Doğru Yolda Bulunmanın Önemi

Kur’ân-ı Kerîm’de, îmânın kıymeti hakkında, birçok âyet-i kerîme vardır; bunlardan üçünde buyurulmuştur ki:

“Îmân edip [inanıp] sâlih ameller [yararlı işler] işleyenlere gelince, işte onlar, halkın en hayırlısıdırlar (bütün insanların, yaratıkların hayırlılarıdır/en iyileridirler).” [Beyyine, 07]

“Eğer şükreder ve îmân ederseniz [şükredip inanırsanız] Allah size ne diye [niçin, neden] azap etsin? Allah, şükredenlerin mükâfâtını veren [Allah şükrün karşılığını veren] ve her şeyi bilendir.” [Nisâ, 147]

(Ey Resûlüm!) De ki: “Duânız [îmânınız, ibâdetiniz,kulluk ve yalvarmanız] olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? [Duânız olmasa, Rabbim size ne kıymet verir?]  (Ey inkârcılar! Size haber verdiklerimi, Resûl’ün bildirdiklerini) yalanladınız. Bu yüzden cezâlandırılmanız gerekecektir. [Resûl’ün bildirdiklerini kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!] [Furkân, 77]

Sevgili Peygamberimiz de, bir hadîs-i şerîflerinde buyurmuştur ki:

“Îmân etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de kâmil mü’min olamazsınız. Yaptığınız takdîrde sevişeceğiniz bir şeyi size söyliyeyim mi: Selâmı aranızda yayınız.” (Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn-i Mâce)

İstanbul Dâru’l-Fünûn Müderrislerinden ya’nî Eski İstanbul Üniversitesi Profesörlerinden, büyük âlim ve velîlerden Seyyid Abdülhakîm Efendi (rahmetullahi aleyh) buyurmuştur ki:

“Allahü teâlâ bir kuluna îmân vermişse ne vermemiştir ki? Îmân vermemişse ne vermiştir ki?”

Büyük muhaddis İmâm-ı Beyhekî (rahimehüllah), “Müslümânlar bozulduğu zaman, önceki âlimlerin doğru yoluna sarılmalısın! Bir kişi kalsan bile, o yoldan ayrılmamalısın” buyurmuştur.

Silsile-i aliyye büyüklerinden Hâce Ubeydullah-i Ahrâr (kuddise sirruh) buyuruyor ki: “Allahü teâlâ, Ehl-i Sünnet i’tikâdını kalbime koysa, üzerime bütün musîbetleri, belâları yığsa hiç üzülmem. Ama doğru i’tikâdı kalbime koymasa, bütün vâridâtı, keşf ve kerâmetleri, ni’metleri lutfetse, hâlimi perişân, istikbâlimi karanlık bilirim.”

Büyük âlim ve velîlerden, İmâm-ı Rabbânî [müceddid-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendî] hazretleri buyuruyor ki:

“İ’tikâd edilecek [inanılacak] şeylerde, bir sarsıntı olursa, kıyâmette Cehennemden kurtulmak hiç mümkün olmaz. İ’tikâd doğru olup da amelde [ibâdetleri yapmakta, harâmlardan kaçmakta] gevşeklik olursa, tevbeyle ve belki tevbesiz de affedilebilir. Cehenneme girse de, sonunda yine kurtulur. İşin aslı, temeli i’tikâdı düzeltmektir.” [C. I, Mektûb: 193]

Mısırlı âlimlerden allâme Ahmed et-Tahtâvî (rahimehullah) da şöyle buyurmuştur:

“Bugün, her müslümânın dört mezhepten birinde bulunması şarttır. Dört mezhepten birinde bulunmayan Ehl-i Sünnetten ayrılır.” (ed-Dürrü’l-Muhtâr hâşiyesi)

Ulemâdan Necmeddîn-i Gazzî (rahmetullahi aleyh) ise, “Ehl-i Sünnet âlimidemek, Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın gittikleri doğru yolda bulunan âlimler demektir. Sevâd-ı a’zam,ya’nî İslâm âlimlerinin çoğu böyle idiler. Hak olan cemâat ve 73 fırka içinde Cehennemden kurtulacağı bildirilmiş olan ‘Fırka-ı nâciye: Kurtuluş fırkası’ bunlardır” buyurmuştur.