Çarşamba Günü Mi’râc Kandili İdi

Bilindiği üzere, içerisinde bulunduğumuz ve Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetli bir ay olan, bugüne kadar gelip geçen her ümmetin saygı gösterdiği, muhârebe etmenin günâh olduğu, harâm ayların ikincisi, üç ayların birincisi mübârek “Recep ayı”, 11 Mayıs 2013 Cumartesi günü başlamıştı. [Zâten “Receb”in kelime ma’nâsı da, “mürecceb, mu’azzam, muhterem, kıymetli” demektir.]

Bu ayın ilk Cum’a gecesi “Regâib Gecesi” idi[ki bu sene, 16 Mayıs 2013 – 06 Receb 1434 Perşembe günü idrâkle şereflenmiştik]. Bilindiği gibi, Receb ayının her gecesi kıymetlidir; her Cum’a gecesi de kıymetlidir; bu iki kıymetli gece bir araya gelince, dahâ da kıymetli olmaktadır. [Regâib gecesinin kıymeti, çeşitli hadîs-i şerîfler ile bildirilmiştir. 05 Haziran 2013 (26 Receb 1434) Çarşamba günü de “Mi’râc Kandili”ni idrâkle şereflendik.]

Bilindiği gibi, Sevgili Peygamberimizin Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Harâm ile, Kuds-i şerîf’teki Mescid-i Aksâ arasındaki seyâhatleri, geceleyin vukû’ bulduğu için, “gece yolculuğu yaptırılması” ma’nâsında bu olaya “İsrâ” denmiş, bu mübârek kelime, aynı olayı anlatan âyet-i kerîmeyle başlayan “İsrâ” sûresinin de adı olmuştur.

“Mi’râc” ise, sözlük ma’nâsı i’tibâriyle “merdiven” ve “yükseğe çıkmak” gibi ma’nâlara gelmekle beraber, Resûl-i Ekrem Efendimizin, “varlık ufuklarının üstüne, yüce makâmlara yükselmesi” demektir.

Nitekim Resûlullah Efendimiz, “Mi’râc hadîsleri”nde “yükseğe çıkarıldım” buyurduklarından, bu hâdise “Mi’râc Hâdisesi” diye anılmıştır.

 Peygamber Efendimiz, 52 yaşında iken, hicretlerinden 19 ay önce, Receb-i şerîf ayının 27. gecesinde, Melekût âlemini, kâinâtın hârikalarını seyir ve temâşâ etmesi için, Allahü teâlâ tarafından da’vet olundu.

Cebrâîl (aleyhisselâm) kendisine gelip onu, Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Harâm’dan, Kuds-i şerîf’teki Mescid-i Aksâ’ya ve oradan da göklere, bizlerin bilemediği yerlere götürdü.

İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: “Mi’râc, Resûlullah uyanık hâlde iken, rûh-ı tayyibesi ve mübârek bedeni ile birlikte oldu. Peygamberimizin Mekke-i mükerreme’den Kuds-i şerîf’e götürülmesi, âyet-i kerîme ile sâbit olduğundan, Mi’râcın bu kısmına inanmayan ‘kâfir’ olur. Göklere, bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise Ehl-i Sünnetten ayrılmış olur; ‘dâl (sapık)’ ve ‘mübtedi’ (bid’at ehli)’ olur.”

Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mi’râc’ta Cennet’i, Cehennem’i, sayısız şeyleri gördü. Kürsî, Arş ve Rûh âlemlerini de geçerek, bilinmeyen, anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde, mekânsız, zamânsız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı da gördü. Hiçbir mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı ni’metlere kavuşup bir anda, Kudüs’e ve oradan da Mekke-i Mükerreme’ye geldi.

Mi’râc hâdisesiyle, müslümânların îmânları kat kat kuvvetlendi, kâfirlerin ise düşmânlıkları arttı. Kâfirler, Peygamberimize inanmadılar; “Mescid-i Aksâ’nın kaç kapısı ve kaç penceresi var?”… gibi sorular sordular. Tabîî ki o, Mi’râc’da bunlara dikkat etmemişti. Ama o anda, Cebrâîl (aleyhisselâm), Mescid-i Aksâ’yı gözünün önüne (sanki bir televizyon gibi) getirdi ve onların suâllerine karşı doğru cevaplar verdi.

Mİ’RÂC GECESİ HEDİYELERİ

1- Peygamber Efendimiz, bu gecede, Cebrâil aleyhisselâmın geçemediği noktadan ötelere geçmiş, bilinmiyen bir şekilde, mekânsız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak, arada vâsıta olmaksızın Allahü teâlâyı görmüş ve konuşmuştur.

2- Îmân esaslarıyle ilgili Bakara sûresinin son iki âyeti ve ümmetinden şirk koşmayanların Cennete gireceği müjdesi, Peygamber Efendimizin mi’râc dönüşü biz ümmetine getirdiği en değerli hediyeler arasındadır.

3- Beş vakit namaz bu zamanda farz kılınmıştır [Önceden sabâh ve ikindi namazları olmak üzere iki vakit farz idi, Mi’râcta 5 vakte çıkarıldı].

4- Yine bu gecede, arada vâsıta olmaksızın, bizzât Allahü teâlâ tarafından Peygamber Efendimize vahyedilen İsrâ sûresinin 23. ilâ 39. âyetleri arasında belirtilen 12 madde bildirilmiştir:

 “Allaha hiç bir sûrette şirk koymayın. Anne ve babanıza hürmet ve itâat edin. Hısım ve akrabâya, fakîr ve yoksullara, gurbette kalmış kimselere, yolculara yardım edin. Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Yetîmlerin mallarına dokunmayın; onlara hoş muâmele edin. Zinâya yaklaşmayın. Haksız yere kimseyi öldürmeyin. Verdiğiniz sözü tutun. Ölçü ve tartıda doğruluğa dikkat edin. Bilmediğiniz bir şeyin ardına körü körüne takılıp gitmeyin. Yeryüzünde kibir ve gurûr taslayarak yürümeyin.”

Mİ’RÂC GECESİNDE NELER YAPMALI?

Peygamber Efendimiz o gece ve günü hakkında buyurdular ki:

“Receb ayında bir gece ve bir gün vardır ki, bir kimse o gece namaz kılsa, ibâdete devâm eylese, gündüzünde de oruç tutsa, kendisine, bir senenin bütün günlerini oruç tutmuş, bütün gecelerini ibâdetle geçirmiş gibi sevâb verilir. O gün, Recebin 27. günüdür.”

Bu mübârek gece vesîlesiyle ifâde edelim ki, bütün mübârek gecelerde, kazâ namazları kılmalı, Kur’ân-ı kerîm, İlmihâl ve diğer kıymetli kitapları okumalı, tevbe ve duâ etmeli, dîn kardeşlerimizi, sâlih akrabâyı ve âlimleri ziyâret etmeli, fakîrleri sevindirmeli, bütün müslümânların dünyâ ve âhiret saâdeti için duâ etmelidir.

Hülâsa, mübârek gecelerde, bedenî ve mâlî olarak yapabileceğimiz her türlü hayır ve hasenâtı yapmaya çalışmalıyız.