Bir Günâh İşleyince Tevbe-İstiğfâr Etmenin Lüzûmu

Ekim ayının sonundaki bir makalemizde naklettiğimiz gibi, Abdullah bin Amr bin Âs (radıyallahü anhümâ),  “Kimde beş şey bulunursa, o kişinin dünyâ ve âhirette mes’ût olacağı”nı ifâde etmiştir.Daha önceki 4 makâlemizde, bunlardan üçü üzerinde birer nebze durmuştuk. Bugün 4. madde üzerinde, yarın da inşâallah 5. madde üzerinde durmaya çalışalım. Onlar da:

4. Bir günâh işlediğinde; “Estağfiru’llahel-azîm ve etûbü ileyh” demek.

5. “Lâ İlâhe illallah Muhammedün Resûlullah” kelimesini dilinden düşürmemek.”

Dördüncü maddeden dolayı, bugünkü makâlemizin başlığını, “Bir Günâh İşleyince İstiğfâr Etmenin Lüzûmu” şeklinde tesbît ettik.

İstiğfâr nedir?

“İstiğfâr”: “Mağfiret (bağışlanmak) istemek. Allahü teâlâdan kusurlarının ve günâhlarının affedilmesini, bağışlanmasını dilemek; tövbe etmek” demektir.

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:

“Biri günâh işler veya kendine zulmeder, sonra pişmân olup Allahü teâlâya istiğfârda bulunursa, Allahü teâlâyı çok merhametli, afv ve mağfiret edici bulur.” (Nisâ sûresi, 109)

Hadîs-i şerîfte de buyurulmuştur ki: “Günâh işlemiş kimse, abdest alır, iki rek’at namaz kılar, sonra istiğfâr ederse günâhı affolur.” (Kurretü’l-Ayneyn)

Hazret-i Ömer’in (radıyallahü teâlâ anh) şu sözü, ne kadar önemli bir tavsiyedir: “Sıkıntısı olan kimse çok istiğfâr okusun.”

Muhammed Ma’sûm Fârûkî (rahmetullahi aleyh): “İstiğfâr, belâ ve sıkıntıların giderilmesi için faydalıdır ve denenmiştir” buyurmuştur.

Ebû Saîd Muhammed el-Hâdimî’nin şu sözü de son derece mühimdir: “İstiğfâr, insanı her murâda (arzuya), âfiyete kavuşturur.”

“Üç kimse şeytânın ve askerinin şerrinden korunmuştur. Onlar da, gece-gündüz çok zikredenler (Allahü teâlâyı ananlar), seher vakitlerinde (sabâh namazı vakti girmeden önce) kalkıp istiğfâr edenler ve Allahü teâlânın korkusundan ağlayanlardır.” (Dârendeli Hilmî Efendi)

“Tevbe (Tövbe)”ye gelince:

“Tevbe”: “Harâm, günâh işledikten sonra, pişmân olup, Allahü teâlâdan korkmak, bir daha yapmamaya karâr vermektir”.

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

“Allahü teâlâ, tövbe edenleri sever.” (Bakara sûresi, 222)

 “Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tövbe ediniz ki felâh (kurtuluş) bulasınız.” (Nûr sûresi, 31)

Hadîs-i şerîflerde de buyurulmuştur ki: “En iyiniz, günâhtan sonra hemen tövbe edeninizdir.” (Hâdimî,Berîka)

“Tövbe eden, günâh işlememiş gibi olur.” (Berîka)

“Rûh gargaraya gelmedikçe, Allahü teâlâ kulun tövbesini kabûl eder.” (İmâm-ı Gazâlî, İhyâ)

Günâhlarınız çok olup göklere kadar ulaşsa, tövbe edince, Allahü teâlâ tövbenizi kabûl eder. (Berîka)

“Ey oğlum! Bir hatâ işlediğin zaman hemen tövbe et ve sadaka ver. Tövbeyi yarına bırakma. Çünkü ölüm, ansızın gelir.” (Lokman Hakîm)

“İnsanları iki şey helâk eder: Biri ‘tövbe ederim’ diyerek günâh işlemeleri, diğeri de ‘sonra yaparım’ diyerek tövbeyi geciktirmeleridir.” (Şakîk-i Belhî)

“Her uzvun tövbesi vardır. Kalbin tövbesi, harâm işleri yapmaya niyeti terk etmesi; gözün tövbesi, harâma bakmaması; ayakların tövbesi, harâma gitmemesi; kulakların tövbesi, haram şeyleri dinlememesi; karnın (mi’denin) tövbesi harâm yememesidir.” (Zünnûn-i Mısrî)

“Şartlarına uygun yapılan tövbe muhakkak kabûl olur. Tövbenin kabûl edileceğinde değil, tövbenin şartlarına uygun olup olmadığında şüphe etmelidir.” (İmâm-ı Gazâlî)

 “Günahtan sonra hemen tövbe etmek farzdır. Tövbeyi geciktirmek büyük günâhtır. Geciktirme için de, ayrıca tövbe etmek lâzımdır. Farzı yapmamanın günâhı ancak kazâ etmekle affolur. Her günâhın affı için, kalb ile tövbe etmek ve dil ile istiğfâr etmek (bağışlanmasını istemek) ve beden ile kazâ etmek lâzımdır.” (Muhammed Hâdimî)