarla başa çıkamayacağını anlayınca, Tokat’a hücum ederek burada bir cephe açtı, kuvveti bölmeye çalıştı. 18 Ağustos 1472’de Şehzâde Mustafa, Akkoyunlu ordusunu yenerek, işgâl edilen Osmanlı topraklarını kurtardı. Fâtih, 11 Nisan 1473’te Üsküdar’dan hareket etti. 11 Ağustos’ta Erzincan yakınlarında Otlukbeli’nde Akkoyunlu ordusunu yendi.

Fâtih’in akıncı kuvvetleri, Venedik varoşlarına ve Almanya içlerine kadar seferler düzenleyerek Avrupa’yı alt üst ettiler. 23. seferini Boğdan, 24.sünü 1476’da Macaristan üzerine yaptı. Pâdişah, 1478’de Üçüncü Arnavutluk Seferine çıktı. Kırım Hanlığı Osmanlı birliğine katıldı. 1480’de üçüncü Rodos Kuşatması netîce vermedi. İyonya Adalarını aldıktan sonra, donanmayı İtalya’ya gönderdi. Temmuz 1480’de Otranto’yu fethettirdi.

1481 senesi ilkbaharında Fâtih Sultan Mehmed 300.000 kişilik bir ordunun başında olduğu hâlde sefere çıktı. 27 Nisan 1481 Cuma günü, kapıkulu askerleriyle Üsküdar’a geçti. Pâdişah, Üsküdar’a geçtiğinde, hasta olduğu için birkaç gün dinlendi. Daha sonra araba ile hareket etti. Gebze yakınlarındaki Tekir Çayırı veya Hünkâr Çayırına geldiği zaman hastalığı arttı. Bunun üzerine hekimler tarafından konsültasyon yapılarak, verilen ilâcın dozu arttırıldı.

Bazı rivâyetlere göre [hakîkatini Allahü teâlâ bilir], Fâtih’in özel doktoru, Yâkub Paşa isminde bir Yahûdî dönmesiydi. Venedikliler, bu dönme Paşa’ya, Fâtih’in zehirlenmesi karşılığında büyük bir servet va’d etmişler, maalesef Yâkub Paşa da nefsine mağlûb olarak, veliyy-i ni’metine karşı bu işi gerçekleştirmişti. Fâtih zehirlendiğini anladığı zaman iş işten geçmişti. Birden bire müthiş sancılar başladı ve 3 Mayıs 1481 Perşembe günü öğleden sonra saat dörtte, 49 yaşında iken vefât etti.

Fâtih’in ölümü bir müddet halktan ve askerden saklandı. Ölüm hâdisesi duyulunca, Sultan’ın bir zehirlenme olayına mâruz kaldığı anlaşıldı ve Yâkub Paşa, askerler tarafından parçalanarak öldürüldü.

Fâtih’in ölümü, Türk milletini büyük mâteme gark etti. Ama ölüm haberi Roma’ya ulaşınca, İtalya’da toplar atılıp günlerce şenlikler yapıldı. Papa, bütün Avrupa kiliselerinde üç gün çanlar çaldırıp, şükür âyini yapılmasını emretti.

Fâtih’in nâşı İstanbul’a nakledilerek, Muhyiddîn Şeyh Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmiinin bahçesine defnedildi. Daha sonra üzerine türbe inşâ edildi.

Fatih Sultan Mehmed Han orta boylu, kırmızı beyaz yüzlü, dolgun vücutlu, sakalları altın telleri gibi kalın, yanakları dolgun, kolları kuvvetli, burnunun ucu hafif kıvrık, saçı siyah ve sık olup, kuvvetli fizîkî bir yapıya sâhipti.

Londra’da, National Gallery’de, Fâtih Sultan Mehmed’in bir portresi bulunmaktadır. Bu portrenin Centile Bellini tarafından yapıldığı, delil olmadığı hâlde iddiâ edilmektedir. Hâlbuki, National Gallery’de bu portreyle ilgili dosyadaki bilgilerden anlaşıldığına göre, her şeyden önce portre üzerindeki Centile Bellini adı kesin olarak okunamamıştır. Ayrıca Bellini’nin İstanbul’a gelip, Topkapı Sarayı için manzara resimleri yaptığı bilinmekle berâber, Pâdişah’ı gördüğü de belli değildir.

30 Mart 1431’de doğan, 3 Mayıs 1481’de de vefât eden 7. Osmânlı pâdişâhı Fâtih’in, birinci defa tahta cülûsu 1444 senesinde, II. cülûsu ise 18 Şubat 1451’de olup Osmanlı tahtında 31 sene kaldığı kaynaklarda yazılıdır.

[Fâtih Câmii’nin bahçesindeki türbesinde bulunan Fâtih Sultân Mehmed Hân’a rahmetler diliyoruz; nûr içinde yatsın.]