El-Hamdü Lillah Mübârek Ramazân Ayına Kavuştuk

Evvelâ, bugün idrâkiyle şereflendiğimiz mübârek Ramazân ayınızı cândan tebrîk eder, sıhhat ve âfiyet içerisinde ve sevdiklerinizle birlikte daha nicelerine kavuşmanızı Cenâb-ı Hak’tan hâlisâne temennî ederiz.

Bilindiği gibi, bu dünyâ bir imtihân yeridir. Bu imtihânda muvaffak olmak için, İslâmiyetin emrettiği gibi inanmak, yasaklanan şeylerden kaçınmak ve farz kılınan ibâdetleri yapmak lâzım ve şarttır.

Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, Mülk sûre-i celîlesinin 2. âyet-i kerîmesinde: “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını imtihân edip ortaya çıkarmak için ölümü de, hayâtı da yaratan O’dur…” buyurmuştur.

Hakîkatte, bütün insanların yaratılmalarındaki maksat, Allahü teâlâya ibâdet etmeleridir. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı kerîm’inde, Zâriyât sûresinin 56. âyet-i celîlesinde meâlen: “İnsanları ve cinnîleri, ancak (beni bilmeleri, tanımaları) bana ibâdet etmeleri için yarattım” buyurmuştur.

Yine Allahü teâlâ buyuruyor ki:

“(Ey Resûlüm!) De ki: Duânız (îmânınız, ibâdetiniz, kulluk ve yalvarmanız] olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? [Duânız olmasa, Rabbim size ne kıymet verir?]…” [Furkân, 77]

Bildiğimiz gibi, müslümanlığın farz kıldığı ibâdetlerin faydası, aslında insanlara ya’nî o ibâdetleri yapan fertlere, âilelere ve cem’iyetleredir. Yoksa Allahü teâlâ, insanların ibâdetlerine muhtaç değildir. İnsan namaz kılmakla, oruç tutmakla, diğer ibâdetlerini yapmakla, hem Allah’a karşı kulluk vazîfesini yapmış, hem de kalbini her türlü kötülüklerden temizlemiş olur. Çünkü namaz ve oruç, insanı rûhen yükseltir ve kötülüklerden alıkoyar. Aynı şekilde, Allah’ın emrettiği gibi malının zekâtını vermek ve muhtaçlara yardım etmekle de hem Allah’a karşı kulluk, hem de insanlara karşı insânî vazîfe yapılmış olur.

Büyük sahâbî Selmân-ı Fârisî hazretlerinin rivâyetine göre, Peygamber Efendimiz, Şa’bân ayının son günü îrâd buyurdukları bir hutbelerinde şöyle buyurdular:

“Ey müslümânlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece [ki bu, Kadir gecesidir], bin aydan hayırlı, daha faydalıdır. Allahü teâlâ, bu ayda, hergün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvîh namazı kılmak da sünnettir.

Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmak gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir.

Bu ay, sabır ayıdır. Sabredenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır.

Bu ayda mü’minlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftâr verirse, günâhları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona da sevâp verilir.”

Resûlullah Efendimizin bu hutbesini dinleyen Eshâb-ı kirâm dediler ki:

“Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir oruçluyu iftâr edecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Bu büyük sevâptan biz mahrûm mu kalacağız?”

Resûlullah (aleyhisselâm) Eshâbına şöyle cevap verdi:

“Bir hurma ile iftâr verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikrâm edene de, bu sevâp verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmaktır. Allahü teâlâ, bu ayda, emri altında olanların [meselâ işçinin, me’mûrun, askerin ve talebenin] vazîfesini hafîfletenleri [meselâ patronları, âmirleri, kumandanları ve müdürleri] affedip Cehennem ateşinden kurtarır.”

Peygamber Efendimiz sözüne devâmla şöyle buyurdu:

“Bu ayda şu dört şeyi çok yapınız. Bunun ikisini, Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelime-i şehâdet söylemek ve istiğfâr etmektir. İkisini de, zâten her zaman yapmanız lâzımdır. Bunlar da, Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O’na sığınmaktır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmayacaktır.”

