Dînimizde Çocuk ve Torun Sevgisi

Dînimizin temeli, îmânı, farzları ve harâmları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslâmiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ, müslümanlara “Emr-i ma’rûf” yapmayı emrediyor. Ya’nî, benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz buyuruyor. “Nehy-i münker” yapmayı da emrederek, yasak ettiğini bildirdiği harâmların yapılmasına râzı olmamamızı istiyor.

Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: “Ey îmân edenler! Kendinizi ve âile efrâdınızı Cehennem ateşinden koruyun…..” [Tahrîm, 6]

Kur’ân-ı kerîmde, böylece nefislerimizi ve âile efrâdımızı, yakıtı insanlar ve taşlar olan Cehennem ateşinden korumamız emredilmektedir. Elli-yüz senelik kısa bir hayât için evlâdımızı dünyâ felâketlerinden korumaya çalıştığımız gibi, ebedî felâkete dûçâr olmamaları için âhıretlerini de korumamız lâzımdır.

Bir babanın, evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünyâ ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, îmânı, farzları ve harâmları öğretmekle, ibâdete alıştırmakla, kötü arkadaşlardan ve zararlı neşriyâttan korumakla olur. Bütün fenâlıkların başı, kötü arkadaştır. Kötü arkadaşları, onun, küstah, yalancı, hırsız, saygısız ve korkusuz olmasına sebep olabilir. Senelerce de bu kötü huylardan kurtulamaz.

Kendisinin yapması harâm olan herhangi bir şeyi çocuklarına yaptıran kimse, harâm işlemiş olur. Çocuklarına içki içiren, kumara alıştıran, müstehcen neşriyâtı okumasına sebep olan, yalancılık, hırsızlık gibi kötü huylara alıştıran, kıbleye karşı ayak uzatmasına sebep olan kimse, günâh işlemiş olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban, sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara müslümânlığı öğretmezseniz, mes’ûl olursunuz.” [Müslim]

“Çocuklarına Kur’ân-ı kerîm öğretenlere veya Kur’ân-ı kerîm hocasına gönderenlere, öğretilen Kur’ân’ın her bir harfi için, on kere Kâ’be-i mu’azzama ziyâreti sevâbı verilir ve kıyâmette, başına devlet tâcı konur. Bütün insanlar görüp imrenir.”

Torun sevgisi, evlâd sevgisinden daha ileridir. Resûlullah Efendimiz, namaz kıldırırken secdede, torunu Hazret-i Hasan, mübârek omuzuna çıkıp oturdu. Resûlullah Efendimiz, secdeyi uzatınca, sahâbeden, “acabâ emr-i Hak vâkı’ olup, vefât mı etti” diye düşünenler oldu. Namazdan sonra secdeyi niçin uzattığını soranlara buyurdu ki:

“Secdede iken torunum omuzuma çıktı. Gönlü oluncaya kadar indirmediğim için secde uzadı.” [Nesâî]

Resûlullah Efendimiz, Hazret-i Hasan’ı bir dizine, Hazret-i Hüseyin’i de öteki dizine oturtur, bağrına basar, sonra da “Yâ Rabbî, Sen, bunlara rahmetini ihsân et, ben bunları seviyor, bunlara şefkat duyuyorum” derdi. (Buhârî)