Akıl Hakkında Birkaç Kelime

Makâlemizin hemen başında belirtelim ki, İslâmiyet, akla çok önem veren bir dîndir. Akıl bir ölçü âletidir; ama her işte ve hele dînî işlerde akla güvenilemez. Zîrâ akıl, göz gibidir; İslâmiyet bilgileri de ışık gibidir. Gözümüz, maddeleri, cisimleri karanlıkta göremez. Allahü teâlâ, gözümüzden faydalanmamız için, güneşi, ışığı yaratmıştır. Güneşin ve çeşitli ışık kaynaklarının nûru olmasaydı, gözümüz işe yaramazdı. Tehlikeli cisimlerden, zararlı yerlerden kaçamaz, faydalı şeyleri bulamazdık.

Dîn işleri, akıl üzerine kurulamaz. Çünkü akıl, bir kararda kalmaz. Akıl, insanlar arasında da eşit olarak bulunmaz. En yüksek akıl ile en aşağı akıl arasında binlerce derece vardır. Herkesin aklı, birbirine uymadığı gibi, hattâ aynı kişinin, selîm olmayan aklı da, bazen doğruyu bulur, bazen de yanılır ve yanılması daha çok olur. En akıllı denilen kimse bile, sadece dîn işlerinde değil, uzman olduğu dünyâ işlerinde de çok hatâ eder. Çok yanılan bir akla nasıl güvenilebilir? Devâmlı, sonsuz olan âhiret işlerinde, nasıl olur da, akla uyulur?

Akıl, insandan insana değiştiği için, bazı insanlar dünyâ işlerinde isâbet ettiği hâlde, bazıları yanılabilir. Şu halde “Aklın yolu birdir” demek te yanlıştır. Aklın belli bir sâhası vardır. Bunun dışındakileri ölçmeye, anlamaya gücü yetmez.  Onun için akıl, Allahü teâlâya âit bilgilerde ve dînî konularda ölçü olamaz.

Aklın anlayamadığı veya yanlış anladığı çok şey vardır ki, bunları ancak “Peygamber”lerbildirir. Peygamber, ilaçların tesîrlerini iyi bilen uzman bir tabip gibidir. “Peygambere lüzûm yoktur” demek, “tabîbe lüzûm yok” demekten daha yanlıştır. Peygamberin bildirdiği teklîfler, Allahü teâlâdan gelen vahiyler olduğu için, hepsi doğrudur ve tamâmı faydalıdır.

AKILLI KİMSELERİN FAZİLETİ

Akıllı kimseler hakkında hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

 “Akıllı kimse kurtuluşa ermiştir.” (Buhârî)

“Aklı olan kimse îmân eder.” (Beyhakî)

“Aklı olmayanın dîni de yoktur.” (Ebu’ş-şeyh)

“Allah indinde en kıymetliniz, akılca en üstün olanınızdır.” [İmâm Gazâlî]

“Kişi, ilmi ve aklı sâyesinde kurtulur.” [Deylemî]

“İnsanların yaptıkları hayırların mükâfâtı, akılları nisbetinde verilir.” [Ebuşşeyh]

“Akıllı, nefsini hesâba çeken ve ölümden sonrası için amel edendir.” [Tirmizî]

“Akıllı, Allahtan en çok korkan, O’nun emir ve yasaklarına en güzel uyandır.” [İbn-i Muhber]   

“AHMAK” TA’BÎRİ HAKKINDA:

Aklı az, görüşü kısa olan kişiye “ahmak” denilir. Sırrî Sekatî’nin de (kuddise sirruh) bir ahmak tarîfi vardır: “Bir kimsenin ahmak olduğuna alâmet, kendi aybını bırakıp, başkasının aybıyla uğraşmasıdır.”

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (rahmetullahi aleyh) de: “Bile bile hatâda ısrâr eden ahmaktır” buyurmuştur.

Hadîs-i şerîfte: “Akıllı kimse, nefsine uymaz ve ibâdet yapar. Ahmak olan nefsine uyar, sonra Allah’ın rahmetini bekler” buyurulmuştur. (Berîka)

Büyük âlim ve velî İmâm-ı Rabbânî buyuruyor ki: “Dünyâyı ele geçirmek için âhireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak ahmaklıktır.”  “Mahlûkâtın, yaratılmışların en ahmağı nefistir. Çünkü dâimâ kendi aleyhine, zararına olan şeyleri ister.”

Hazret-i Îsâ aleyhisselâm da: “Anadan doğma körlerin görmesini sağlamak, hattâ ölüleri diriltmek bana zor gelmedi. Fakat, ahmak olana, doğru sözü anlatamadım” buyurmuştur.

Hazret-i Ömer(radıyallahü anh)’in şu tavsiyesi de çok câlib-i dikkattir: “Ahmakla arkadaşlık etmekten kaçın. Çünkü, ekseriyâ sana iyilik yapayım derken, zararı dokunur.”

Büyük İmâm Ca’fer-i Sâdık hazretleri: “Ahmaklar arasında bulunan horlanır, âlimler arasında bulunan hürmet görür” buyurmuştur.

Hadîs-i şerîfte de buyurulmuştur ki: “Ahmağa verilecek en güzel cevap, sükûttur.” (İbn-i Hibbân)

Hazret-i Ali (radıyallahü anh) efendimiz, dirilmeye inanmayan bir ateiste:

“Biz inanıyoruz. Diyelim ki senin dediğin gibi tekrar dirilmek olmasaydı, inanıp ibâdet etmekle bizim hiç zararımız olmazdı. Bizim inancımız doğru ise -ki kesinlikle öyledir- sen sonsuz olarak ateşte yanacaksın” buyurmuştur.

Ateist ölünce, kendi inancına göre, yok olacak. İslâmiyet’e göre ise, o Cehennem’de sonsuz azâp görecektir. İnanan da, sonsuz nimetler içinde yaşayacaktır. Aklı, bilgisi olan bir insan, bu ikisinden elbette, ikincisini yanî îmânı seçer.

Sonsuz azapta kalmak, bir ihtimâl bile olsa, bunu hangi akıl kabul eder? Halbuki, âhiret hayâtı, bir ihtimâl değil, apaçık bir gerçektir. 6 “Ülü’l-azm” peygamber, 313 “Resûl” ve 124.000’den fazla “Nebî” âhiret hayâtının varlığını bildiriyorlar. 100’ü küçük, 4’ü büyük olmak üzere 104 semâvî kitapta da şeksiz-şüphesiz bir tarzda Cennet ve Cehennem’in mevcûdiyeti bildirilmiştir.

O hâlde azıcık aklı ve ilmi olanın, Allah’a, Kitâba, Peygambere ve âhirete inanması gerekir. İnanmamak, ahmaklık olur.

Başına gelecek işlerden dolayı bir tedbîr almayan, istikbâlini düşünmeyen kimseye akıllı denir mi? Hz. Ali’nin buyurduğu gibi, ihtiyâtlı, tedbîrli olmak mı akıl kârıdır, yoksa sonsuz tehlikeyi göze almak mı?