Bayramın Ardından Birkaç Kelime

İçerisinde bulunduğumuz Şevval ayının birinci günü (23 Ekim Pazartesi) fıtır yâni Ramazan bayramının birinci günü idi. Her yıl, müslümanların sürûru, sevinci avdet ettiği, tekrâr geldiği için, bu sevinçli günlere “Iyd= Îd” denilmiştir. “Îd”, bayram demektir.

Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:

“Bir kimse, Ramazân ayında oruc tutmağı farz (ya’nî vazîfe) bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları afv olur.” [Sahîh-i Buhârî]

Ramazân-ı şerîfte tutulan oruç, şâyet hâlis bir niyetle tamâmlanırsa ona verilecek manevî ecir ve sevâba, insanlarca bir ölçü ve sınır konulmasına imkân yoktur. Çünkü Cenâb-ı Hak, “Oruç sırf benim için edâ edilen bir ibâdettir, onun mükâfâtını da ancak ben takdîr ederim” buyurmuştur.

Ramazan ayı boyunca insan, aslında ferdî ve sosyal olgunluğa erişmek için çok ciddî ve zor bir imtihândan geçer. Ramazan orucuyla, nefsânî arzûlarını, behîmî duygularını yenerek bu imtihândan yüz akıyla çıkanlar, Bayramı gerçek anlamda hak etmiş olurlar.

Ramazan ayında faydalı ve güzel işleri yapmaya alışan insan, yavaş yavaş kötülüklerden nefret etmeye, âdetâ meleklik vasfıyla vasıflanmaya da başlar. Önemli olan Ramazandan sonra da aynı alışkanlıkları sürdürmek ve bunları kalıcı hâle getirmeye çalışmaktır.

Âdil Halîfe, âlim ve velîlerden Ömer bin Abdülazîz hazretleri buyurdu ki:

“Senede dört geceye dikkat edip, ibâdetle geçirmek lâzımdır. Allahü teâlâ o gecelerde rahmetini saçar. Bu geceler, Recebin ilk cuma gecesi, Şâbanın onbeşinci gecesi, Ramazanın yirmi yedinci gecesi ve Ramazan bayramı gecesidir.”

Hazret-i Ali Efendimiz de, yılda dört geceyi tamâmen ibâdetle geçirirdi.

Bu geceler, Receb-i şerîfin ilk gecesi, Ramazân bayramı ve Kurbân bayramı geceleri ve Şâban-ı şerîfin onbeşinci gecesidir.

Görüldüğü gibi, kullarına, ana-babanın evlâdına olan şefkatinden daha şefkatli ve merhametli olan yüce Rabbimiz, ni’metlerini senenin her tarafına serpiştirmiştir.

DÎNİMİZE GÖRE, BAYRAMLAR İKİDİR

Dînimize göre, bayram ikidir. Birincisi, Arabî aylardan Şevvâl ayının birinci günü “Ramazân bayramı”; ikincisi, Zilhicce ayının onuncu günü “Kurbân bayramı”dır. Bilindiği gibi Ramazan bayramı üç gün, Kurban bayramı ise dört gündür.

Peygamber Efendimiz Medîne’ye hicret edince, Medînelilerin Câhiliye âdetlerinden kalma bayramları kutladıklarını gördü ve onları îkâz etti; “Allahü teâlâ, size onlardan daha hayırlı iki bayram (Ramazân ve Kurbân Bayramlarını) ihsân etti” buyurdu.

Ayrıca İslâm büyükleri, bir müslümânın Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak, günâh işlemeden, harâm lokma yemeden geçirdiği günleri de bayram kabûl etmişlerdir.

Müslümânlar bayram günlerine ayrı bir önem verirler. Zîrâ bu günler, günâhların affedildiği, birlik ve berâberlik duygularının pekiştirildiği, yoksulların sevindirildiği günler olması bakımından neş’e ve sevinç kaynağıdır.

Evet bayram günleri, günâhların affedildiği, rahmet kapılarının açıldığı günlerdir.

Yine bayramlar; müslümânların birbirleriyle kaynaştıkları, küs olanların barıştıkları, fakîr ve yetîmlerin sevindirildiği neş’e ve sevinç günleridir. Ramazân gittiği için değil, günâhlarımız affolup ni’mete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Ramazândaki sevâplar bilinseydi, her günün Ramazân olması istenirdi. Hadîs-i şerîfte, “Ramazandaki özel sevâplar bilinmiş olsaydı, bütün yılın Ramazân olması istenirdi” buyuruldu.

Bayramların cemiyet hayâtımızda çok özel yerleri vardır:

Bayram öncesinde, yiyecek, giyecek ve temizlik gibi hâzırlıklar yapılır. Bayram günlerinde herkes, temiz giyinir. Çocuklara yeni elbiseler alınır. Fakîr, öksüz ve yetîmler sevindirilir.

Çocuklar, gençler, olgunlar ve yaşlılar grup grup câmilere doluşurlar, büyük bir huşû içerisinde namazlarını edâ ederler.

Bayram namazından sonra bütün müslümânlar birbirlerinin bayramlarını tebrîk ederler, daha sonra âile büyükleri, akrabâ, dost, arkadaş, komşular ve tanıdıkları ziyâret ederek büyüklerin ellerini öpüp duâlarını alırlar. Bayramlar sevgi ve saygının artmasına vesile olur.

Bayram namazından sonra, kabirler ziyâret edilir; geçmişlerin, akrabâ ve dîn büyüklerinin rûhları için Kur’ân-ı kerîm okunur, duâ edilir ve sadakalar verilir.

Bayramlarımızdaki güzel âdetlerimizden biri de, yetîmler, fakîrler, garîpler ve çocukların sevindirilmesi, yardıma muhtaç kimselere yardım ellerinin uzatılması, ictimâî  yardımlaşma ve dayanışmanın tezâhür etmesidir.

Dînî bayramlar, milletimizin birlik ve beraberliğine ve dargınların, küskünlerin barışmasına vesile olduğu gibi, ölülerimizin bile sevinmelerine sebep olmaktadır. Çünkü kabirler ziyâret edilmekte, rûhlarına Fâtiha, diğer sûre ve duâlar gönderilmektedir.

Bayram günlerinde, evlerden kaçmamalı, gelen misâfirlerlere izzet-ikrâmda bulunmalı; akrabâyı, dostları ziyâret etmeli, bayramlarını tebrîk etmelidir. Çocuklar sevindirilmelidir. Bilhâssa, yetîm, kimsesiz çocuklar aranıp bulunmalı, bayram sevincinden mahrûm bırakılmamalıdır.

Bayram günlerinde, karşılaştığı mü’minlere güler yüzle selâm vermek, fakîrlere çok sadaka vermek, İslâmiyete doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabâyı, dîn kardeşlerini ziyâret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Görüldüğü gibi, bunlar cemiyet hayâtı için son derece lüzûmlu husûslardır.