Makâlemize, Peygamber Efendimizin bazı müjdeleriyle devâm edelim. Resûlullah Efendimiz (aleyhisselâm) buyurmuştur ki:

“Ramazân orucunu farz bilip sevâb bekleyerek oruç tutanların günâhları affolur.” [Buhârî]

“Ramazân ayı gelince, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytânlar zincire bağlanır.”

“Ramazân, bereket ayıdır. Allah bu ayda, günâhları bağışlar, duâları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrûm kalır.” [Taberânî]  

RAMAZÂN-I ŞERÎF AYINA HÜRMET ETMELİ

İdrâkiyle şereflendiğimiz mübârek Ramazân ayına hürmet etmek lâzımdır. Hürmet etmek için de, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmeli, yasaklarından kaçınmalıdır. Oruç tutup da, çeşitli günâhlar işleyen, meselâ gıybet eden, yalan söyleyen, kalp kıran, harâmlardan kaçmayan bir kimse, Ramazân ayına hürmet etmemiş olur.

Muhtelif hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Ramazân ayına çok hürmet etmelidir. Onun rahmeti mü’minleri sevindiricidir. O öyle bir aydır ki; ilk günleri rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem ateşinden kurtulmaktır.”

“Eğer kullar, Ramazân-ı şerîf ayındaki fazîlet ve ihsânları bilselerdi, bütün senenin Ramazân olmasını isterlerdi. Çünkü bunda çok sevâp vardır.”

“Allahü teâlâ, Ramazân ayında günâh işlemeyi terkeden kimsenin, onbir aylık günâhını mağfiret eder.”

“Dikkatli olun. Ramazân ayındaki sevâp ve günâhlar katlarıyla yazılır. Ramazânda çok namaz kılınız. Çok Kur’ân-ı kerîm okuyunuz. Çünkü Ramazân ayında okunan Kur’ân-ı kerîmin herbir harfi için, Cenâb-ı Hak, Cennet bahçelerinden bir bahçe ihsân eder.”

“Ramazân ayında bir günâh işleyen, iki azâba müstehak olur. Ramazân ayında bir iyilik eden de, iki sevâba kavuşur.”

“Ramazân ayının gündüz ve gecesinde Kur’ân-ı kerîmden bir âyet okuyana, her harfi için bir şehîd sevâbı verilir.”

Ramazânda oruç tutmak hakkında diğer hadis-i şeriflerde buyurulmuştur ki:

“Ramazân orucu farz, terâvîh namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibâdetle geçirenin günâhları affolur.” [Nesâî]

“Ramazân orucunu tutup ölen bir mü’min, Cennete girer.” [Deylemî]

“Ramazân ayında âilenizin nafakasını geniş tutun. Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan [cihâd için] harcama gibi sevâptır.” [İbn-i Ebid-dünyâ]

“Oruçlunun susması tesbîh, uykusu ibâdet, duâsı makbûl, ameli de çok sevâbtır.” [Deylemî]

“Oruçlu kimse, çirkin konuşmasın. Birisi kendisine sataşırsa, ‘Ben oruçluyum’ desin.” [Buhârî]

Ramazân-ı şerîfte, oruç tutmak çok sevâbdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günâhtır. Hadîs-i şerîfte, “Özürsüz, Ramazânda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazândaki o bir günkü sevâba kavuşamaz” (Tirmizî) buyuruldu. Dînî bir ma’zeret varsa, Ramazân ayında oruç tutmamak, te’hîr etmek günâh olmaz.

RAMAZÂN AYI, AYLARIN EN KIYMETLİSİDİR   

İslâm âlimlerinin büyüklerinden İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi aleyh) buyuruyor ki:

“Ramazân-ı şerîf ayında kılınan nâfile namaz, yapılan zikir, verilen sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere ihsân edilen sevâb, başka aylarda yapılan farzlara verilen sevâblar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda, bir oruçluya iftâr verenin günâhları affolur; Cehennemden âzâd olur. O oruçlunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. O oruçlunun sevâbı da hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların işlerini hafîfleten, onların ibâdet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur. Cehennemden âzâd olur. Resûlullah, bu ayda, esîrleri âzâd eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene, bu işleri yapmak nasip olur.

Bu aya saygısızlık edenin, günâh işleyenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmelidir. Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır.

Bu ayı, âhıreti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur’ân-ı kerîm Ramazânda indi. Kadir gecesi, bu aydadır.

