Bu Senenin Mübârek Ramazân Ayına Da Kavuşmak Üzereyiz

İslâmın beş şartından [ilk üçü olan kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak ve zekât vermekten sonra] dördüncüsü, mübârek Ramazân ayında, hergün oruç tutmaktır [Bilindiği üzere beşincisi de hacca gitmektir.]

Oruç tutmak, müslümânlara, Peygamber Efendimizin Mekke-i mümerremeden Medîne-i münevvereye hicretinden onsekiz ay sonra, Şa’bân ayının onuncu günü, Bedir gazâsından da bir ay önce farz kılındı.

“Ramazân”, sözlük ma’nâsı i’tibâriyle “yanmak” demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan ve tevbe edenlerin günâhları yanar, yok olur.

Peygamber Efendimiz, bir sene, Medîne-i Münevvere’deki Mescid-i Nebevîlerinde, Şa’bân-ı muazzam ayının son günü îrâd buyurdukları bir hutbelerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Ey müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece -ki bu Kadir gecesidir- bin aydan hayırlıdır, daha faydalıdır. Allahü teâlâ, bu ayda, hergün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvîh namazı kılmak da sünnettir.

Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmak gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka aylarda yetmiş farz yapmak gibidir.

Bu ay, sabır ayıdır. Sabredenin gideceği yer Cennet’tir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır.

Bu ayda mü’minlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftâr verirse, günâhları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem âteşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona sevâp verilir.”

Resûlullahın (aleyhisselâm) bu hutbesini dinliyen Eshâb-ı kirâm (radıyallahü anhüm) dediler ki:

“Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir oruçluya iftâr verecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Bu büyük sevâptan biz mahrûm mu kalacağız?”

Resûlullah (aleyhisselâm), Eshâbına şöyle cevap verdi:

“Bir hurma ile iftâr verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikrâm edene de, bu sevâp verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret ve sonu Cehennem’den âzâd olmaktır. Bu ayda, emri altında olanların vazîfesini hafîfletenleri Allahü teâlâ affedip Cehennem âteşinden kurtarır.” [Bu hutbenin devâmını inşâallah yarınki makâlemizde zikredelim.]

Resûlullah Efendimiz (aleyhisselâm) bir hadîs-i şerîfinde de: “Ramazân ayı gelince, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytânlar bağlanır” buyurmuştur.

ORUÇ HER DÎNDE VARDI 

 Âdem aleyhisselâmdan beri oruç tutulurdu. Ya’nî daha önceki ümmetler de oruç tutarlardı. [Meselâ kitaplarda, Davûd aleyhisselâmın orucu anlatılır; o, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi; bir sene böyle devâm ederdi. Bunun en fazîletli nâfile oruç olduğunu, Peygamber Efendimiz haber vermiştir.]

Bugün bozulmuş, aslından uzaklaştırılmış hâlde bulunan Yahûdîlik ve Hıristiyânlıkta da oruc vardı. Nitekim Kur’ân-ı kerîm’deki oruçla ilgili âyetlerde [Bakara, 183-185], bu ibâdetin daha önceki milletlere de farz kılındığı belirtilmektedir.

Hattâ aslı hak bir dîne dayanmayan, bâtıl, bozuk inançlarda da oruca benzer ibâdetler görülmektedir. Bu ibâdetler, daha önce o bölgelerde yaşamış Hak Peygamberlerden kalmış olabilir. Bozula bozula bugünkü hâle gelmiştir.

[Alfabetik olarak zikredecek olursak] Asurlular ve Babilonya’da oruca büyük önem verdikleri bilinmektedir.

Amerika’da Azteklerin ve Peruluların oruç tuttukları, hattâ Aztek’lerde ibâdetin büyük bir kısmının riyâzetten ibâret bulunduğu belirtilmektedir.

Brahmanizm’de mahallî ayların onbirinci ve onikinci günlerinde oruç tutmak gelenek hâline gelmiştir. Brahmanlar hasta ve yaşlıları dahî oruçtan muâf tutmaz, hattâ bazıları nefsânî arzûlarını yenmek için onbeş gün kadar oruç tutarlar.

Budizm’de oruç daha önemlidir. Gâyeye ulaşabilmek için konulan esâslardan biri, iki ayda bir oruç tutmaktır. Kurtuluş ancak arzûları terk etmekle mümkündür; bunun da bilinen ve en çok kullanılan şekli oruç tutmaktır.

Eski Mısırlılarda orucun genellikle dînî bayramların yanında yer aldığı görülmektedir.

Güney Asya’daki Hint dînlerinde oruç sıkı bir terbiye vâsıtası olarak hâlâ görülmektedir. Hinduizm’de oruç genellikle nefsi tezkiye için senenin muayyen günlerinde ve bayramlarda tutulur. Duâ ve ibâdetle geçirilen günlerde çoğunluk yemek yemez, bütün geceyi kutsal kitaplarını okuyarak geçirirler. Oruç daha çok, bazı besinleri yememe ya’nî bir nevi perhîz şeklindedir. Bazı günlerde ise sâdece kadınlar oruç tutarlar.

Maniheizm’de de oruç, perhîz ve riyâzetin bulunduğu bilinmektedir.

Manilik inancına göre oruç, ışığı gönderen güneş ve aya duâ etmek maksadıyla tutulur.

Romalılar ve Eski Yunanlıların da diğer milletler gibi, oruca önem verdikleri ve ictimâî felâketlerden kurtulabilmek için oruç tuttukları bilinmektedir.

İlkellerin inancı olarak kabûl edilen Totemizm’de ise perhîz ve riyâzet gibi fiiller ile tövbe törenleri dînin esâsını teşkîl eder.