Ramazân-ı şerîfte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resûlullah, bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.

İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.

Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, “Zehebez-zama’ vebtelletil-uruk ve sebetel-ecr inşaallahü teâlâ” duasını okumak, terâvîh kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.

Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce müslümân affolur, âzâd olur.

Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytânlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır.

Allahü teâlâ, bu mübârek ayda, şânına yakışacak şekilde kulluk yapmayı ve râzî olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!

Allahü teâlâ Ramazân-ı şerîfin her gecesinde üç defa buyurur ki:

– Benden birşey istiyen var mıdır? İstediğini vereyim. Tevbe eden var mıdır? Tevbesini kabûl edeyim. İstiğfar eden var mıdır? Mağfiretime kavuşturayım.

Allahü teâlâ, Ramazân-ı şerîfin her gününde, iftâr vaktinde, kendilerine azap edilmesi gereken milyonlarca kişiyi Cehennemden azâd eder. Cuma günü ve gecesi olunca da, her sâatte azap edilmesi gereken bin kerre bin [ya’nî milyon] kişiyi Cehennemden âzâd eder.

Ramazân-ı şerîfin son günü olunca, o gün Ramazân-ı şerîfin ilk gününden son gününe kadar Cehennemden azâd ettiklerinin toplamı kadar kimseleri Cehennemden azâd eder.

Kadir gecesi olunca, Allahü teâlânın emriyle, Cebrâîl aleyhisselâm yeşil bir sancakla büyük bir melek kalabalığı içinde yeryüzüne inip sancağını Ka’be-i şerîfe’ye diker.

Cebrâîl aleyhisselâmın altıyüz kanadı vardır. Bu kanatlarını ancak Kadir gecesinde açar. Kanatları açılınca doğuyu batıyı kaplar. Cebrâîl aleyhisselâm meleklere:

– Muhammed aleyhisselâmın ümmetinin arasına girin, der.

Melekler de, aralarına girip, ibâdet eden, namaz kılan, zikreden kimselere selâm verip, onlarla musâfeha ederler. Duâlarının kabûl olunduğunu bildirirler. Tan yeri ağarıncaya kadar böyle devâm eder.

Daha sonra, Cebrâîl aleyhisselâm meleklere “Herkes yerli yerine gitsin” der. Melekler, Cebrâîl aleyhisselâma sorarlar:

– Ey Cebrâîl! Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın ümmetinin isteklerini verdi mi?

Cebrâîl aleyhisselâm şöyle cevap verir:

– Allahü teâlâ onlara nazar etti. Dört sınıf insan hâriç diğerlerini affeyledi. Bunlar: İçki içmeğe devâm edenler, ana-babasına âsî olanlar, yakın akrabâya ziyâreti terk edenler ve İslâmın doğru i’tikâdından ayrılanlar.

Bayram sabâhı olduğunda da, Allahü teâlâ, meleklerini her tarafa dağıtır. Melekler yeryüzüne inerler. Sokak başlarında dururlar. Cin ve insanlardan başka her canlının duyabileceği bir sesle seslenirler:

– Ey Muhammed aleyhisselâmın ümmeti, çok büyük sevâblar veren, büyük günâhları affeden Rabbinize dönün! derler.

Câmiye gitmek üzere evlerinden çıktıklarında, Allahü teâlâ, meleklerine şöyle buyurur:

– Ey benim meleklerim, siz şâhit olunuz ki, Ramazân-ı şerîfte oruç tutanlardan râzı oldum ve onları affettim.

Daha sonra Allahü teâlâ şöyle buyurur:

– Ey kullarım, bugün benden dilediğinizi isteyiniz! Bugün âhıretiniz için istediğiniz her şeyi veririm. Dünyânız için istediğiniz şeye de sizin için nazar ederim. Benim emirlerime uyduğunuz müddetçe, ben sizin hatâlarınızı, kusûrlarınızı örterim. Sizi rezil ve rüsvâ’ etmem. Sizler evlerinize mağfiret olunmuş olarak dönünüz. Zîrâ beni râzî ettiniz, sizden râzî oldum.

Ümmet-i Muhammed, Ramazân-ı şerîfte, iftâr ettiklerinde, melekler sevinir. Allahü teâlânın, ihsân buyurduğu büyük sevâbları birbirlerine müjdelerler.